Doğu ve Batı Mitolojilerinde Hayvan Motifi - Sürüngenler

  • Konbuyu başlatan badem
  • Başlangıç tarihi
B

badem

Guest
1
DOGU VE BATI MiTOLOJiLERiNDE HAYVAN MOTiFi
II. Sürüngenler, Balıklar, Kanatlılar ve Mitolojik Hayvanlar
Altan ARMUTAK*
Giris
Çalısmamızın ilk bölümünde de belirtildigi gibi zoomorfizm (animalizm) ve
antropomorfizm, insanlık tarihinin erken dönemlerinde dini düsüncenin gösterdigi önemli
gelisim basamaklarıdır. Zoomorfizm evresinde insanlar, tanrıları hayvan biçimli varlıklar
olarak düsünürlerken, antropomorfizm evresinde ise tanrılar artık, insan seklinde tasarlanmıstır. Zoomorfizm de hayvanların kayıtsız üstünlükleri kabul edilirken, antropomorfizm’de insan kendi üstünlügünü kabul etmis ve hayvanlara da bunu kabul ettirmistir. Bu iki önemli evreyi birbirine baglayan gelisim, uygarlıgın yükselmesi ve yükselen uygarlıga baglı olarak da insanoglunun dogaya hakim olusudur .

Sonuçta; hayvanlara karsı baslangıçta korku ve hayranlık duyarak onları tanrıları olarak
kabul eden insanoglu, zamanla, tümüyle kendi ürünü olan uygarlıgını gelistirmis ve kendi
kendisine hayranlık duyarak insanın tanrısının ancak insan biçimli olabilecegi sonucuna
varmıstır. Dünya üzerinde yer alan kültürlerin büyük bir çogunlugunda, zoomorfik ve
antropomorfik evreler zengin mitolojik renklere sahip evrelerdir ve bu evrelerde sekillenen
mitolojik olayların çogunda da hayvanların önemli roller üstlendikleri saptanmıstır.
Dogu ve batı mitolojilerinde memeli hayvan motiflerini inceleyen çalısmamızda oldugu
gibi, bu çalısmada da, çoktanrıcı (politeist) dinlerin mitolojilerinde önemli bir yer tutan
sürüngen, balık, kanatlı ve mitolojik hayvan motifleri incelenerek sonuçta insan-hayvan
iliskilerinin kökenleri ve gelisimleri tek tanrıcı döneme degin bir bütün olarak ortaya konulmaya çalısılmıstır.
Materyal ve Metot
Arastırmanın materyalini Dogu ve Batı mitolojilerini konu edinmis Türkçe, çeviri ve
yabancı dillerde yazılmıs yayınlar olusturmustur. Bu kaynaklardan elde edilen bilgiler hayvan
türlerine göre sınıflandırılmıs ve bazıları veteriner hekimlik yönünden de önem arz eden
sürüngenler, balıklar, kanatlılar ile mitolojik hayvanlar baslıkları altında toplanarak bunlara ait mitolojik bilgiye ve karsılastırmalı yorumlara yer verilmistir.
Bulgular
Sürüngenler
Yılan: Bu sınıfın en önemli temsilcilerinden olup, deri degistirmesinden dolayı
ölümsüzlügü sembolize eder. Kutsal ve kimi yerlerde de tanrı olarak kabul edilir. Yılan kültü
(tapımı), ilkçagda çok yaygındır. Toprak altında yasayan yılanların, ölü atalarla iliskisi
bulunduguna ve ölü ataların ruhlarını tasıdıgına inanılır. Yılan çogunlukla yeryüzünün ve yer
altının simgesidir. Amerika yerlileri için yeraltındaki güçlerin tümü yılana aittir. Yunan
mitolojisinde ise, topraktan yaratılanların tümü yılan biçimlidir.Günümüzdeki ilkel
topluluklarda da yılan tapımı (kültü) süregelmektedir . Yılan ayrıca sular tanrısıdır ve
dünyada agaç köklerinin arasında yasar . Afrika yerlileri arasında da en yaygın totem
yılandır . Yunanlılar sifa verici tanrılarla iliskili olduklarını düsündükleri için yılanları ev
hayvanı olarak bulundurmuslardır. Asası iki yılanla sarılı olan Hermes bunun tipik bir örnegidir.
