Doğu ve Batı Mitolojilerinde Hayvan Motifi - Kanatlılar

  • Konbuyu başlatan badem
  • Başlangıç tarihi
B

badem

Guest
Köpekbalıgı: Polinezya yerlilerinin köpekbalıkları hakkında olaganüstü fikirleri vardır.
Pek çok köpekbalıgını yakalayıp yerler ama, büyük mavi köpek balıgı yerlilerce bir tanrı olarak
kabul edilir. Rahiplerin görev alacakları tapınaklar yapılır ve buralarda balıkçılar ve denizde
diger bulunanlar, bu kutsal köpek balıkları için adaklar adarlar ve dualar ederler .
Balina ve Yunus: Memeli hayvanlar olmalarına karsın, fonksiyonel olarak yüzme
yetisine sahip olmaları ve tüm yasamlarını denizlerde geçirmeleri nedeniyle bu çalısmada
balıklar bölümünde degerlendirilmislerdir. Eski İskandinavya’da cadıların balinaları
sürebildiklerine inanılır. Japonya’da balina, okyanusların tanrısı için bir deniz-dagıdır. Kuzey
efsanelerinde dünyanın balinanın sırtında olduguna ve balinanın hareket etmesinin depremlere
neden olduguna inanılır. Apollo güçlü bir sekilde yunuslarla baglantılıdır ve onların sekline
girebilmektedir. Bu formdayken “Apollo Delphinos (Yunus Apollo)” olarak adlandırılır .
Eski Yunanlılar, yunusların müzigi sevdigine ve Apollon’un müzik tanrısı olduguna inanırlar.
Yunan mitolojisinde Odisseus, bir yunusun kalkanını deler. Ayrıca yine bu kültürün
mitolojisinde yunus balıkları, tanrı Dionysos tarafından denize atılmıs korsanlardır. Bu nedenle yunus balıkları insanlardan korkmazlar ve gemilerine yeniden binebilmek için deniz araçlarının pesinden giderler . Amerikan yerlileri yunusları, dünyalar arası elçiler olarak kabul ederler.Denizciligin ilk dönemlerinde yunuslar özellikle fırtına ve siddetli rüzgarlarla iliskili olarak hava tahminlerinde kullanılırlar .
Kanatlılar
Kus (Genel): _nsanlar çok yaygın bir inanısla, çesitli kuslara tapıp onları totem olarak
kabul etmislerdir. Totemlerine tapınılan kusların tüyleri de kutsal kabul edilir ve giysilere
takılır. Hititlerde tanrıların istek ve arzularının, kusların davranısları, nasıl uçup nasıl kondukları
ve gagalarını nasıl tuttuklarına bakılarak anlasılabilecegine inanılır. Eski Romalılarda da
kusların yem yemelerinden çıkartılan anlama “signa ex tripudiis” ve uçuslarından çıkartılan
anlama ise “signa ex avibus” adları verilir. Kus falı olarak adlandırılan bu inanıslar Hititlerde ve Eski Roma’da çok önemsenmistir. Roma _mparatorlugunda kusların davranıslarına bakılıp, bunlar incelenmeden hiçbir devlet isine karar verilip baslanmaz. Kusa bakma (Oionoskopia) ya da kus falı, Antikçag Yunanlılarca da paylasılan bir inanıstır. Buna göre, Zeus’un kusu olduguna inanılan kartal, Apollon’un kusu oldugu düsünülen atmaca ve Athena’nın kusu olan baykusun uçusları dikkatle incelenir ve bunlardan anlamlar çıkartılarak kehanetlerde bulunulmaya çalısılır.Gözlemci kisi yüzünü kuzeye döndügünde, dogu yönünden uçan kus (Deksios ornis) ugurlu, batı yönünden uçan kus (Ep’aristera petomenos) ise ugursuz sayılır. İskandinav mitolojisinde de kus diline daha dogrusu kusların ötüsürken konustuklarına inanılır . Pasifik Okyanusu’nda Papua ve Yeni Gine yerlilerinin yaptıkları bazı heykellerin yüzleri bir kusu andırır. Bazılarının bası üzerinde ise bir kus vardır. Bu durum, ölen birinin ruhunun öte dünyaya gidisine bir kusun eslik ettigi ya da ruhun kusa göçtügü seklindeki bir inançla açıklanır . Nuh Tufanı’na benzer bir inanısa Sümer mitolojisinde de rastlanılır ve yine burada bir kus basrolü oynar .
