M.Akif'le yapılan son söyleşi

türkçeci

New Member
ÖgretmenForum Üye
Mehmet Akif Türkiye'ye döndüğünde hastaydı ve kurtulamadı. Son günlerini Taksim'de Mısır Apartmanı'ndaki evinde doktor ve hastabakıcıların gözetiminde geçiren şairle son röportajı 1936 senesinin temmuz ayında Sedat Simavi'nin haftalık Yedigün Dergisi adına Feridun Kandemir yaptı.
- Özledin mi bizi üstat?...
- Özlemek mi oğlum, özlemek mi? Mısır'dan üç gecede geldim. Bu üç gece, otuz asır kadar uzun sürdü. Orada 11 yıl kaldım. Fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım, çıldırırdım.
- Hasret!...
- Çok acı...
- Ya kavuşmanın sevinci?
- Onu sorma oğlum. Onu ben kendi kendime bile soramıyorum. Ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm, hiçbir şey göremedim. Cennet gibi yurdumdayım ya. Çok şükür. Karaciğerim, dalağım şişmiş, geldik, yattık burada. Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak?
- İstanbul'u yeniden görmek nasıl bir duygu?
- Evet... İstanbul'dan, milli mücadele aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım. Ankara... Yarabbi ne heyecanlı, heyecanlı günler geçirmiştik... Bursa'nın düştüğü gün... Ya Sakarya günleri... Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla ye'se düşmedik. Zaten başka türlü çalışılabilir miydi? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz... Fakat imanımız büyüktü.
- İstiklal Marşı'nı nasıl yazdınız?
- Bu ancak ümitle, imanla yazılır. O zamanı düşünün... İmanım olmasaydı yazabilir miydim? Şu var ki, İstiklal Marşı'nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihi bir değeri vardır.
- Ya büyük zafer üstadım. O anda ne duydunuz?
- Ah... Allah'ım ne muazzam zaferdi o!.. Ortalık hercü-merç oldu...Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Ve biz, mest olduk!..
- O zaman bir şey yazmadınız mı?
- Artık benim ne düşünecek, ne duyacak, ne yazacak, hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı.. Bizim dilimiz tutulmuştu. Ordu, bizzat yazıyordu.
- Mısır'da nasıl vakit geçirdiniz?
- Kahire'nin yirmi beş kilometre cenubunda Hilvan vardır. Sakin asude bir köşedir. Orada oturdum. Zaten, tab'an münzevi bir adamım. Gürültüyü sevmem. İstanbul'da iken de böyle idim. Mısır'da da Darülfünun işi çıkıncaya kadar Hilvan'da yaşadım. Son zamanlarda Kahire'ye indim.
- Sevdiniz mi Mısır'ı?
- Var, güzel tarafları var... Bilhassa kışın... Fakat bir yaz günü İstanbul... Bu doğup büyüdüğüm, bütün dostlarımın yaşadıkları İstanbul, hele Boğaz gözlerimin önüne gelince...
- Zevklerinizi sorabilir miyim üstadım?
- Zevk mi?. Benim zevklerim mi?. Eğer sevdiği eserleri okumak, hoşlandığı mevzuları yazmak için uğraşmak, nihayet düşünmek, yapayalnız, bir köşeye çekilerek, sessiz sedasız düşünmek bir zevkse.. Eh benim de zevklerim var demektir.
- Son şiiriniz?
Mısır'da geçen sene bir resmimi çekmişlerdi. Güneşli bir hava idi, gölgem de upuzun, kumlarda duruyordu. Bu resmin altına şöyle yazmıştım:

Hepsi göçmüş,hani yoldaşlarının hiçbiri yok
Sen mi kaldın yalnız,kafileden böyle uzak
Postu sermekse meramın yola,serdirmezler
Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak

alıntıdır...
 
Üst