Budizm’de aynı yönde görüsü Buda’nın öyküsünde sergiler. Buda insan baslı bir yılan olan
“Naga”ya dönüsür ve bu formdayken hastalık ya da kıtlıktan zarar gören insanlara yardım eder.
Deri degistirmesi yeniden dogum olarak kabul edilir . Eski Mısır inancına göre, Nil nehrinin
kaynagı olan iki magarada “Agathodameon” adlı bir yılan yasar . Mitolojilerde yılan daima
devlestirilir. Sümerlerde, Etilerde ve diger Anadolu uygarlıklarında bir dev yılan öyküsüne
rastlanılır. Özellikle Mezopotamya’daki ünlü Gılgamıs Destanı’nda yılanın özel bir yeri vardır.
Yılan bu destanda, Gılgamıs’ın elindeki gençlik ve yasam veren otu yiyerek gömlegini
degistirme özelligi kazanır. Babil tanrılarından Marduk, devlerle savasırken yanında çok kez
yılanlar bulunur . Anadolu, _ran, Hindistan ve Mezopotamya’yı kapsayan çok genis bir
cografyada inanılan Mithra adlı tanrı, arslan baslı bir yılan olup atesi simgelemektedir. Mithra
resimlerde günes ile beraber gösterilir. Mitra dininde yılan; hayat bitkisini, hayat agacını ve
iyilik yapıp hastaları iyilestirmesini bilen ilahı simgelemektedir .
Tanrı Apollon, Delphoi tapınagında yasayan ve kehanetlerde bulunan toprak ana
Gaia’nın oglu dev piton (python) yılanını, tek kahin kendisi olmak için öldürür. Delphoi’nin
eski adı da bu python’un adından gelmekte olup, Delphoi tapınagının kuruldugu kayalıktaki
magarada yasayan dev piton yılanı bu içinden dumanlar çıkan magaranın üstüne kurdugu üç
ayaklı sehpa üzerinde oturur .Ayrıca yine tanrı Apollon, bir kral kızıyla birlikte olabilmek
için yılana dönüsür. Bu arada Herakles ise “Hydra” adındaki yılan-ejderi ortadan kaldırır.
Herakles, Pirene (Pyrene) adlı bir kızı da bastan çıkarır. Ondan bir yılan doguran genç kız bunun utancıyla daglara kaçar ve bu daglar günümüzde kızın adıyla anılır .
Hekimlik sanatını daha dogmadan önce tanrı Apollo’dan ögrenen Centaur (at adam)
Kheiron’un Akhilleus ve Aesculap adlı çok basarılı iki ögrencisi vardır. Bunlardan Akhilleus,
Kheiron’dan ögrendigi hekimlik sanatını ve edindigi ilaç bilgisini Troya savasında yaralılar
üzerinde kullanırken, diger ögrencisi Aesculap ise bir süre sonra Tıp Tanrısı olacak ve onun
adına tapınaklar kurulacaktır . Aesculap bir ölüyü diriltecek denli büyük bir hekimdir.
Bu nedenle tanrılar tanrısı Zeus’un hısmına ugrar ve bir yıldırımla yok edilir. Tıp Tanrısı
Aesculap, elinde tuttugu ve üzerine yılan sarılı bir asa ile betimlenir. Bu tabloda yılan; hayatın
gücünü, insanları besleyip iyilestiren bitki ve agaçları yetistiren topragı, yeraltını ve yeryüzünü ve sık sık deri degistirmesi nedeniyle gençligi, dinçligi ve yasama gücünü simgeler Bu nedenlerden ötürü bir süre sonra yılan hekimliklerin sembolü haline gelir .