Karga: Genel olarak Yunan mitolojisinde ugursuz olarak kabul edilir. Nedeni de; tanrı
Apollon’a kötü bir haber getirmesidir. Apollon da bu habere çok kızmıs ve kargayı lanetlemistir.
O zamana degin beyaz renk olan karga, lanetlendikten sonra sonsuza degin siyah bir kus haline gelmistir. Tibet’de kargaların tanrılardan insanlara mesajlar tasıyan elçiler olduklarına inanılır.İskandinav mitolojisinde kargalara tanrısal nitelikler yüklenir. _skandinav tanrı Votan yanında
daima iki karga gezdirir ve onlardan hiç ayrılmaz Ayrıca Keltlerin bazı kollarında kargaya
tapılır . Alaska’daki Eskimoların inancına göre ise ilk canlı yaratık kargadır. Karanlıkta
duran bu karga, bir gün kendi bilincine varır ve ardından agaçlar dikip insanı yaratır .
Güvercin: Günahsız insanların ruhu olduguna inanılır Beyaz renginden dolayı
askın ve barısın sembolüdür. Antik Mısır’da güvercinlerin dört bir yana dogru salınmasının
ülkeye ve tanrılara iyi haberler getirecegine inanılmıstır. Halk güvercinlere saygı duymus ve
sevmistir. Güvercin tanrıça Venüs’e adanmıs olup, Venüs’ün Kythere’de bir tapınagı
bulunmasından ötürü “Kythere Kusu” adı verilir
Kartal: Mısır ve İran geleneklerinde günes tanrısı bir kartal olarak betimlenir. Kartallar
sans sembolü olarak görülürler ve Zeus’a kurban edilirler. Kartal bazı durumlarda Zeus’un
simgesidir; onun gücünü, zekasını ve kutsallıgını simgeler. Romalılar kartallara “fırtına
tasıyıcıları” adını vermistir. Roma _mparatorlugunda hükümdarlar kartalı, güç ve otoritelerinin bir sembolü olarak görmüslerdir. Bir imparator öldügünde, rahip, onun ruhunun ölüm sonrasında yeniden dogdugunu sembolize etmek için bir kartalı salıverir. Navaho kızılderilileri, bu hayvanı en güçlü ve bilge yaratık olarak görür ve en yüksek ideallerinin bir sembolü ve köylerinin koruyucusu olarak kabul ederlerdi. İskandinav mitolojisinde tanrılar tanrısı Votan, bir yerden çıkmak için hemen kartala dönüsür. Yine aynı mitolojiden kuzey gögünün egemeni dev Hrasvelg bir kartal olarak tasarlanır ve fırtınalar onun uçarken kanatlarını çırpmasından meydana gelir. Eski Türklerin dini olan Samanizm’de de kartal kutsallastırılır ve ayrıca Yakut Türklerince kartala tapılır. İlk samanın bir kartal olduguna inanılır. Aynu’larda kartal yaratıcı tanrı olarak kabul edilmistir. İlkel toplulukların çogunda kartal günesin yaratıcısı ya da günesin kendisidir ve onların ölenlerin ruhlarını öbür dünyaya götürdüklerine inanılır. Kartalın gelecekten haber verdigi de düsünülmüstür. Genel olarak kartal, gögün ve kozmolojik güçlerin simgesi sayılmıs, yönetici üstün güçlerle insanlar arasında arabuluculuk yaptıgı varsayılmıstır. Bu nedenlerden ötürü gelismis kültürlerde de genellikle kartalı öldürmek günah sayılmıstır
