şimal55
Bronz Üye
 
Puan: 8
Offline
Branşınız: sınıf öğretmeni
Mesaj Sayısı: 125
blog var
( 0)
|
 |
« Yanıtla #78 : 17 Ekim 2008, 12:26:21 » |
|
bana "sayın şimal55" diye hitap ederek gösterdiğiniz o ince nezaketi maalesef inancıma ve de inandığım dine göstermemişsiniz...aşağıdaki cümlelerinizde kedi kesen satanistle müslümanları aynı örneğin içine koymanız düşündürücü ve de üzücü...bu saatten sonra sizinle neleri konuşabilirm ki...cümlenizi aynen aktarıyorum... "Hadi bunları geçelim, diyelim türban ile eğitimini almaya başladı, sadece hemcinslerinden oluşan bir sınıfta eğitim almak onun özgürlüğü olmayacak mı? Hatta daha ileri gidip çarşaf giymek onun özgürlüğü olmayacak mı? Ya sarık, cübbe isterim diyene ne diyeceksiniz? Peki diğer dinden biri de haç takarak gelmek isterse, ya da tutup birileri herkesin gözü önünde kedi kurban etmek isterse??? "
ayrıca şöyle demişsiniz:"Bu ülkede, ibadeti veya şu, bu tarikata bağlılığı nedeniyle HİÇKİMSE ben, benim gibi düşünenler tarafından öldürülmedi. Öldürülmeyecek de.Ama, bu ülkede Asteğmen Kubilay öldürüldü, Mumcu, Kışlalı, Aksoy, Hablemitoğlu öldürüldü, 37 insan diri diri yakıldı, danıştaya saldırılıp hukuk katledildi, oruç tutmuyorsun diye onlarca (medyaya yansıyanlar sadece-dileyen araştırır bulur) insan dövüldü..." bu kişileri öldürenler elbette bu ve öteki dünyada cezasını çekecek...hiçbir müslüman bu tür cinayetleri onaylamaz...ama şuna emin olun ki bu cinayetler bizleri sizler-bizler diye ayırmak ve de kutuplaştırmak için yıllarca bu ülkede uğraşan artık derin devlet diyin artık çete diyin adını siz söyleyin bu karanlık güçlerin işi...maalesef başardılar...yıllarca hep ayrı tutulduk...şucu bucu...amerikada 70 çeşit millet, binlerce inanç bir arada yaşadı ama biz aynı cephede omuz omuza savaştığımız halde biririmizi yiyoruz...dedelerimiz belki aynı siperde şehit oldu...ama şimdi ne haldeyiz...bir birimizin kıyafetine bile tahammül edemiyoruz...kıyafetlere anlamlar yüklemeye çalışıyoruz...buna acaba en çok kimler sevinirdir...ben üzülüyorum...ayrıca bu cinayetlerden müslümanlar sizce kazançlı mı çıkmış...hayır...daha çok kutuplaşma olmuş ve de bu kutuplşamaya elbette bizim zayıflamamızı isteyenler sevinmiştir...bununla ilgili bir yazıyı altta gönderdim... ben başı açık olanlara saygılıyım ve de ömrüm boyunca da olacağım ...sevme ama lütfen tahammül ve de saygı...ben sizin bu ülke adına yapacağınız her hizmette kaldırdığınız taşın altına bırakın el koymayı başımı koyarım yeterki ülkem kazansın yeterki bir olalım birlik olalım...düşmanımız çok biririmiz yememiz ancak ve de ancak düşmanlarımızı sevindirir ve de cesaretlendirir... diyeceklerim bu kadar aşağdaki yazıları ister oku ister okuma size kalmış...ama okursan lütfen kabul etmemeye şartlanarak okuma...ama hatalar açıklar arayacaksan hiç okuma...zaten bu tartışmayı devam ettirmeyi düşünmüyorum...çünkü bu tür tartışmalardan sonuç almak zordur...gün gelir bir yerlerde karşılaşırsak o zaman neyin doğru neyin yanlış olduğu anlaşılır...ama o gün kimse kimseyi kurtaramayacak çünkü o gün mahşerde olacağız...Allah hepimizin yardımcısı olsun... başörtüsüne inanmayabilirsiniz...ne desem boş olduğunuda biliyorum ....yine de sizin gibi bir takım forumlardan aldığım yazıları gönderiyorum...ayrıca en altta cinayetler ile iligili yazı var...aynen aktarıyorum... *************************************************** (alıntılar) Kadınlar kendiliğinden görünen yerler dışında, zînetlerini göstermesinler" (en-Nûr, 24/31) ayetinde kastedilen, zinetlerin takıldığı yerler olup, eller ve yüz bundan müstesnadır. Hadiste şöyle buyurulur: "Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî, Radâ, 18). Hz. Âişe (R.anhâ)'dan nakledilen; "Allah Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160) hadisi saçları da kapsamına alır.
Hz. Âişe (r. anhâ) ilk başörtüsü uygulamasını şöyle anlatır: "Allah ilk muhâcir kadınlara rahmet etsin onlar; "Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar..." (en-Nûr, 24/31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar". Yine Safiyye binti Şeybe şöyle anlatır: "Biz Âişe ile birlikte idik. Kureyş kadınlarından ve onların üstünlüklerinden söz ettik. Hz. Âîşe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nûr sûresinde "Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar...” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah'ın kitabını tasdik ve ona iman ederek başörtüsü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı" (Buharî, Tefsîru Sûre, 29/12; İbn Kesîr, Muhtasar, M. Alî, es-Sâbûnî, 7. Baskı, Beyrut 1402/1981, II, 600).
