Bir Ölüm Hikayesi

türkçeci

New Member
ÖgretmenForum Üye
Altı ay evvel İstanbul rıhtımına yanaşan vapurun merdivenlerinden süzülen bir gölgeyi birdenbire tanıyamamış, dikkatle yüzüne bakınca, büyük bir faciayla karşılaştım. Midhat Cemal ‘eyvah’ dedi. Bu eyvah içime işledi. Bu görüntü M. Akif’e aitti. Üstad hakikaten erimişti. Ama memleket havasının onu düzelteceğine inanıyordu. Ölümünden üç gün evvel, yakın bir akrabayı ziyarete getireceğimi söyleyince:
- Hayır getirme! İnşaallah ben kendimi toplar toplamaz, kendisini görmeye gideceğim, dedi. Bu ümidini sonuna kadar muhafaza etti.

İlaç almalarının dışındaki zamanlarda da bunları yaptı. Ancak, sıhhati de gün geçtikçe bozuluyordu. Durumunun ağırlaşması üzerine köşke değil Beyoğlu’ndaki bir apartmana misafir edildi. 26 Aralık’ta durumu düzelir gibi oldu. Memleket meseleleri hakkında sorular sorar, konuşmalar yapar durumdaydı. 26 Aralık 1936 saat 19:30. Durumu iyi. Neşeli, her zamankinden daha sağlıklı bir görüntüsü var. Misafirlerden sonra kızı ve eşiyle görüşmüş. Saat 20:10’da durumu ağırlaşmış. Yaşadığı krizlerden biri gelmiş. Bu kriz nefes alıp vermesini öyle zorlaştırmıştır ki dayanılmaz bir hal almıştır.

Kur’an okunmaya başlanmıştır. Kur’an’la beraber son nefesini verdi, dünyevi ızdıraplardan kurtuldu. Pehlivan, dağ gibi, duygusu da, fikri de coşkun ve büyük insan M. Akif erimiş, erimiş ve iyi bir kul olmaya çalıştığı Rabbine kavuşmuştu.

M. Fehmi Reyhan
 
Üst