Atmaca: Günesi simgeleyen tanrı Horus, gökyüzünde burçlar üzerinde görülür ve bir
atmaca seklindedir. Bu kus göklerde uçar ve tanrı Horus’u temsil eder
Tavus Kusu: Tanrıça, Hera tavus kusunu hiç yanından ayırmaz. Gözlerini oydugu bir
canavarın renkli gözbebeklerini bu kusun kuyruguna serpistirir. Latin mitolojisinde tavus kusu
savas tanrısı Juno’ya adanır

Sahin: Mısır tapınaklarında, Ra bazen sahin baslı olarak tasvir edilmistir. Yunan ve
Roma’da kusun hızı, kutsama bilgisinin bir tasıyıcısı olarak Apollo ve Merkür ile
iliskilendirilmistir. Benzer olarak Hindistan’da, sahinin cennetten kutsal ve iyilestirici özelligi
olan, ölümsüzlügü saglayan “soma”yı getirdigine inanılmaktadır
Baykus: Bilgelik tanrıçası Atena, resimlerde ona eslik eden bir baykusla tasvir edilir.
Bundan dolayı baykusun zekayla güçlü bir iliskisi olduguna inanılır ve tanrıların bir elçisi olarak
kabul edilir. Yunan mitolojisinde Demeter’e kurban edilir, kutsal bir varlıktır Yunan-Roma
döneminde baykus, Minerva’nın kusu olarak tanınır
Leylek: Mısırlılar, leyleklerin çoçuklara iliskin sorumlulukların bir sembolü olduguna ve
yaslılıkla ilgili olduguna inanırlar. Yine leylegi adalet getirici olarak kabul ederler. Yunan
gizemcileri onu sadakat dolu ana tanrıça olarak görürler
Kugu: Kugu aynı zamanda müzik tanrısı olan Apolla’ya atfedilir. Kuguların öldükleri
zaman ona özel bir sarkı söylediklerine inanılır. Antik İskandinav efsanesinde, Odin’in on üç
kızının kugu sekline girebildigi anlatılır. Kusun beyaz rengiyle birlikte oldugunda bu, ay ve ay
büyüleriyle güçlü bir iliski olusturur
Kaz: Evrenin olusumunda tanrı Ra’nın ilk biçimidir. Evren ilkin Nil nehrinin
çamurlarından olusmus bir durumdadır. Bir süre sonra bu çamurlu su azalıp kurumaya baslar ve sonuçta ortaya bir ada çıkar. Adanın üstündeyse bir yumurta vardır. Bir süre sonra bu yumurta çatlar ve içinden bir kaz çıkar. Hemen uçmaya baslayan bu kaz tanrı Ra’dır. Onun uçması
karanlıgı yok ederek adada canlı yasamı baslatır. Tanrı Ra sırasıyla bitkileri, hayvanları ve
insanları yaratır. Yine Eski Mısır’da Firavun Keops’un 110 yasındaki mitolojik büyücüsü Dedi, birçok kehanetlerde bulundugu gibi bir kazı önce ikiye ayırır sonra yapıstırarak
canlandırabilirmis. Eski Romalılar da Capitolium’u kazların kurtardıgına inanırlar . Hitit
kaya kabartmalarında kaz-ördek türünden evcil hayvanların evlerde yetistirildikleri görülür.
Bunların etleri, Mısır ve Hititlerde özellikle din adamlarınca tüketilir . Aynı sekilde Eski
Türklerce de kaz ve ördek eti, daha çok at eti tüketemeyen halk tarafından besin kaynagı olarak kullanılmıstır .
