Ayşe Arman, Birde Üniversiteye Gitsene…

zeyina

Active Member
ÖgretmenForum Üye
Vakit Gazetesi Yazarı Arzu Erdoğral`dan Eğreti Yazar Ayşe Arman`a tokat gibi sorular...

Gündem yoğun, gerek var mı? böyle bir yazıya…
Belki var, belki yok, bilmiyorum…
Ama insanlar, içinden bir türlü çıkamadığı sorunlar ile boğuşurken, birilerinin başörtüsü takarak “mahalle baskısı” olmadığını göstermeye çalışması ve bu yaptığından eğlenip keyif alması beni gıcık etti.

Hele, bu eğlence anlatılırken, bazı satırlarda öylesine büyük yanlışlıklar yapılmış ki anlatamam… ( Bu yanlışlıklar, çok bağırıyordu, yanlışım, yanlışım, yanlışım, bilmeyenlere yanlış şeyler anlatır mıyım?)
--------------------------

Ayşe Arman’ın, ya başka işi yok, ya baktı ki Coşkun Ahmet Hakan ve benzerleri bu şekilde prim yapıyor, o zaman “neden olmasın” fikri gelişmiş olmalı kendisinde…

Yoksa aklı başında insanlar, okunmak için böyle basit girişimlerde bulunmaz.

Bu saçmalığı yapmak, şayet sadece meraktı desek yine sırıtıyor.

Amaç sırf bu olsaydı, o kişi böyle bir şeyi dener, tatmin olurdu…

Cümle aleme duyurmak için böylesine yırtınmazdı…

Neyse, biz en iyisi bu muhteşem girişimin nasıl gerçekdışı izlenimler içerdiğine biraz kafa yoralım…

Arman, orada burada gezmiş başörtüsü ile mahalle baskısı görememiş, eğlenmiş, ancak İsmailağa’da nerede ise dayak yiyecekmiş falan feşmekan…

Öncelik ile belirtmekte yarar var…

Mahalle baskısı için seçilen yerler yanlış. Sebebine gelince toplum içerisinde, halkın birbiri ile sorunu yok. Tabi istisnalar hariç…

Her iki durum içinde münferit olaylar yaşanabilir. Ancak bunlarda kişiseldir.

Ayrıca burada bir başörtülü olarak, Nişantaşı gibi herhangi bir semtte yürürken, yemek yerken, şunu yaşadım, o bana şöyle böyle dedi gibi salakça atışmalara da girecek değilim.
--------------------------------
Biz, Arman’a yardımcı olalım ve “mahalle baskısı görebileceği yerlerden bir kaçını kendisi ile paylaşalım…

Ayşe Arman gerçekten “mahalle baskısı” görmek istiyorsan;
Başörtüsü takıp, ÖSS’ye, milletvekili olup TBMM’e, öğretmen olup okula, doktor olup devlet dairesine gir “girebilirsen”, gazeteci olup sarı basın kartı al “alabilirsen”…

Sunucu ol Başbakan’ı v.s konuk çağır, “başörtülü olduğun için gelmeyeceklerini bildiğin halde” çağırabiliyorsan, CNN gibi kanallara iş başvurusu yap, “kabul edilmeyeceğini bildiğin halde” yapabiliyorsan, hatta muhafazakar geçinen diğer bir kaçını da dene…

Genelkurmaya akredite ol “olabiliyorsan”, orduevinde düğüne git “girebiliyorsan”…

Mesleğin sorulduğunda köşe yazarıyım de, “başörtülü köşe yazarı mısın aaa diyen bir yüz ifadesine katlanamayacağını bildiğin halde” diyebiliyorsan…

O zaman çık ortaya hiç mahalle baskısı görmedim de…
-----------------------------

“Ayşe Arman sen başka nerede yanlış yaptın?” sorusunu sormaya devam edelim…

Malzeme çok nasıl olsa…

Ahh Ayşe Arman ahh…

Başörtüsü senin söylediğin gibi, inananlar için "bez parçası" değildir, onun ne anlattığını, hissettirdiğini anlamak için yaşamak gerekir…

Çok şükür, sen duymasan da, biz başörtüsü takınca her şeyi işitiriz…

Başörtüsünü ne için taktığımızı bildiğimiz için, söylendiğini iddia ettiğin "Türban göze vurgu yapıyor, gözün güzelliğini ortaya çıkarıyor" safsataları ile ilgilenmeyiz, kimsenin avutmalarını ciddiye alacakta değiliz…

Örtümüz için, “dezavantajı o kadar fazla ki, avantajından söz edilemez bile” cümlesi sizin için gerçek olsa da bizim için hiçbir gerçekliğini ispat edemezsiniz…

Çünkü biz dünyalık avantajları baz alarak örtü tercihimizi belirlemeyiz.