Hititlerde büyük yılan “Asertu” kutsal bir canlı ve ulusal bir tanrıdır ve “Illuyanka
(İlluviyankas)” ise, büyük mitolojik bir yılandır. Bu yılan kimi yerlerde tanrılarla kimi yerlerde de kartallarla savasır. Bu dev yılana karsı savasan bir tanrıça, tanrılara törenler tertipler ve fıçılar dolusu içkiler hazırlatır. Daha sonra _lluyanka’yı ve çocuklarını da törene davet eder. Dev yılan çocuklarıyla beraber gelip yer, içer ve iyice siser. Yılan çocuklarıyla beraber yuvasına dönmek üzere giderse de yasadıkları yerlere artık sıgamadıklarından tanrıça ve diger tanrılar onları iplerle baglayarak yok ederler. Yine, Hitit ülkesinin koruyucu tanrısı Sandu, azgın bir düsman olarak betimlenen bir yılanı dev bir topuzla öldürür . Orpheus dini inananlarınca Antikçag’da evrenin olusumu tanrıça Kibele (Kybele) ile “Ofiyon” adlı yılanın sevisme sarsıntılarıyla açıklanmaya çalısılır. Antik Yunan’da bazı kralların yılan olduguna inanılır. Sümer’lerin yaratılıs efsanelerinde de gökyüzü ve yeryüzü tanrılarını yaratan Lakmu ile Lakamu, erkek ve disi birer yılandır. Aztekler ise insanların “Siyuakotl” adındaki bir yılan-kadın’dan türedigine inanırlar . Hintlilerin kutsal kitabı Vedalardaki yılan ile bogusma sahnesi, dogrudan dogruya dogayı simgeleyen bir semboldür Roma mitolojisinde “Basilikos” adında bir yılanın özellikleri anlatılır. Bu yılan bir bakısta insanları öldürür. Ancak bir gün kendisini aynada görünce, bakar bakmaz kendisini de öldürür. Basilikos, kuluçkadaki bir kurbaganın altındaki horoz yumurtasından olusmustur .
Japon mitolojisinde ise, “Yamato No Oroçi” adlı sekiz baslı bir yılan ülkenin huzurunu
bozar. Bunun üzerine öldürülen yılanın kuyrugunda tasıdıgı ayna, kılıç ve mücevherler,
imparatorlugun kutsal hazinelerini olusturur .
Eski Mısır’da gökte yasayan “Apofi (Apapa)” adlı bir yılan vardır ki bu yılan her gün
günesi dogudan batıya dogru tasıyan günes tanrısı Ra’nın pesinden gider, onu sokmaya çalısır
ve bir gün sokup öldürür. Ancak tanrı İsis, Ra’yı iyilestirir Yine Eski Mısır’da ilkel
kaotik yapıyı “Ogdoadlar” denilen ve “Nun-Naunet-Kuk-Kaulet” adlı dört yılan ile “Huh-
Haulet-Amon-Amonet” adlı dört kurbaganın olusturduguna inanılır ve bu kaosu tanrı Aton’un
sulardan çıkarak düzene soktugu ileri sürülür .Asagı Mısır Krallıgında hayvan-tanrı kobra
yılanıdır. Mısır’da kozmogoni (evrendogum) ile ilgili dört yılan “Uçurum-Karanlık-Görünmez Su” vardır. Evrenin çevresinde de “Apofis” adlı kozmik bir yılan bulunmaktadır. Bu yılanın yırtıcı gücünden korunmak için dinsel ayinler yapılır. Çünkü Apofis kesinlikle tam olarak öldürülemez . Mısır düsüncesinde en önemli ve esaslı rol günese aittir. Horus ise günesi ifade eden bir tanrıdır. Kardesi Seth ile yaptıgı kavgada bir gözü çıkar ve Horus, çıkan
gözünün yerine “Uraeus” adlı bir yılanı takar. Bu yılan daha sonradan firavunların egemenlik
simgesi olmustur . Ölen yılanlar tapınaklara gömülür .
Eski İran hükümdarları saraylarına alacakları hekimin bilgisini ölçmek üzere, kendilerini
bir yılana sokturup hekimi tedaviye mecbur bırakırlar. Hekim, ancak hükümdarın iyilesmesini
saglayabilirse, bilgisini ispatlamıs olur ve saraya kabul edilerek görevine baslar .
İskandinav tanrısı “Votan” sık sık yılan kılıgına girer. Slavların efsanevi kahramanı
Vseslaviç bir yılanın ogludur. Totemlerinin çogu yılan olan ilkel toplumlar, yılanları deri
degistirdiklerinden ötürü ölümsüz saymıslar ve ölümsüzlügü elde edemeyislerini de ona
baglamıslardır. Yılan, Eski Türklerin “12 Hayvanlı Takvimi”nde yer almıstır .