Tavuk: Kutsal sayılan bir kümes hayvanı olup eski Türklerde egemenlik simgesidir.
Oguz Kaan sag yanına kırk kulaç direk diktirip üzerine bir altın tavuk koyar; sol yanına da yine
kırk kulaç direk diktirip üzerine bir gümüs tavuk koyar . Eski Türklerin “12 Hayvanlı
Takvimi”nde yer almıstır . Britanya’da eski bir inanısa göre yeni ay zamanı yumurtadan
çıkan civcivler, digerlerinden daha hızlı büyürler. Bunu ayın büyütme gücüyle dolu olmasına
baglarlar. Romalı askerler civcivleri kendileriyle beraber savasa götürmüsler ve onların
hareketlerinde bir isaret aramıslardır. Buna dayanarak tehlikeye karsı tüylerini büyü yapmakta
ya da tıbbi amaçlı olarak kullanmıslardır. Civcivlerin tıbbi degeri çok daha önemlidir ve
özellikle soguk algınlıgının tedavisinde kullanılırlar . Eski Türkler ve diger Ural
kavimlerinde tanrılar için horoz kurban edilir. Bu daha çok kendilerine yeni ev yaptıranların
uydukları bir kuraldır. Buna göre, ev yapılırken evin belirli bir kösesine bir tanrı gelip yerlesir.
Aile halkının mutlulugu ve refahı, bu tanrının memnun edilmesine baglı oldugundan, daha evin temeli atılırken ev tanrısına düz beyaz bir horoz kurban edilir .
Yarasa: Memeli bir hayvan olmasına karsın, fonksiyonel olarak uçma yetisine sahip
olusları nedeniyle, bu çalısmada kanatlı hayvanlar bölümünde degerlendirilmislerdir. Yarasa,
Romalılarda hasta seytanın ve ölümün bir isaretidir. Karanlıkta görmesi nedeniyle yarasa kanını
gözlere sürmenin görüsü keskinlestirdigine inanılır. Yarasa kanı çesitli büyülerde kullanılır.
Dogu kültürlerinde yarasalar eglencenin ve uzun bir hayatın sembolü olarak kabul edilirler.
Babillilerde yarasa ruhun sembolüdür. Orta Amerikalı kabileler karanlıkta uçabildikleri için
yarasaları ruh rehberleri olarak görürler. Birçok Amerikan yerli kültüründe dünyanın döl yatagı
olarak kabul edilen magaralarda yasadıkları için, yeniden dogusun bir simgesi olarak
algılanırlar. Bazı Afrika kültürlerinde ise yarasaların ölü ruhları tasıdıklarına inanılır. Ayrıca
Avrupa ülkelerinde, geceleri mezardan çıkarak insanların kanını emerek yasayan yarasalara
vampir adı verilir ve bu inanç İskandinav kökenlidir
Mitolojik Hayvanlar
Ejderha: Çesitli hayvanların özelliklerini bünyesinde toplayan ve bundan dolayı-belkibütün
hayvanların gücünü ve niteliklerini toplu olarak sembolize eden ve timsah ya da
kertenkeleden köken alan canlılar olduklarına inanılır. Uzakdoguda uzun ömürleri ve büyü
güçleri nedeniyle bilgeligin sembolüdürler. Bunların en büyüklerinden biri olan “Komodo
Kertenkelesi” ejderha efsanelerinin bazılarından köken almaktadırlar . Çin Mitolojisinde