Kendilerini göstermek için "karşı mahallenin kadınları" kafalarına renkli renkli başörtüleri takıyorlar” demişsin...

Renk tercihleri kişisel olsa da, asla ama asla kendini göstermek için yakıştırmasını kabul etmeyiz.

Bir top kumaşa dönüştüğümüzü düşünmeyiz.

Reina’ya gitme meraklısı ise hiç değiliz.

Günlük hayatta senin bahsettiğin gibi sıcak v.s gibi ufak tefek sıkıntılara sabretmesini nimet biliriz…

Bizi asıl sıkan ise birilerinin elinin sürekli örtümüzün üzerinde olma isteğidir, bunu bilmelisin...
İşin özü bizler adına, bize ait olmayan hisleri gerçekmiş gibi anlatmanı kabul edemeyiz...
---------------------------------
Zaten, bu denediklerin ile bizleri anlamaya hiç çabalama. Birilerine rağmen baş tacı ettiğimiz, mücadele ettiğimiz örtümüzü “ne ve niçin” taktığımızı gerçekten kavrayabilmen için, gerçekten hissetmen gerekir.

Ayrıca senin ne giydiğin, ne yediğin, nereye gittiğin hiç umurumuzda da değil…

Bizler seni “neden açık geziyorsun” gibi gereksiz bir soru ile hiçbir zaman muhatap etmeyip, bundan sonra da etmeyeceğimiz için, bizde sürekli birilerine tercihimizden dolayı açıklama yapmak zorunda değiliz…

Kendinize başörtüsü üzerinden malzeme çıkarmaya da son verirseniz, bizi hayli memnun edersiniz.
Saygı sınırlarını daha fazla zorlamadan, başka kapıya gitmelisiniz…
Çünkü: yeterince bıkkınlık verdiniz…

www.boyuthaber.com
 

thares

New Member
ÖgretmenForum Üye
Ynt: Ayşe Arman, Birde Üniversiteye Gitsene…

"Gündemde Kalmak İçin Ne Olursa Olsun Yaparım" Zihniyeti Varsa
Gündeme Bile Getirmemek Gerek Bence​
 
B

badem

Guest
Ynt: Ayşe Arman, Birde Üniversiteye Gitsene…

Ayşe Arman'ın canı sıkılmış o ingilizce faciasından sonra gündeme nasıl oturabilirim diye düşünmüş ve bu çözümü bulmuş herhalde..yakında Ayşegül serileri gibi ayşe arman serileri çıkar..Ayşe Reina'da..Ayşe tatilde ayşe havuzda :D Sonra da bunun adına gazetecilik derler..
 
B

badem

Guest
Ynt: Ayşe Arman, Birde Üniversiteye Gitsene…

Nedim Hazar'da bu konuda yazmış..




Vardı bir dönem öyle reklamlar; -gerçi hâlâ varlar- kendinden emin, yaptığı her şeyin doğru, hayatta yanlışı olmadığını düşündüğümüz birtakım isimler bir ürün için ekran karşısına geçip, 'bizzat denedim gördüm, tavsiye ederim' şeklinde reklam çekerlerdi.
Kendilerine gizli bir entelijansiya atfeden kesim var bu ülkede. Hayatı bir oyun gibi algılıyorlar. Hayat derken sadece başkalarının hayatını değil, bizatihi kendilerininkini de öyle algılayıp, kendi yaşanmışlıklarını üzerimize zaman zaman boca ediyorlar.

