Arapça Dersi (Ayetlerle)

  • Konbuyu başlatan badem
  • Başlangıç tarihi
B

badem

Guest
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ * وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ *

ALLAH'ın gökleri ve yeri hakkıyla (yerli yerince) yarattığını (düşünüp gerçeği) görmedin mi? Eğer (O) dilerse sizi giderir (yerinize îmanlı ve itaat eden) yepyeni bir halk getirir. Bu da ALLAH'a güç değildir. İbrahim 19-20

أَلَمْ تَرَ : görmedin mi?
Bu tabir cümle başlarında gelip genelde “duymadın mı? Haberin yok mu?” manalarınadır. Cevabı da genelde “elbette biliyorsun” manasınadır.

أَنَّ : şunu İngilizcede “that” ve fransızcada “que” olarak bilinen bu kelimenin tam Türkçe karşılığı yoktur. Ara cümleyi ana cümleye bağlama vazifesini ifa eder.

خَلَقَ : yarattı
Geçen dersimizde geçmişti.

السَّمَاوَاتِ : gökler
Bu kelime “yarattı” kelimesinin mef’ulü (nesnesi) olduğundan fethadır yani üstündür. Ancak cem-i müennes sâlimler (kurala uygun dişil çoğullar) üstün alamadıkları için bunun yerine esre alırlar. Buradaki esre üstün yerinedir. (3 örnek ayet)

وَالْأَرْضَ : yer
Bu kelime de “gökler” kelimesine atfedildiği için ikinci mef’uldür. Bu yüzden fetha (üstün) olmuştur.

بِالْحَقِّ : hakla, hak olarak, gerçek olarak

إِنْ : -se, ise Şart edatı (eki) olup başına geldiği fiil-i muzâriyi (geniş ve şimdiki zaman) cezmeder (sükun yapar). Bununla da kalmaz, cevabı muzari fiil ise onu da cezmeder. Aksi takdirde cevabı “fe” kelimesi ile başlar.

يَشَأْ : diler
Bu meiyşet kelimesinin köküdür. Yani dilemek… Dilemek ve istemek fiillerinin farkını bir önceki derste izah etmiştik. (her ikisine de birer ayet örnek verin)

يُذْهِبْكُمْ : sizi giderir “yüzhibü” giderir demek. Bu kelime kendisindeki önce şart cümlesinin cevabıdır. (“in” şart edatına bir örnek ayet bulun)

وَيَأْتِ : gelir
Bu da ikinci cevabıdır. Bu yüzden sonundaki “ye” harfi cezm alameti olarak düşmüştür.

بِ : ile
Her ne kadar bu harf-i cerin manası “ile” ise de, burada “ye’ti” kelimesi ile beraber geldiğinde getirmek manasınadır. Böylece “ye’ti bi” getirir demektir. (bir örnek ayet)

خَلْقٍ : yaratma, yaratık(lar), halk

جَدِيدٍ : yeni

وَمَا : ve değildir
Baştaki “vav” cümle başlangıcını bildirir. “mâ” ise olumsuzluk edatır.

ذَلِكَ : bu
Daha çok vurgu amaçlı kullanılır. “hezâ” ile farkı genelde vurgudur.

عَلَى : üzerin(d)e “aziz” kelimesi ile beraber kullanıldığında “güç, zor” gibi manalara gelir. (Bir örnek ayet)

بِ : (vurgu)
Olumsuz isim cümlesinde haberin başına gelince olumsuzluğu vurgular. Bunu türkçede karşılayabilmek için ek kelimeler konulur. Mesela “asla, kat’a, kesinlikle” vb.

عَزِيزٍ : güç(lü); zor
Aslında “güçlü, izzetli, onurlu, şerefli” manalarına olmakla beraber, “ale” harf-i ceri ile beraber “zor, güç” gibi manalara gelir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ

Görmedin mi ALLAH gökleri ve yeri hakla yarattı? / ALLAH’ın gökleri ve yeri hakla yarattığını görmedin mi?

إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ

O dilerse, sizi götürür (helak eder ve (yerinize) yeni bir halk yaratır.

وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ

Bu ALLAH’a asla zor değildir.
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

Nur 45. ALLAH (türlerine göre) her hayvanı (önce kendi şekil ve özellikleriyle ana maddesi) sudan (nutfeden) yarattı: Bunlardan kimi karnı üzerinde (sürünerek) yürür, kimi iki ayağı üzerinde yürür, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürür. ALLAH dilediğini yaratır. Çünkü ALLAH, her şeye kadirdir.

خَلَقَ : yarattı
Bu fiil sadece ALLAHu Taâlâ için kullanılır. Kur’an sadece bir yerde istisnai olarak İsa a.s. için kullanmıştır. İngilizcede create olarak meşhurdur.

كُلَّ : her
Genelde bu kelimeden sonraki isim tekil ve esrelidir. İngilizcede each kelimesi bunu ifade etse gerek.

دَابَّةٍ : canlı
Bu kelime “debbe” fiilinden türetilmiştir. Kur’anda epey geçer. “debbe” devinmek, yani hareket göstermek gibi manalara gelir. Hareketlilik calılığa alamet olduğundan Türkçeye de canlı olarak tercüme edilir. (Kur’andan iki örnek ayet bulun)

مِنْ : -den, -dan
Harf-i cer olarak isimlendirilir. Türkçede edat ve takı (ismin halleri) olarak bilinen harf-i cerler yaklaşık 20 tane olup en meşhurları 10 adetten daha azdır.
مَاءٍ : su
Çoğulu “miyah” olup fıkıh bablarında çok geçer.