Bir Orta Afrika efsanesine göre; bir zamanlar insanlar da ihtiyarlayınca derilerini atarak
gençlesirler. Yalnız bu islemi yalnızken yapmaları gerekmektedir. _htiyarın birisi bu islemi
torununun gözleri önünde yapınca, tanrının gazabına ugrar ve insanlar böylesi bir nimetten
mahrum kalırlar .
Tibet’te yılan ve kus birlestirilir ve bu birlesik yaratıga boynuzlu bir insan bası konulur.
Aynı motif İran’da da vardır. Bunun ejderha motifiyle iliskili oldugu ileri sürülmektedir. Ayrıca Polinezya’da yılan tanrıyla kus tanrı arasındaki mücadele, agaç oymalara konu olmustur
Amerika’da Missisipi nehri ve Meksika vadisinin her yerinde tüylü ve boynuzlu bir
yılana inanılır ve saygı duyulur. Bölgedeki kızılderililer bu büyük, tüylü yılana taparlar ve ona
adaklarda bulunurlar
Timsah: En çok Eski Mısır mitolojisinde rastlanılır. Sular tanrısı Sobek timsah baslıdır
ve kutsal hayvanı da timsahtır . Ancak Mısır’ın her yerinde timsah kutsal kabul edilmez.
Bazı bölgelerde düsman sayılır. Halk evcil timsahlara bakar ve besler; kulaklarına küpeler,
ayaklarına bilezikler takar ve öldüklerinde bazıları mumyalanıp özel tabutlara konularak kutsal yerlere gömülürler . Timsahların, ölen insanlardan günahkar olanları öbür dünyada
parçalayacaklarına inanılır .
Kertenkele ve Bukalemun: Çogu ilkel toplulukların mitolojisinde, atesi yeryüzüne
getirerek insanları kurtardıklarına ve dünyanın yaratılısına yardımcı olduklarına inanılır .
Kaplumbaga: Yunan mitolojisinde genellikle pek yer almaz. Yalnız tanrı Apollon, bir
kralın çok sevdigi kızına yaklasabilmek için bir kaplumbagaya dönüsür ve kız kaplumbaga ile
oynamak üzere onu kucagına aldıgında birdenbire bir yılana dönüserek kızla çiftlesir .
Hint mitolojisinde tanrı Visnu, yeryüzüne ikinci kez bir kaplumbaga olarak iner.
Tanrıların denizleri karıstırmak için tersine çevirdikleri bir dagın ucu, dünyanın dibini delmesin
diye de sırtındaki kabugu dagın sivri ucuna dayar . Hint mitolojisinde dünya bir
kaplumbaganın sırtından dogan bir filin üzerinde bulunur. Çinlilerde kaplumbaga dünyayı
destekler ve her bir ayagı bir elementi ya da dünyanın bir kösesini temsil eder. Taoculukta ise,
evreni temsil eder ve kutsal güçlere sahip bir hayvan olarak kabul edilir. Kaplumbaga
yumurtasının kabugu kutsamada kullanılır. Polinezya yerlileri de kaplumbagayı okyanus
tanrılarının gücü olarak sembolize ederler .
Afrika mitolojisinde tanrının ilkin kaplumbagaları yarattıgı, sonra bunu insanların ve
tasların izledigi bildirilir. Ancak kaplumbaga ve insan zamanla çocuk istedikleri için tanrı
tarafından ölümlü olmakla, tas ise çocuk istemedigi için ölümsüzlükle ödüllendirilir .
Kızılderili mitolojisinde de kaplumbaga, tanrı Maheo’nun istegi üzerine yeryüzündeki
topragın ilk olarak olusumunda rol oynar. Tanrı Maheo, suyun dibinden çıkarttıgı çamuru,
kaplumbaganın sırtına yıgmıs ve yeryüzündeki toprak buradan köken almıstır. Bu nedenle
kızılderililer ona “Kaplumbaga Büyükanne” adını verirler . Bazı kızılderili
kabilelerindeyse, kaplumbagaların suyun dibine kadar indiklerine, ancak bu sırada gözlerine ve kulaklarına çamur dolduguna ve bu çamurun daha sonra kurutulup bir ada yapıldıgına ve
dünyanın da bu adadan olustuguna inanılır .