çok sık rastlanan ejderha, pek çok tür hayvanın garip bir karısımı olarak bir devenin basına, bir erkek geyigin boynuzlarına, bir canavarın gözlerine, bir inegin kulaklarına, bir yılanın boynuna, bir midyenin göbegine, bir sazan balıgının pullarına, bir kartalın pençelerine ve bir kaplanın ayaklarına sahiptir. Kafasının üzerinde “Chi’ih muh”denilen büyük bir parça vardır. Gövdesi birlesik üç bölümden sekillenmistir. Gövdesinde 117 adet bulunan pullardan 81 tanesi iyi (yang) etki gösterirken, 36 tanesi ise kötü (ying) etkiyle doludur. Böylece ejderha hem biraz koruyucu hem de biraz yok edicidir. Boyun altındaki pulları terstir ve her bir ayagında bes adet parmak
bulunur. Bir erkek ejderha disisinden, tepesine dogru giderek incelen dalgalı bir boynuzla
ayrılır. Ayrıca disi ejderhanın burnu da düzdür. Kanatlı ejderhalar oldugu gibi, at-ejderha, bogaejderha,
köpek-ejderha, kurbaga-ejderha ve balık-ejderha’da vardır. Ejderhaların en önemli
düsmanı belki kaplandır ama kaplan baslı ejderhalara da rastlanılır. Görüldügü gibi ejderhalar
diger hayvanlara da dönüsebilirler
Ejderhalar kesinlikle suyla ilgilidir. Yagmurun ve suyun efendisi, gök gürültüsünün
tanrısı ya da yagmurun ve suyun tanrısı olarak anılırlar. Fırtınalar çıkaranlar da vardır. Bazı
mitolojilerde ısık tanrısıdır. Yeni dogmus bir ejderha, bir solucan veya bir yılan ya da bir
kertenkeleden daha büyük degildir. Ancak çok süratli gelisirler. Ejderhaların kemikleri olduguna inanılan, fosillere ait kemiklerin tıbbi amaçlı olarak kullanıldıklar görülür. Ejderhaların yakınlarında kesinlikle tedavi edici özellige sahip sifalı otlar vardır. Ejderhalar derilerini dökerler ve bazen de kemiklerini fırlatıp atarlar. Bes ayrı renge sahip ejderha kemiklerinin iç organlara yönelik olarak tedavi edici etkileri bulunmaktadır. Buna göre mavi renk kemikler karaciger ve safra kesesi; beyaz renk olanlar akciger ve ince bagırsak; kırmızı renkliler kalp ve kalın bagırsak; siyah renktekiler böbrekler ve mesane; sarı renk kemikler ise dalak ve mide üzerine etkilidir. Ayrıca ejderhaların tükürügünün de tedavi edici özellikte oldugu bildirilmektedir. Tanrıların, ejderhalar üzerinde yolculuk yaptıklarına inanılır
Genel olarak yılan kuyruklu, kanatlı ve arslan pençeli mitolojik hayvanlar olan ejderhalar
“uçan yılan” olarak da nitelendirilirler. Kaynagı Eski Babil ve Sümer inançlarıdır. Aslında her
ulusun mitolojisinde ejderhalar vardır ve onlarla hep savasılır . Germen kavimlerinin
Nibelungen efsanelerinde ve ayrıca Yunan mitolojisi içerisinde korkunç ejderha motifleri vardır
ve bunlar çesitli kahramanlar tarafından öldürülürler . Yunanca ejderha “gözcü” demektir.
Zaten ejderha, pek çok öyküde kutsal suların gözcüsü ve bekçisidir. Sümer, Babil, Akad ve
Hititlerde erkek kahramanlar veya tanrılar ejderhaları öldürürler .
Mitolojide ejderha motifi Türk sanatında da Hint ve Çin sanatı kadar yaygındır . Türk
mitolojisinde büyük yılan biçimli olarak betimlenen ejderhaların, üçten yediye kadar degisen
sayıda basları bulunmaktadır. Yedi baslı ejderha anlamına gelen “büke” sözcügü Yakut Türkleri tarafından büyüklere unvan olarak verilir. Ejderhaların kuyuların diplerinde sarayları vardır.