فَ : baglaç anlamında
Bunun manası ile ilgili geçmiş derslere bakınız. Bir çok manası yanında bir manası da fâ-üt tefsiriyyedir. Yani açıklayıcı fâ demektir. Mesela burada Rabbimizin canlıları sudan yarattığını belirttikten sonra bu canlıların yürüme şekillerini açıklamaktadır. Yani bir yönünü…

مِنْهُمْ : onlardan“min” harf-i ceri ve muttasıl zamir. Harf-i cerler başına geldiklerin ismin sonunu esre yaparlar. Cümle başına gelen harf-i cerler, “var” anlamı verirler. Burada olduğu gibi… (Bir örnek ayet bulun)

مَنْ : kimse
Kim(se) manasına gelen bu kelime, ara cümleler için akıllılarda kullanılır. Arapçada bir kural vardır. Eril ile dişil bir arada olduğunda eril (müzekker) ibare (kip) ve akıllılar ile akılsızlar (hayvanlar ve cemadat yani cansızlar) bir arada olduğunda akıllılar kipi esas alınır. Buradaki canlılardan murat insan, meslek, cin ve hayvanlar olduğu için insan esas alınmış ve “men” kullanılmıştır.

يَمْشِي : yürüyen

عَلَى : üzerinde

بَطْنِهِ : karnı

رِجْلَيْنِ : iki ayak
İnsan uzuvlar birden fazla olduğu zaman müennes (dişil) olur. Mesela el, ayak, kol, bacak, dirsek, diş, saç, parmak ve tırnak gibi…

أَرْبَعٍ : dört
Sayılar erillik ve dişillik yönünden 3-9 arası sayılanın zıddı ile muamele görür. Bunda da tekil esastır. Bir örnek verelim: Yukarıdaki geçen ayak kelimesi müennestir, çünkü birden fazla olan bir uzuvdur. Sayımız da bu yüzden müzekker gelmiştir. (Kur’andan 5 adet örnek ayet bulun)

مَا : şey
Yukarıdaki “men” kelimesi ile aynı mana ve vazifede olup tek farkı akılsızlar için kullanılmasıdır. Bazen çoğunluğa uyup aklı ve akılsızların bir arada bulunduğu bir zamanda vurgu akılsızlara ise “mâ” kelimesi kullanılır. Ara cümlenin başına geldiği için asıl anlamı olan “ne?” manasını yitirir ve yeni manasını alır ki, tam türkçesi yoktur. Fransızcada que ve almancada was olarak bilinir. İngilizcede bunu “what” kelimesi tam olarak karşılar. İngilizce anlamı da şöyle olur: “ALLAH creates what(ever) He wishes”

يَشَاءُ : diler
Dilemek ile istemek arasında fark vardır. ALLAH her isteğini yerine getirmez. Ama her dilediği mutlaka olur. Bununla ilgili “meşiet” ve “irade” kavramları kelam ilminde geniş yer alır. Tefsirlerden de bakabilirsiniz.

إِنَّ : muhakkak
Daha önce yazmıştık. Türkçede tam anlamı yoktur. Bu kelimenin görevi; başına geldiği ismi manaca pekiştirir ve ismin sonunu nasbeder (yani fetha/üstün yapar).

قَدِيرٌ : gücü yeter

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ : ALLAH her canlıyı sudan yaratmıştır.

فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ : Onlardan karnı üzerinde yürüyenler vardır.

وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ : Yine onlardan iki ayak üzerinde yürüyen vardır.

وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ : Ve yine onlardan dört (ayak) üzerinde yürüyen vardır.

يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ : ALLAH dilediğini yaratır.

إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ : Muhakkak ALLAH her şeye kadirdir.
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

قَالُوا مَنْ فَعَلَ هَذَا بِآلِهَتِنَا إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ

Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler.

قَالُوا : dediler (ki)
Kur’anda bol miktarda geçen kelimelerdendir. Bu fiilden sonra inne kelimesi halini koruyup enne’ye dönüşmez.
مَنْ : kim (daha önce geçti)فَعَلَ : yaptı

Bu eylem olarak yapmaktır. Bir de sanea fiili vardır ki o ortaya bir ürün koymak manasınadır. Mesela Kur’anda Nuh’un a.s. kıssası anlatılırken gemi yapmak tabirinde sanea fiili kullanılmıştır.
هَذَا : bu (daha önce geçti)

بِ : ile (daha önce geçti)
Burada feale fiilinin etkilediği mef’ul (nesne) “bi” harf-i ceri ile gelir. Türkçe mantığa göre “ilâ” harf-i ceri ile gelmesi gerekiyor. Ancak doğrusu “bi” harf-i ceridir.
آلِهَتنَا : ilahlarımızilâh kelimesinin çoğuludur.
ِنَا : bizim

İyelik (sahiplik) ve nesnelik ekidir. Yani isme bitiştiği zaman iyelik, fiile bitiştiği zaman nesnelik zamiridir. İlla ki ayrı yazılması gerektiği zaman başına “iyyâ” kelimesi eklenir. Fatiha Suresi’nde olduğu gibi…
إِنَّهُ : muhakkak oلَمِنَ : -dendir
Buradaki (le) daha önce de izah ettiğimiz gibi manayı pekiştirmek içindir. (min) ise –den manasınadır.
الظَّالِمِينَ : zalimler
Zulüm, haksızlık demektir. Dolayısıyla zulmetmek demek haksızlık yapmak demektir.

Cümleler:

قَالُوا : Dediler ki:

مَنْ فَعَلَ هَذَا بِآلِهَتِنَا : Bunu ilahlarımıza kim yaptı?
Tercih edilen mana bu olmakla beraber şöyle mana da verenler olmuştur: “Bunu ilahlarımıza yapan kişi, muhakkak o zalimlerdendir. Buna göre ayet bir tek cümleden meydana geliyor.

إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ : Muhakkak o zalimlerdendir.
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ

“Duyduk ki İbrahim denen bir genç onları anıyormuş,” dediler.