Balıklar
Balık (Genel): Dogu ve batı mitolojilerinin çogunda kutsal olup, Sümer tapınaklarının
kutsal hayvanı balık kuyruklu bir koyundur. Burada tanrı Ea’nın rahipleri de balık biçiminde
giysiler giyerler. Hint tanrısı Visnu, yeryüzüne ilk inisinde balık biçimine bürünür. Seytan’ın,
Brahman’ın yazdıgı kutsal Vedaları denizin dibine atması nedeniyle balık biçiminde yeryüzüne
inmis ve denizi dibinden kutsal kitabı çıkartmıstır. Bu arada insanların kötülügü seçtiklerini
gören tanrılar, onları tufanda bogmuslar, sadece Manu adındaki bir insancık bir tepenin üstünde
sag olarak kalmıstır. Balık Visnu, bu insanı sırtına alarak yüzmüs ve suların çekildigi bir kara
parçasına onu bırakarak insan soyunu yok olmaktan kurtarmıstır. Denizci toplumlarda balıkların iyi sans ve mutluluk getirdiklerine inanılır .Germen kavimlerinin kötü seytanı Loki
arasıra balık kılıgına girer ve balık agını icat eder. Loki’nin oglu vahsi kurt Fenris’in tasması da
balıkların solugundan yapılmıstır. Balıkların soluklarını bu tasmanın yapımında
kullandıklarından bu nedenle artık solumadıklarına inanılır . Kızılderililerde Tanrı Maheo,
ilk önce dereleri yaratır ve sonra bu sudan canlıları yaratır. Önce derin su balıklarını, sonra
kumlarda yasayan diger deniz hayvanlarını ve gölün dibini yaratır; buradan da sularda yasayan
kusları meydana getirir . Bedevilerde, ay ile günesin ortak bir düsmanı olduguna inanılır.
Hüt adı verilen ve büyük bir balık olarak düsünülen bir dev, ara sıra onları yutmaya çalısır.
Fakat ancak bir kenardan kavrayabildiginden, ay ve günes Hüt’den kurtulmayı basarırlar ve hep
yasarlar. Bedeviler mızrak ve silahlarını alıp “Ya Hüt, ayımızın rahatını bozma!” diye
bagrısırlar .
Deniz kızları olarak da adlandırılan sirenler; belden yukarısı kadın ve belden asagısı
balık olan kötücül deniz perileridir. Deniz kıyılarındaki kayalıklarda yasarlar ve hiçbir insanın
dayanamayacagı kadar güzel seslidirler. Kayalıklarda dayanılamayacak güzellikte sarkılar
söyleyerek denizcileri ve gemileri kayalıklara çekerek parçalarlar. Ünlü destanda Odysseus,
gemicilerinin kulaklarını balmumuyla tıkayıp kendini de bir direge baglayarak onların sesine
kapılmaktan kurtulur. Sirenleri gören hiç kimse sag kalmadıgından nasıl oldukları ve neye
benzedikleri bilinmemektedir. Homeros onların kus kanatlı olduklarını belirtir. İlkel denizcilikte kayalıkların birer ölüm yuvası olmaları nedeniyle tasarlanmıs olabilecekleri bildirilmektedir.
Yunan mitolojisinde kayalık korkusu nedeniyle kötülestirdigi ve ölüm çagrıcıları olarak
nitelendirdigi bu deniz kızları daha sonra siirlestirilirler .İlk kez adları Odysseus’da geçen
sirenler, kadın gövdeli, kus kanatlı ve güzel sesli olarak tanımlanırlar. Sonradan Ortaçagın
yarattıgı ve özellikle kuzey folklorunda görülen figürlerin ve baska mitolojilerin etkisi altında
sirenler kanatlı olmaktan çıkar ve yarı insan-yarı balık biçiminde mitolojik deniz kızlarına
dönüsür. Bugün için de, sirenler ya da deniz kızları denildiginde, belden yukarısı kadın, belden asagısı pullarla kaplı ve yüzgeçli yaratıklar akla gelir. Bu imge Yunan mitolojisine tamamen yabancıdır. Yunan mitolojisindeki sirenlerin balıkla hiçbir iliskisi bulunmamaktadır .
 
Üst