İnsan eti yiyen ejderhalar, genç kızları buralara kaçırırlar. Ejderha Türk mitolojisinde zaman
zaman dünyayı tasıyan bir hayvan olarak da kabul edilir . Dört yön ile iliskisi vardır ve gök
ile yer-su kültlerinin varlıgı nedeniyle astrolojiyle iliskili olarak farklı sembolik anlamlar
yüklenmistir. Türklerde bir ejderha kültünden söz edilebilir. Ejderhaların, karanlık yer ejderi,
.
gök ejderi, sarı ejder, agaç ejderi ve kırmızı ejder gibi tipleri bulunmaktadır. Kökenini timsahtan
aldıgı ileri sürülür . Ejderha, Eski Türklerin “12 Hayvanlı Takvimi”nde de yer almıstır .
Ejderha Çin’de oldugu gibi, Türklerde de bir hukuki sembol olarak kullanılmıs olmalıdır .
Yunan mitolojisinde ejderha ile ilgili, diger toplumların inançlarıyla paralellik gösteren
öyküler anlatılır. Ekhidna adı verilen ejderhanın yeraltında ve yeryüzünde ne kadar korkunç
köpek ve canavar varsa, hepsini yarattıgına inanılır. Lerna Ejderi adlı dokuz kafalı bir yılanejder
vardır. Herakles’in onun zehir saçan kafalarını kopardıgına ve ölümsüz olan bir kafasını da
bir kayanın altına gömdügüne inanılır .
Zümrüdüanka: Anka, Hüma, Semender, Devlet Kusu, Phoenix, Simurg, Sirenk gibi
adlarla da anılır. Dünyanın farklı yörelerinde çesitli dinsel ve büyüsel etkileri olduguna inanılan
mitolojik bir kus olup, bir sıgırı ya da bir fili tasıyabilecek kadar büyüktür. Kaynagı Eski Mısırinançlarında bulunmakla beraber Çin’den _ran mitolojisine kadar hemen her yerde yaygındır. Güvercine benzetilerek tasarlanan bu kus, zümrüt yesili kanatlara sahip olup, ayrıca altın renkli uzun tüyleri bulunan güzel sesli bir erkek kus olarak imgelenir. Kaf dagının ardında yasayan ve sadece kemikle beslenen bu kusu kim öldürürse 40 gün içinde ölür ve üzerinden geçtigi kimselere de mutluluk getirir. Her zaman için dünyada tek olarak bulunan Anka kusu 1700 yıl yasar ve kendini atesten yeniler. Ölecegi zaman yuvasını atese verip kendisini yakar ve o yanarken de yeni ve genç bir Anka kusu meydana gelir. Genç kus babasının küllerini Heliopolis’deki günes tapınagına götürüp bırakır. Kimin basına konarsa (devlet kusu), ona büyük zenginlik ve mevki getirir. Yüzü insana benzer; gövdesi ise her hayvandan bir parça alınarak yapılmıs olup boynu çok uzun ve ak bir halka ile sarılıdır. Çinliler onu raks ve müzigin mucidi sayarlar. Çesitli masallarda, onun genis kanatları üstünde ülkeden ülkeye uçuldugu tasarlanan bu kusun çogunlukla insanlara görünmedigine de inanılır
Degisik kültürlerden Araplarda Roc, Hintlilerde Garuda, Yunanlılarda Salamandra ve
İranlılarda ise Simurg ya da Semender olarak adlandırılır. Simurg (Otuz Kus) efsanesi çok
ünlüdür. Bu efsanede kuslar kendilerine bir kral seçmek isterler. Krallıga Kaf dagında oturan
Simurg’u uygun bulurlar. Hep birden gidip, ona baglılıklarını bildirmek isterler. Yola çıkan
kuslardan bazıları, Kaf dagı çok uzak oldugu için yorgunluktan yolda ölürler. Amaçlarına
ulasmak için karsılarına çıkan engelleri asmaya çalısırlarken, çok sayıda kus daha ölür ve
sonuçta milyarlarca kustan geriye yalnızca otuz kus kalır. Onlarda bitkinlikten can