قَالُوا : dediler ki (daha önce geçti)

سَمِعْنَا : işittik, duyduk

(سَمِعْنَا الله لمن حمده) dediğimiz zaman “ALLAH Kendisine hamd edeni işitir, duyar” demektir.
فَتًى : bir genç, delikanlı
Olgunluğun geç yaşlarda geldiğini yalanlayan bir ayet. Olgunluk rüşd yaşı ile gelir. O yüzden akıl-baliğ olduktan sonra Rabbimiz bizi tam bir insan olarak muhatap alır. Burada da İbrahim’in a.s. henüz çok genç olmasına rağmen eylemleri kıyamete kadar insanlara yiğitlik ve kahramanlık olarak sunuluyor, örnek gösteriliyor. Yusuf a.s., Yahya a.s. ve İsa a.s. hep çok genç idiler. Diğer peygamberler hakkında yeterince bilgim (iz) yok.
يَذْكُرُ: anıyor, bahsediyor, dile getiriyor
Rivayete göre, İbrahim’in a.s. bu putları sürekli eleştirdiğini ve bir gün onlara iyi bir ders vereceğini söylediğinde bazıları bunu duymuştu.
هُمْ : onları
Bu zamir oldukça ilginç ve bize bir çok ipucu veriyor. Şirki ve müşrikelri iyi anlamamızı sağlıyor. Buna benzer ayetler epey çok ve hepsinde de müşrikler kullanırken (هُمْ) diyegeçiyor, Rabbimiz kullanırken (هُنَّ) diye. Sebeb-i hikmeti şu olsa gerek:
Birinci zamir yani hüm akıllılar için kullanılır. Yani insan, melek ve cinler için. Diğeri yani hünne ise akılsızlar için kullanılır. Bunun anlamı da şudur: ALLAH o putları birer taş ve ağaç yığını olarak görüyor –ki öyledir-, müşrikler ise faydası ve zararı dokunan canlı ve akıllı varlıklar gibi. Şimdi geriye kalanı siz kıyaslayın!
يُقَالُ : denir, denen
لَهُ : ona, kendisine
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)




قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
Onu insanların gözleri önüne getirin ki belki şahitlik yaparlar (şahit olurlar).

قَالُوا : dediler (daha önce geçti)
فَأْتُوا : getirin
Başındaki FE harfi takibiye dediğimiz manadadır. Yani bir önceki cümlenin hemen akabinde böyle söylendi demektir. (أْتُوا) ise aslında gelin demektir. Ancak Bİ harf-i ceri (harf-i cer; ismin sonunu cer yani esre yapan harf demektir) ile kullanıldığında getirin manası kazanır. İngilizcede de benzer fiiller vardır. Mesela “give” vermek demek ama “give up” terk et, bırakmak demektir. Mesela sigarayı bırakmak için bunu kullanırız.
بِهِ : onu
Yukarıdaki fiil ile beraber düşünülmelidir.
عَلَى : üzerin(d)e
Burada mübalağa amaçlı mecazi kullanım vardır. Yani “insanların gözlerinin üzerine getirin” demek, görmemek için mazeretleri olmayacak şekilde açık ve net bir biçimde gösterelim demektir.
أَعْيُنِ : gözler
Göz kelimesinin çoğulu genelde “uyûn” olmasına rağmen burada 3-9 arası kullanılan çoğul olan () kelimesi kullanılmıştır. Aynen “nefs” kelimesinin çoğulun “nüfûs” olduğu halde yer yer ayetlerde 3-9 arası çoğulu olan “enfüs” kelimesinin kullanılması gibi.
النَّاسِ : insanlar“insan” kelimesinin çoğuludur. 3-9 arası çoğulu ise “ünâs”tır. “Nâs” (النَّاسِ) aynı zamanda bir surenin de adıdır. Kur’anda çok kullanılan kelimelerden birisidir.
لَعَلَّهُمْ : belki
Sonundaki zamir “muttasıl” yani bitişik zamir diye adlandırılır. Bir önceki derslerde onu izah ettik. () ise belki manasına gelip Kur’an bu ibareyi ve yine “umulur ki” manasına gelen “asé” kelimelerini kullandığı zaman genelde kesinlik ifade eder. Çünkü ALLAH katında ihtimal yok, kesin bilgi vardır. İbni Abbas’tan r.a. bu manada tefsir gelmiştir. Yine ()nin bir özelliği de “inne”nin kardeşlerinden olduğu için başına geldiği ismi nasbeder (üstün yapar). Zamir veya başka mebni (son harekesi değiştirilemeyen) bir isim geldiğinde sonu fetha (üstün) kabul edilir. Buna da “mahallen mansub” denir.
يَشْهَدُونَ : şahit olurlar
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)


اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ

"Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az ِğüt alıyorsunuz!"


Şimdi basit Arapça dersimize en baştan yani sıfırdan başlayalım. Buna da bir ayet ile başlayalım ki, ders sonunda en azından bir ayetin manasını hakkıyla öğrenmiş olalım.

1. Arapçada cümleler ikiye ayrılır:
a) İsim Cümlesi ki isimle başlayan bütün cümlelerdir.
b) Fiil Cümlesi ki fiil ile başlayan cümlelerdir.

Şimdi bizi burada ilgilendiren Fiil Cümlesi... Çünkü cümle fiil ile başlamış, yani uyun emriyle...

2. Fiil Cümlesinde 3 temel öğe vardır: a) Fiil (eylem), Fail (yapan) ve Mef'ul (işten etkilenen).

3. Kelimeler:

اتَّبِعُوا: Uyun مَا أُنْزِلَ: indirilen إِلَيْكُمْ: Size مِنْ رَبِّكُمْ: Rabbinizden وَلَا تَتَّبِعُوا: Uymayın مِنْ دُونِهِ: Onun dışında أَوْلِيَاءَ: Dostlara قَلِيلًا : Az مَا: Ne تَذَكَّرُون: öğüt alıyorsunuz.

4. اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ : Rabbinizden size indirilene uyun وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ : Ondan başka dostlara uymayın قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُون: Ne de az öğüt alıyorsunuz
?!