Bir dönem bu oyunu Çiçek Pasajı'nda oturup empati yapıyormuş gibi bir hava ile oynarlardı. Töreyi, eğitimsizliği, depremi, imkânsızlığı, fakirliği filan bu tür edalarla işlerdi bu güruh. Hani bizzat olay mahalline önyargısız yaklaşıp, dinlemek, anlamaya çalışmak gibi düşünceleri olmadı hiç. Şimdilerde ise bizzat o kostümlere bürünüp devam ettiriyorlar aynı oyunu.

Hâlbuki kostüm farklı şeydir, anlamak çok farklı. Anlamak için dinlemek lazım, çaba lazım, samimiyet lazım evvela.

Sanırım sadece ülkemize has bir gazetecilik modeli var. Bizzat kendi hayatlarını tezgâhta sergileyip müşteri memnuniyeti peşinde koşmak gibi. İsim vermek istemem, biraz alıngan oluyorlar zira. Ama bilirsiniz işte, 'geçen gece falanca yerdeydik, filan mekânın sahibi şöyle dediydi, biz böyle yaptıydık, Alaçatı da şöyle olmuş canım' gibi hayat-hatırat aktararak gün dolduran nadide insanlar.

Birkaç gün önce Uygur Türklerinin sürgündeki liderinin haberini manşete çekmişti bir gazetemiz. Olay malum, neredeyse soykırım boyutunda bir zulüm ve kitlesel baskı var Çin'de. Ve siz bu iliğine kadar acı, kan, gözyaşı dolu olayın haberini süslediğiniz resimde hâlâ 'frikik' peşinde koşuyorsanız oynadığınız oyunun ahlaki sorunları da var demektir.

Rabia Kadir'in dediklerinden çok bacaklarıyla ilgilenenlerin, en küçük toplumsal sıkıntıyı bile bir tür 'kişisel PR' ya da 'magazin' olarak algılamasını belki de yadırgamamak lazım.

Dedik ya oyunun adı empati.

'Ay şekerim boynumu çeviremedim, sıkıldım, buram buram kıvrıldım' türü cümleler nasıl açıklayabilir şimdi inancı, inandığı gibi yaşamayı ve özgürlüğü?

Kaldı ki, mesele 'içi geçmiş manken' tripleri ile 'karşı mahalledeyiz tamam' müptezelliği ile ele alınamayacak kadar derin ve mühim. Acı var kardeşim işin kökünde acı! Binlerce, on binlerce genç kızın paçavraya çevrilen hayatları, çalınan gelecekleri var. Siz 'Ay ne âlâ bizi manken sandılar' megalomanlığıyla salınırken sokaklarda, evlerin içinde elinden alınan hayatına ağıt yakmaktan göz pınarları kurumuş nice gencecik fidan var.

Anlıyor musunuz?

Gazetecilik denilen meslek bir tür 'Cin Ali' ya da 'Ayşegül' serisi değildir, olmamalıdır. Olmamalıdır, zira bu şekilde yerleşik bir zihniyet ilk başta kendi meslekî sonunuzu hazırlar.

Nasıl mı?

Gazeteci katalizör değildir, tepkimeye girmez, olayın parçası olmaz. Bugün başınızı yarım yamalak, moda-trendi örtüp muhafazakâr kesimde gezinmek size eğlenceli gelebilir. Ama yarın birisi sizden, 'hele doğuya gidip bir toprak ağasının üçüncü eşi kılığına gir' dediğinde zor durumda kalırsınız.

Ya da 'tinerci çocuklara da yazık, birkaç gün tiner çek de haber yapalım' derlerse haliniz ne olur?

Şahsen bu ülkedeki inançlı kesimin, başını örten insanların Reina, Laila'ya gitmek istediklerini zannetmem. Alınmadıkları için değil, gitmek istemedikleri için gitmezler. Ama bu ülkede bir medya grubunun yayın yönetmeninin 'kuruluşumda örtülü insan çalıştırmam' dediğini çok iyi hatırlıyorum. Keşke Ayşegül Hanım Nişantaşı'nda salınmak yerine holding medyasında iş arasaydı. Bakalım ona nasıl davranacaklardı.

Bu memleketin çocuklarını eğitim binalarına almayan zihniyet ortalıktayken, içkili mekânlarda fink atmanın mantığını anlamak mümkün mü?

Bir üniversite kampüsüne girmeyi denesenize ya!
 
Üst