çekismektedirler. Güçlükle Kaf dagına varırlar. Burada tahta oturtulan kuslar, okumaları
söylenen önlerindeki kagıdı okuduklarında, o zamana kadar bütün yaptıkları seylerin o kagıtta
yazılı oldugunu görürler. Bu arada Simurg belirir. Otuz kus bir bakarlar ki karsılarındaki Simurg kusu, aslında kendilerinden baska bir sey degildir
Hintlilerce Garuda olarak adlandırılan aynı kusun bir kartala benzedigi ve kartalın gaga,
pençe ve basına sahip oldugu ancak gövde, kol ve bacaklarının ise insan görünümünde oldugu
bildirilmektedir. Garuda dogdugu zaman o kadar parlaktır ki, onu bir tanrı sanarak ibadet
edenler olur. Garuda tanrı Visnu’nun binek hayvanıdır. İlahi güçlere sahip olan Garuda’nın
ulasılamaz güçlügü ile kuvvetin iyiligini fakat, bazı yaratıkları kaçırıp yemesiyle de kötülügü
temsil ettigi düsünülebilir. Hint mitolojisi, Garuda ile ilgili söylenceler yönünden çok zengindir. Bazı dogu toplumlarında ise Phoenix olarak adlandırılan bu efsanevi kusun günesin kusu oldugu ve büyük bir atesin küllerinden dogduguna inanılır ve ona Heliopolis’te tapılır. Öldükten sonra dirilmenin bir simgesi olarak kabul edilen Phoenix, Ra (günes tanrısı) ile yakından iliskilidir. Eski Mısırlılarca Benu Kus olarak adlandırılır ve tanrı Ra’nın formlarından biridir. Kaos ve karanlıktan çıkan hayatın ve ısıgın sembolüdür. Asya’da Phoenix’in çok eski bir kus olduguna, çok uzun yasadıgına ve evrenin yaratılısına tanıklık ettigine inanılır
Ayrıca “Stymphalos” adlı Arkadia kentinde gagaları ve pençeleri tunçtan, tüylerini ok gibi
fırlatan “Stymphalos Kusları” adlı mitolojik kusların yasadıgı bir kent vardır ki bu kusları daha sonra Herakles öldürmüstür .
Tartısma ve Sonuç
Dini düsüncenin en önemli evrelerinden biri olarak kabul edilen zoomorfizm
(animalizm) döneminde insanoglu, hayvan biçimli tanrılara tapınmıs ya da tanrılarını hayvan
biçimli olarak düslemistir. Bu evrede birçok memeli hayvanın yanısıra; sürüngen, balık, kanatlı ve mitolojik hayvanları da kendi düssel dünyasının zengin motifleri arasına yerlestirmis ve bu hayvanlara önemli mitolojik roller vermistir. _nsanoglu bu evrede sadece yırtıcı ve güçlü hayvanları degil, sevimli ve zayıf hayvanları da tanrı olarak kabullenmis ve totemlerini yaparak bu canlılara tapmıstır. Ancak uygarlık gelistikçe, dogayı ve bunun belki de en önemli unsuru
olan hayvanları kontrol altına alarak onları daha yakından tanıyan ve evcillestiren insanoglu, bir süre sonra tanrılarını yarı insan - yarı hayvan olarak düslemis, daha sonra ise tümüyle insan biçimli tanrılar tasarlamıs ve antropomorfizm evresine geçmistir
Bu çalısmaya konu olan sürüngenlerin, kanatlıların, balıkların ve mitolojik hayvanların,
memeli hayvanlara oranla mitolojik olaylarda daha az yer aldıkları ve mitolojik açıdan daha az öneme sahip oldukları görülmektedir. Sürüngenler içinde en önemli mitolojik motifi yılanlar olusturmaktadır . Yeraltına girip çıkması, deri (gömlek)
degistirmesi, zehrinin gücü ve ürkütücü görünümüyle gizemli bir hayvan olarak algılanması,
yılanı diger canlılardan daha farklı bir noktaya tasımıs ve özellikle deri degistirmesi nedeniyle