5. اتَّبِعُوا: uyun burada bu fiil ve cümle de fiil cümlesi. Faili içinde siz olarak gizli. O yüzden cümlede fail aramaya gerek yok. Fiillerin harekeleri sabittir. Çekimde nasıl gelmişse öyledir.

مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ: Size indirilen Bu kelime mef'ul durumunda olduğu için biraz irdelememiz gerekecek:
Arapçada -Türkçedeki gibi- ismin -e, -i, -de ve -den halleri yok. Bunun yerine cümlenin akışına göre mana vermemiz gerekiyor. Burada bu yüzden size indirilene diye (yani ismin -e hali ile) mana vermemiz gerekiyor. مَا أُنْزِلَ ْ : Fiilin aslı ünzile; yani indirildi. Ma ise bu fiili isme çeviriyor ki buna -sanırım- Türkçede fiilimsi isim deniyor. Çünkü aslı fiil olan bir isim. Bunun örneklerini daha sonra defalarca görüp pekiştireceğiz.

إِلَيْكُم : Size demek. Burada da iki isim var. İla ve Küm: -e ve siz. Buradaki siz sadece mef'ul (nesne) veya iyelik zamiri (sizin) amaçlı kullanılabilir.

مِنْ رَبِّكُمْ: Rabbinizden. Burada da üç kelime var: Min, Rabb ve Küm: -den, Rab ve Siz(in). Min: Türkçedekinin tersine kelimenin başına gelir. Bu ve benzeri edat benzeri kelimelere Arapçada Harf-i Cer denir. Yukarıdaki İla da bu harf-i cerlerdendir. Özelliği; kendisinden sonra gelen ismin son harfinin harekesini esre yapar.

Rab malum. Küm'ü de yukarıda izah etmiştik.

وَلَا تَتَّبِعُوا: Uymayın. Bu da bir nehiy emridir. Yani sakındırma. Yukarıya kadar birinci cümle devam ediyordu. Şimdi bu kelimeyle birlikte ikinci cümle başladı. Fiille başladığı için bu da Fiil cümlesidir.

مِنْ دُونِهِ: Ondan başka. Üç tane kelimeden oluşuyor: Min, Dün ve Hu. Min'i gördük ve işledik. Dün: soyut ve çok anlamlı bir kelimedir. Daha çok min harf-i ceri ile kullanıldığı zaman -den başka anlamına gelir. Kur'anda çok fazla geçen bir ibaredir. Hu ise Küm ile aynı özelliklere sahiptir ki bunlara muttasıl (bitişik) zamir denir. Hu'nun anlamı O demektir. Hi olmasının sebebi; kendisinden önceki harfin harekesi esre veya cezm olursa HU da esre gelir. Aleyhi gibi...

Buradaki (Ondan başka)'dan kasıt ve murad hakkında müfessirler arasında ihtilaf vardır: ALLAH, Kur'an ve Peygamber s.a.v. olmak üzere 3 türlüdür. Üçüne de yorumlamak yanlış değildir. Zira üçü de tamamen birbiriyle bağlantılıdır.

أَوْلِيَاءَ: Dostlar. Evliya kelimesi de budur. Burada mef'ul olduğu için anlamını yine uygun olarak Dostlara diye düzelteceğiz.

قَلِيلًا مَا: Ne de az. Bu 3. cümle ve (az) kelimesiyle başlamış. Yani isimle... Bu da isim cümlesi oluyor. Taaccüb yani şaşkınlık bildirdiği için üstün olarak gelmiştir.

تَذَكَّرُون: öğüt alıyorsunuz.
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)


إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ
وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ
وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ

إِذَا : -diği zaman
جَاءَكَ : sana geldi
الْمُنَافِقُونَ : Münafıklar
قَالُوا : dediler
نَشْهَدُ : şahitlik ederiz
إِنَّكَ : muhakkak sen
لَرَسُولُ اللَّهِ : ALLAH'ın Rasülü
وَاللَّهُ يَعْلَمُ : ve ALLAH biliyor
إِنَّكَ لَرَسُولُهُ : muhakkak sen O'nun rasülüsün
وَاللَّهُ يَشْهَدُ : ve ALLAH şahitlik eder ki
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ : muhakkak münafıklar
لَكَاذِبُونَ : yalancılar
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

"Münafıklar sana geldikleri zaman,"

Cümlemiz fiil cümlesidir. Daha önce de belirttiğimiz üzere, Arapçada iki tür cümle vardır. Fiil Cümlesi ve İsim Cümlesi. Bir cümle fiil ile başlıyorsa Fiil Cümlesidir, isim ile başlıyorsa İsim Cümlesidir.

Fiil Cümlesi; Fiil, Fail ve Mef'ulden oluşur. Yani yüklem + özne + nesne (tümleç). İsim Cümlesi ise Mübteda ve Haberden meydana gelir.

Burada da cümlemiz edatla başlamıştır. Edat sayılmadığı için kendisinden sonrakine itibar edilir. İZA'dan sonra gelen bir fiildir CAAE (geldi). Mef'ul muttasıl (bitişik) zamir olduğu için Failin önüne geçmiştir. Bu da KE (sana) kelimesidir. Sonra da mecburen Fail gelmiştir EL_MÜNAFİQUN (münafıklar).

قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ


"(Biz senin ALLAH'ın elçisi olduğuna tanıklık ederiz!) derler."

Yukarıdaki ilk cümlemiz şart cümlesi olduğu için cevabı da olmak zorunda. Yani bir cümlemiz iki cümlecikten oluşmakta. İkinci kısmı da burada... QALÜ (dediler) geçmiş zaman kipi (mazi fiil) olmasına rağmen, bir şartın cevabı olduğu için Türkçeye aktarımda geniş zaman olarak aktarılır. O yüzden anlam (derler) olur.

Yine Arapçada yan cümleler hep ENNE ile başlar. Bunun bir kaç istisnası vardır. Bunlardan bazıları; QALE... Bu istisnalardan sonra ENNE yerine İNNE gelir.

Yine Arapçada bir İsim Cümlesini teyid ve tekid için Mübtedanın başına İNNE gelir ve anlam "MUHAKKAk Kİ" olur. Daha da teyid etmek istiyorsak, Haberin de başına LAM (LE) getirilir ki, bu; bunun böyle olduğunda kesinlikle şüphen olmasın anlamına gelir. O yüzden bu takıları (ekleri) başka bir dile çevirmek imkansızdır.

Böylece ayetin yaklaşık olarak meali:

"Biz Senin muhakkak ALLAH'ın Rasülü olduğunda şüphe olmadığına tanıklık (şahitlik) ederiz."

İnneke Lerasülüh

Kısmı aslında bir isim cümlesidir.

وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ

"ALLAH biliyor ki, sen O'nun elçisisin!"

Yine cümlemiz isimle başladığı için İsim Cümlesidir. Vellahu'deki ALLHU kelimesi Mübteda, çünkü VE bağlaçtır. YA'LEMÜ ve sonrası Haberdir. Sonra Haber de bir cümleden oluştuğu için ayrıca incelenmesi gerekiyor.

YA'LEMÜ: fiil, faili gizli HUVE (O), yani ALLAH... Mef'ulü (İnneke LeRasülühü).

وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ

"Yine ALLAH tanıklık da eder ki, münafıklar yalancıların tekidir!"
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)



اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

"Yeminlerini kalkan edindiler, böylece ALLAH yolundan sap(ıt)tılar. Muhakkak onların yapageldikleri ne de kötüdür!"

اتَّخَذُوا : edindiler

أَيْمَانَهُمْ : yeminlerini

جُنَّةً : Kalkan
Bu gizleme manasına olan CENNE fiilinden gelir. Kalkan da insanın kılıç darbelerinden gizlediği için bu adı almıştır. Bu kelime her hareke değişmesinde farklı anlamlara döner. Mesela: Cünnetün: Kalkan, Cinnetün: Cinnet, Cennetün: Cennet, bahçe

Yine Buhari ve Müslim'de Ebu Hureyre'den r.a. rivayet edildiğine göre:

"Essıye1mü Cünnetün" (Oruç tutma kalkandır) ve Ahmed ve Nesei'nin Muaz b. Cebel'den r.a. rivayetine göre ise hadisin lafzı: "Essavmü Cünnetün" Mana (Oruç kalkandır.) Yine Ahmed, Nesei ve İbn-i Mace'nin Osman b. Ebi-l As'dan r.a. rivayetlerine göre: "Essıye1mü cünnetün minenne1ri kecünneti ehadiküm minelqıte1li" (Oruç tutma ateşe (karşı) kalkandır, aynen sizden birinizin savaştaki kalkanı gibi)1

فَصَدُّوا : böylece sap(ıt)tılar
Bu kelime saptılar ve sapıttılar anlamlarına gelir. Kendisinden sonra mef'ul alacaksa mutlaka bu AN harfi ile olur. Burada olduğu gibi... Yani hem geçişli (mütea3ddi) hem de geçişsiz (la1zım). Geçişli demek direkt (harf-i cersiz) mef'ul (nesne) alan fiillerdir. Mesela: Adam yedi... Ne yedi? Elma. Yani nesnesiz eksik oluyor. Ardından da zorunlu olarak soru geliyor. Geçişsiz ise direkt mef'ule ihtiyacı olmayan fiillerdir. Mesela: Adam öldü, adam geldi, gitti, vardı vs.

عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ : ALLAH yolundan
ALLAH yolu Kur'an-ı Kerimde genel olarak Cihad kavramı için kullanılır. Münafıkların da en zorlandıkları ve en fazla yan çizdikleri nokta ve ibadet ALLAH yolunda Cihaddır.

إِنَّهُمْ : muhakkak onlar

سَاءَ : ne kötü
Bu normalde fiil olmasına rağmen isim gibi mana alır. Ne kötü oldu değil, "ne kötüdür!" gibi.

مَا كَانُوا : idiği

يَعْمَلُونَ : yapıyorlar
Üstteki iki kelimeyi birden manalandırmamız gerekiyor. Yoksa anlam kopukluğu meydana geliyor. Böylece mana: "yapageldikleri (şey) ne kötüdür!" veya "yapıp durdukları (şey) ne kötüdür!"



Kaynak: Keşf-ül Hafa Cilt:1 Sayfa:29 Hadis No:1631
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

“[3] Bunun sebebi, onları öِnce iman edip sonra inkar etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.”

ذَلِكَ : Bu
Bu kelime de Kur’anda defalarca kullanılmaktadır. Bakara Suresi bile Huruf-u Mukatta’dan sonra hemen bu kelime ile başlar.

بِأَنَّهُمْ : sebebiyledir.Bu kelime yukardaki kelime ile beraber kullanıldığında yukarda anlatılanın sebebini bildirir. Üstteki ilk iki ayeti okumadan bu ayet anlaşılmaz. Bu ayetin benzerleri Kur’anda çok fazladır. Mesela: ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ “[Enfal 13] Bunun sebebi, onların ALLAH ve Rasülü (Peygamberi) ile çekişmelerindendir. Kim ALLAH ve Rasülü çekişirse (bilsin ki) ALLAH’ın cezalandırması çok çetindir!”

آمَنُوا : iman ettilerİman etmek demek kendini “ALLAH’a iman” ile emin kılmak demektir. Çünkü mü’min emin kimsedir. Ayrıca “ALLAH’a iman” ile Cehennemden ve ALLAH’ın (g)azabından kendini emniyete alma manası da vardır.

ثُمَّ : sonraBu kelime bağlaç olan SONRA anlamınadır. Bağımsız olarak kullanılır, atıf amaçlı olarak da kullanılır. بَعْدَ kelimesi ile arasındaki farkı yukarısı ile kıyaslayıp bulabilirsiniz. Mesela: ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ “[Bakara 64] Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde ALLAH’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, kaybedenlerden olurdunuz.”