sürekli olarak yaslılıktan gençlige geçisi yani ölümsüzlügü, dolayısıyla yasamı simgelemesi
nedeniyle onu hekimliklerin sembolü haline getirmistir . Yılan dısında kalan diger
sürüngenlerin genellikle dünyanın olusumunda önemli roller üstlendikleri görülmektedir . Sürüngen, balık, kanatlı gibi hayvanların, günlük yasam içerisindeki pratik
iliskilerden ve olaylardan çok, daha soyut olaylarda rol almalarının, toplum yasamında memeli hayvanlara oranla daha az sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel öneme sahip oluslarıyla
açıklanabilecegi düsünülmektedir. Ayrıca memeli hayvanların, sürüngen, balık ve kanatlı
hayvanlara göre çok daha zeki ve gelismis olmaları, birçok memeli türün evcillestirilerek insanla ortak bir yasama geçmeleri ve bu sekilde insanı iyi tanımaları ve insan tarafından iyi tanınmaları mitolojik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan memeli olmayan diger canlılara üstünlüklerine neden olabilir.
Bu çalısmada, balıkların ve sürüngenlerin, kanatlı hayvanlara oranla daha az sayıda
mitolojik olayda rol aldıkları izlenmektedir . Bunda, balıkların ve sürüngenlerin belirli cografyalarda yogunlasırken, belirli cografyalarda hiç bulunmayısları ile
bazı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faktörlerin etkili olabilecegi düsünülmektedir. Kanatlı
hayvanlar ise, özellikle uçma yeteneklerine, fiziki görünümlerinin güzelligine ve melodik sesler
üretmelerine baglı olarak insanların dikkatini çekmis ve begenisini kazanmıslardır. Bunlara ek
olarak bu hayvanların insanlarla kurdukları yakın iliski, onların insanın gözündeki degerini
arttırarak mitolojik süreçte önemli roller üstlendirilmelerine neden olmustur. Tanrılar, kanatlı
hayvanların uçma yeteneklerinden faydalanmak üzere kus sekline dönüsmüsler ve bu sekilde
mitoloji için çok renkli motifler olusturmuslardır.
Çalısmamızda mitolojik hayvanlar baslıgı altında deginilen varlıkların daha çok memelisürüngen-balık-kanatlı hayvanların en güzel, en güçlü ya da en korkutucu özelliklerinin bir sentezi ve tümüyle insan düsgücünün eseri oldukları görülmektedir. Bu
mitolojik hayvanların, kültürel üretime yönelik alanlarda düsgücünü harekete geçirerek masal,
destan gibi sanat eserlerinin yaratılarak insanın tinsel gelisiminin saglanması yolunda önemli bir hammadde olusturdugu ileri sürülebilir.
Memeli hayvanların yanısıra, dünyamızı paylastıgımız sürüngenler, balıklar ve kanatlı
hayvanların da mitolojik yönden zengin birer motif oldukları belirgindir. Bu mitolojik renklerin sadece sanat ve estetik degerler yönünden degil, dünyamızdaki ekolojik dengeler, soyu tükenen türler ve hayvan hakları yönünden de degerlendirilmesinin bu hareketlere olumlu katkıları olacagı düsünülmektedir. Ayrıca, tek tanrıcı dinler asamasına degin hayvanların bir bütün olarak mitolojik yolculuklarını veren böylesi bir çalısmanın, ileriki dönemlerde yapılacak ve tek tanrıcı ilahi dinleri de kapsayacak sekilde genisletilmesinin veteriner hekimligi tarihi ve kültür tarihi açısından son derece olumlu sonuçlar verecegi düsünülmektedir.
 
Üst