كَفَرُوا : inkar ettilerBurdaki inkardan maksat; yok kabul etmek değil, kabul etmemek demektir. Kafirler, ALLAH’ın varlığını değil, Dinini ve peygamberini kabul etmezler. Yoksa kendilerine ateist diyenler bile hakikatte ALLAH’a inanırlar. Bunun en büyük delili Fiavun ve İkrime b. Ebi Cehil’dir r.a. Bkz: Yunus 90

فَطُبِعَ : basıldı, mühürlendiKitap ve Mühür basma gibi anlamlara gelir. Kur’andaki manaları mühürlemek anlamınadır. Mühürlemek ne demektir? Eskiden krallar ve önemli (nüfuzlu) kişiler, ferman veya mektup yazdıklarında onu bir deri içine sarıp mühürlerlerdi. Sebebi; başkası tarafından okunmasın, değiştirilmesin veya görülmesin diye idi. Aynen bugün elektrik ve su saatlerini mühürlemeleri gibi… O mühürü sadece alıcı açabilirdi. Ayette de mana budur. Bu mührü ALLAH onların kalplerine vurmuştur ki o kalplere iman asla giremez, onu (imana) ancak ALLAH açar.

عَلَى : üzerin(e/de)Üstteki kelime mühürlemek anlamına kullanıldığı zaman hep bu harfi cer ile kullanılır. Bu harfi cer olmadan manası kitap, broşür, gazete vb basmak anlamına gelir.

قُلُوبِهِمْ : kalpleriKalp kelimesinin çoğuludur.

لَا يَفْقَهُونَ : anla(ya)mazlar
İnce anlayış demektir.
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُءُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ : Bu ibare daha önce geçmişti.
تَعَالَوْا : Gelin
(تَعَالْ) Gel (er), (تَعَالَيَا) İkiniz gelin (er), (تَعَالَوْا) [/size] Gelin (er) Bu kelime ile ilgili başka bir ayet bulun, (تَعَالَيْ) Gel (bayan) Bu kelime Araplarda da dahil yaygın olarak yanlış kullanılan bir kelimedir. Daha çok tea31li1 derler. Bu da fahiş bir hatadır. (تَعَالَيَا) İkiniz gelin (bayan-er ile aynı) (تَعَالَيْنَ) Gelin (bayanlar). Bununla ilgili bir ayet bulun.

يَسْتَغْفِرْ : istiğfar etsin.
Bu kelime (غفر) kökünden türetilmiş olup istek bildirir. Yani bağışlanma talebi bildirir. İstiğfar etmek demek (أستغفر الله) demektir. Peygamberimiz s.a.v. istiğfar ediyorsa (اللهم اغفر لفلان) şeklinde olur.

رَسُولُ اللَّهِ : ALLAH’ın Rasülü

لَوَّوْا : çevirdiler
Kelime aslında kıvrımdan geliyor. (لواء) bayrak veya sancak demek. Çünkü kıvrılarak dalgalanıyor. (لوَى) sancı demek. Çünkü insanı iki büklüm kıvrandırıyor. Yine İmr-ul Kays’ın Muallakasının ilk beytinde de (بسقط اللوى) olarak geçer.

رُءُوسَهُمْ : başlarını

وَرَأَيْتَهُمْ : onları gördün (görürsün)

يَصُدُّونَ : saptırıyorlar, sapıyorlar
وَهُمْ : onlar …. Halde
Buradaki VAV’a vav-ı haliye denir. Çünkü hal bildirir. Anlamı da “…halde” olur. Mesela burada “kibirli bir halde”. Daha çok cümle sonlarına gelir.

مُسْتَكْبِرُونَ : büyüklenenler, kibirlenenler
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

"Onlar için istiğfar etsen de etmesen de ALLAH onları asla bağışlayacak değildir. Muhakkak ALLAH fasıklar güruhuna hidayet edecek de değildir!"

سَوَاءٌ : eşit
Bu kelime Kur'anda genelde (عَلَيْ) ve (أَمْ) kelimeleri kullanılarak "-san da -masan da farketmez (eşittir)" anlamında kullanılmıştır. Yasin Suresinin ilk sayfasındaki ve Bakara Suresinin ikinci sayfasındaki ilgili örnekleri yazın.

عَلَيْهِمْ: onlara
Burada (سَوَاءٌ) kelimesi ile kullanıldığı zaman manası böyle olur. Muhataba göre değişebilir.

أَأَسْتَغْفَرْتَ : istiğfar etsen de, bağışlanma dilesen de
Aslında asıl mana "istiğfar ettin mi?"dir. Ancak (سَوَاءٌ) kelimesi burada da anlamı "istiğfar etsen de" anlamına çevirmektedir.

Bununla ilgili 3 örnek verelim Modern Arapçadan:

1. لن تدرك الحافلة سواء عليك أجريت أم لم تجر

2. سواء علي طالعت (ذاكرت) أم لا (لم أذاكر) لن أنجح

3. سواء علينا أعشنا الف سنة أم لم نعش سنموت يوما ما

Üstteki cümlelerin tercümelerini yapın.

إِنَّ اللَّهَ : Muhakkak ALLAH

لَا يَهْدِي : Hidayet etmez, yol göstermez, iman nasip etmez

الْقَوْمَ: Topluluğa, güruha, kavme, topluma (nesne / tümleç konumunda)

الْفَاسِقِينَ: Kavm kelimesinin sıfatıdır. Fasıklar...
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

لن تدرك : Asla yetişemezsin, yakalayamazsın

الحافلة : Otobüs

أجريت : Koşsan da

طالعت : Mütalaa etmek

ذاكرت : Müzakere etmek, ders notlarına çalışmak, ders notlarına gözden geçirmek

لن أنجح : Asla başaramam


أعشنا : Yaşasak da

سنموت : Öleceğiz

يوما ما : Bir gün
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)


هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ

هُمُ : onlar

الَّذِينَ : onlar ki

يَقُولُونَ : derler, söylerler

لَا تُنْفِقُوا : infak etmeyin, harcama yapmayın

عَلَى مَنْ عِنْدَ : yanındakilere

رَسُولِ اللَّهِ : ALLAH Rasülü

حَتَّى : ta ki, -inceye kadar

يَنْفَضُّوا : dağılıp gitmek

وَلِلَّهِ : ALLAH'ındır, ALLAH'ın vardır

خَزَائِنُ : Hazineler

السَّمَاوَاتِ : göklerin

وَالْأَرْضِ : ve yerin

وَلَكِنَّ : fakat

الْمُنَافِقِينَ : münafıklar

لَا يَفْقَهُونَ: anlayamazlar
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

هُمُ : onlar

الَّذِينَ : onlar ki
Bu kelime Kur'ançok kullanılır. Arap dilinde de yaygın olarak kullanılır. Aslında bu kelimeyi kullanmak veya kullanabilmek, o kişinin Arapça seviyesini de gösterir. Şöyle ki;

Bu kelimeden sonra gelecek kelime tayini aslında oldukça zordur. Mesela bundan sonra fiil mi gelecek isim mi? Fiil ise, bu fiil mazi mi olacak muzari mi? İsim ise, zamir-üş şa'n zahir mi olacak gizli mi? vs gibi sorular uzar gider. Bunları doğru tayin etmek ciddi bir Arapça gerektirmektedir.

O yüzden, sığ Arapçaya sahip Arap ve Acemler, bu kelimeyi kullanmamaya özen gösterirler.

يَقُولُونَ : derler, söylerler

لَا تُنْفِقُوا : infak etmeyin, harcama yapmayın
Harcamak kelimesi oldukça önemli... Kur'an bu kelimenin geçtiği yerlere çok dikkat etmek gerek! Özellikle günümüzde buna çok ihtiyacımız var. Çünkü kimliğimiz Müslümansa da yaşantımız daha çok küffarınkine benzediğinden ALLAH muhafaza imanımızı hep diken üstünde ve bıçak sırtında tutuyoruz.

Münafıklar, zekatlarınızı vermeyin demiyorlar, harcama yapmayın diyorlar. Yani Müslümanların lehine -özellikle Muhacirler lehine- bir harcamada bulunulması onları rahatsız etmekte... Niye?

Çünkü harcamanın içine "zekat, sadaka, hediye, karz-ı hasen ve ticari harcamalar" girmektedir. Bunlardan hangisi olursa olsun, Müslümanların kalkınmasını sağlamada mutlaka katkısı olacaktır. Bu kelimenin geçtiği bir ayet yazın. Herkes bir tane yazsın lütfen, farklı olmak kaydıyla...

عَلَى مَنْ عِنْدَ : yanındakilere
infak kelimesi, kişiye kullanırken (عَلَى ) harf-i ceri ile kullanılır. Uğruna manasına kullanacağımız zaman ise (في) harf-i ceri ile kullanılır.

رَسُولِ اللَّهِ : ALLAH Rasülü

حَتَّى : ta ki, -inceye kadar
Fiil-i muzarinin başına geldiği zaman başında () var kabul edildiği için genelde nasb (fetha, üstün) yapar.

يَنْفَضُّوا : dağılıp gitmek
Aslı (فَضَّ) kelimesinden alınmadır. (فَضَّ) kelimesi kırmak, bozmak, dağıtmak manasınadır. kelimesi ise mutavaat (uyma, boyun eğme) kelimesi olduğu için anlamı gücü kırılmak ve dağılıp gitmek manasınadır.

Bu kelimenin geçtiği bir ayet bulun.

وَلِلَّهِ : ALLAH'ındır, ALLAH'ın vardır

خَزَائِنُ : Hazineler

السَّمَاوَاتِ : göklerin

وَالْأَرْضِ : ve yerin

وَلَكِنَّ : fakat

الْمُنَافِقِينَ : münafıklar

لَا يَفْقَهُونَ: anlayamazlar
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)


يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

(8.ayet)
يَقُولُونَ : derler

لَئِنْ : andolsun eğer
Burada normalde (in) "eğer" anlamına şart edatıdır. Başına (le) eklenmesi manayı tekit eder. Bunun ne Türkçede ne de başka dillerde tam tercümesi olmadığı için "yemin" manası verilerek tercüme edilir.

رَجَعْنَا : döndük
Yukarıdaki şart edatı ile birlikte "andolsun, eğer -sağ salim- dönersek" manasına olur.

لَيُخْرِجَنَّ : kesinlikle çıkaracak
Burada da fiil-i muzarinin sonuna bir sakin nun eklenmesi manası kuvvetlendirir. Şeddeli bir nun eklenirse mana daha da kuvvetlenir. Bir de fiilin başına (le) eklenirse yine kasem (yemin) manası verilerek ancak tercüme edilebilir.

الْأَعَزُّ : en onurlu olan

مِنْهَا : ondan, oradan
Yani Medine'den...

الْأَذَلَّ : en zelil olanı

وَلِلَّهِ : ALLAH'ındır

الْعِزَّةُ : onur, izzet

وَلِرَسُولِهِ : ve Rasülünündür

وَلِلْمُؤْمِنِينَ : ve Mü'minlerindir

وَلَكِنَّ : fakat

الْمُنَافِقِينَ : münafıklar
Yukardaki (lakinne) kelimesi (inne)'nin kardeşlerinden olduğu için ismini nasb (üstün) eder. Burada da nasb alameti olarak (VAV) (YE)ye dönüşmüştür.

لَا يَعْلَمُونَ : bilmezler
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

ALLAH, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız ALLAH'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir.

قَدْ : Daha önce belirttiğimiz gibi; fiil-i mazinin (geçmiş zaman kipi) başına geldiğinde tekit (vurgu), fiil-i muzarinin (geniş veya şimdi zaman kipi) başına geldiğinde ise ihtimal bildirir.
فَرَضَ : farz kıldı
(burada meşru kıldı manasını verenler de olmuştur)
لَكُمْ : sizin için
Lİ harf-i ceri, muttasıl (bitişik) zamirlerden önce geldiği zaman LE şeklinde fethaya dönüşür.
تَحِلَّةَ : helal kılma
Bu aslında halele fiilinin masdarıdır. Halele bir şeyi helal kılmak, tahlil etmek manalarına gelir.
أَيْمَانِكُمْ : yeminleriniz
Eymân, yemin kelimesinin çoğuludur. Küm ise, isme bitiştiği zaman “sizin”, fiile bitiştiği zaman “sizi” manasına gelir.
مَوْلَاكُمْ : dostunuz
Mevlâ, dost ve yardımcı manalarınadır. Küm zamiri aynen yukarıda izah edildiği gibidir.
وَهُوَ : ve O
الْعَلِيمُ : Bilen
Haberde elif lam kullanılması vurgu ve tahsis içindir. Yani asıl bilen O ALLAH'tır gibi... Ya da vurgu amasnına olup "Gerçek bilen ancak ALLAH'tır" gibi..
الْحَكِيمُ : Hikmet sahibi veya işini çok sağlam (muhkem) yapan
Başında bunun da elif lam olduğu için bir üstteki bilgiler bunun için de geçerli.
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)


قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

Onu insanların gözleri önüne getirin ki belki şahitlik yaparlar (şahit olurlar).

قَالُوا : dediler (daha önce geçti)
فَأْتُوا : getirin
Başındaki FE harfi takibiye dediğimiz manadadır. Yani bir önceki cümlenin hemen akabinde böyle söylendi demektir. (أْتُوا) ise aslında gelin demektir. Ancak Bİ harf-i ceri (harf-i cer; ismin sonunu cer yani esre yapan harf demektir) ile kullanıldığında getirin manası kazanır. İngilizcede de benzer fiiller vardır. Mesela “give” vermek demek ama “give up” terk et, bırakmak demektir. Mesela sigarayı bırakmak için bunu kullanırız.
بِهِ : onu
Yukarıdaki fiil ile beraber düşünülmelidir.
عَلَى : üzerin(d)e
Burada mübalağa amaçlı mecazi kullanım vardır. Yani “insanların gözlerinin üzerine getirin” demek, görmemek için mazeretleri olmayacak şekilde açık ve net bir biçimde gösterelim demektir.
أَعْيُنِ : gözler
Göz kelimesinin çoğulu genelde “uyûn” olmasına rağmen burada 3-9 arası kullanılan çoğul olan () kelimesi kullanılmıştır. Aynen “nefs” kelimesinin çoğulun “nüfûs” olduğu halde yer yer ayetlerde 3-9 arası çoğulu olan “enfüs” kelimesinin kullanılması gibi.
النَّاسِ : insanlar
“insan” kelimesinin çoğuludur. 3-9 arası çoğulu ise “ünâs”tır. “Nâs” (النَّاسِ) aynı zamanda bir surenin de adıdır. Kur’anda çok kullanılan kelimelerden birisidir.
لَعَلَّهُمْ : belki
Sonundaki zamir “muttasıl” yani bitişik zamir diye adlandırılır. Bir önceki derslerde onu izah ettik. () ise belki manasına gelip Kur’an bu ibareyi ve yine “umulur ki” manasına gelen “asé” kelimelerini kullandığı zaman genelde kesinlik ifade eder. Çünkü ALLAH katında ihtimal yok, kesin bilgi vardır. İbni Abbas’tan r.a. bu manada tefsir gelmiştir. Yine ()nin bir özelliği de “inne”nin kardeşlerinden olduğu için başına geldiği ismi nasbeder (üstün yapar). Zamir veya başka mebni (son harekesi değiştirilemeyen) bir isim geldiğinde sonu fetha (üstün) kabul edilir. Buna da “mahallen mansub” denir.
يَشْهَدُونَ : şahit olurlar
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَا إِبْرَاهِيم

“Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?” dediler.

قَالُوا : dediler
أ : mi?
Soru edatı (takısı) olup aynen () gibi –mı –mi manasına gelir. Farkı ise, hemzede vurgu ve inkarilik vardır.
أَنْتَ : sen
فَعَلْتَ : yaptın
هَذَا : bu(nu)
بِ : ile
آلِهَة : ilahlar
نَا : bizim
يَا : ey
 
B

badem

Guest
Ynt: Arapça Dersi (Ayetlerle)

قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ

“Bilakis onu bu büyükleri yaptı, eğer konuşurlarsa onlara sorun!” dedi.

قَالَ : dedi
Yani İbrahim a.s. şöyle söyledi:
بَلْ : bilakis
Bir cümleyi reddedip aksi yönde fikir beyan edilirken bu kelime kullanılır. “Sen mi yaptın?” sorusuna İbrahim a.s. “hayır, bilakis…” diye cevap veriyor.
فَعَلَ : yaptı
هُ : onu
Bu muttasıl (bitişik) zamir olup fiile bitiştiğinde nesne yani “onu” manasına geliyor. İsme bitiştiğinde ise iyelik yani “onun” manasını veriyor.
كَبِيرُ : büyük
هُمْ : onların
İşte buradaki muttasıl zamir de isme bitiştiği için “onların büyüğü” manasına geliyor.
هَذَا : bu
اسْأَلُوا : sorun
هُمْ : onlara
Yine buradaki muttasıl zamir fiile bitiştiği zaman “onlara” anlamına nesne oluyor.
إِنْ : eğer, -se, ise
كَانُوا : idiler
يَنْطِقُونَ : konuşuyorlar
Bu kelleme fiilinden farklı konuşma yeteneği olma manasınadır.
 
Üst