Tesettürün ruhuna zıt cahiliye adedlerine yakın olan örtünmeye tepki gösterenlerden biri olan Hz Aişe evine getirilen ince başörtülü bir gelini ihtar ederek “Nur süresine inanan bir kadın bu ince başörtüsünü örtmez”demiş . Yine Hz Aişenin ziyaretine gelen temim oğulları kabilesinin kadınlarının üzerlerindeki ince elbiselerini görünce “Eğir sizler inanmış müminler iseniz , bunlar inanamış hanımların giysileri değildir,eğer mümin değilseniz durum değişir.yine Aişe validemizin yanına kardeşi esmanın kızı hafsa gelir hafsanın üzerinde ince bir örtü ile geldiğini bu örtü ile de alnını sarmış halde görünce Hz Aişe kızarak sen Allahın nur süresindeki vahyini okumadın mı der bir başörtüsü isteyerek hafsanın başını örter.
*********************************** Kadınların tesettürü kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.
Kur'an-ı kerimde genel olarak her şey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.
Kur'an-ı kerimde mealen, (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsra 23) Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur'anın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'ana uymuş mu oluyor? Âyet-i kerimenin manası, (Ana-babanızı üzmeyin hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)
Bunun için Kur'an-ı kerimdeki bir âyetin hükmünü öğrenmek için Kur'an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur'an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu.
Hırsızlık suçtur. Bir hakim, kanunları esas almadan, sırf Anayasaya göre bir hırsıza ceza veremez. Çünkü hırsızlığın cezası açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanunlarla açıklanmıştır.
Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'an-ı kerime bakıp anlayamaz. Kur'an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur'an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.
Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kur'anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai] (Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Mekt.Rabbani]
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
Bu âyet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin gerekmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi ziynetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali de şöyle: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış kıyafetlerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]
Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resul aleyhisselamın nasıl açıkladığına bakmalıdır.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]
Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Kur'an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!
Hz. Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)
Hz. Âişe validemiz buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)
Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkâr etmek küfürdür.
Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günah ile küfür farklıdır. ***************************** Kur’ana inanmadıkları halde, (Yalnız Kur’an) diyen yalancılarla, On dokuzculuk bâtıl dinine sarılanlar, tesettürü inkâr ediyorlar. Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Mümin kadınlara söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, görünen kısmı hariç, ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!) [Nur 31]
Bu âyette bazı hususlar açık değil. Mesela kadın, gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat ne? Kına, sürme mi, altın, gümüş mü, küpe, kolye, bilezik mi? Bu hususlar tam açık değildir, bunlar hadis-i şerifle açıklanarak bildirilmiştir. Allahü teâlâ, (Resule itaat Allah’a itaattir) ve (Sana indirdiğim Kur’anı, anlamaları için insanlara açıkla) buyuruyor. (Nahl 44)
Resulullah efendimizin açıklamaları ile âyetin manası şöyle oluyor: (Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] (Celaleyn, Medarik)
Mecmaul-enhür’deki, (Kadının [yüz ve iki eli hariç] bütün bedeni avrettir) hadis-i şerifi de tesettürü açıklıyor. Hz. Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)
Hz. Âişe validemiz de bildiriyor ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)
(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] dış elbiselerini giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemeleri için en uygun kıyafettir.) [Ahzab 59]
Dikkat edilirse, kuyumcuda teşhiri, satılması serbest olan ziynetlerin bile kadında olunca, gösterilmesi yasaklanıyor. Müminlerin anneleri için bile, (Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz, [yabancılarla] yumuşak konuşmayın, kalbinde fesat bulunanlar, kötü ümide kapılır. Evlerinizde oturun, eski cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın) buyuruluyor. (Ahzab 32-33)
Bu delillerden sonra, “İslamiyet’te tesettür yok” diyenlerin art niyetli olduklarında şüphe kalmaz. ******************************* Yakayı örtmek ne demek Yalnız Kur’an diyenlerle 19’culuk bâtıl dininde olanlar, Nur suresinin, (Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [Saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) mealindeki 31. âyetinin yalnız ziynet takmayı yasakladığını, bir de sadece yaka kısmını örtmeyi emrettiğini söylüyorlar. Diğer maddede yeteri kadar açıklamıştık ama bir hususa daha değinmek istiyoruz. Nasreddin Hocanın kabri için, dört tarafı açık, ancak kapısında koca bir kilit var derler. O zaman kilidin ne kıymeti var. Deve kuşunun, başını kuma sokarak saklandığını sanmasına benzemez mi? Bu zındıklara göre de, kadın her tarafını açacak, sadece yakasını kapatacak, böylece tesettür emrine uyacak, bu kadar gülünç, saçma iddia olur mu?
İsra suresinin (Ana-babana öf deme) mealindeki 23. âyetini okuyan, ana-babasına öf demese, fakat gözlerini çıkarsa, kulaklarını kesse, sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demedim, Kur’anın emrine uydum) dese, Kur’ana uymuş mu olur? Kur’an-ı kerimde en hafif husus söyleniyor, daha ağırları elbette yasaktır. (Sana indirdiğim Kur’anı insanlara açıkla) emrine uyarak Resulullah efendimiz âyetleri açıklamıştır. Bu âyetin manası, (Ana-babanı üzme, hatta öf bile deme) demektir. (Beydavi)
İsra suresinin, (Zinaya yaklaşmayın) mealindeki 32. âyeti de aynı anlamdadır. Kötü bir kimse, kötü bir kadınla aynı yatakta yatsa, zina hariç her şey yapsa, sonra da, (Kur’an zinaya yaklaşmayın) diyor, ben zina etmedim dese, günah işlememiş mi olur? Bu âyetin manası da açıklanmıştır. Zinaya yaklaşmayın demek, (Zinaya götürecek sebep, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın, onları kucaklamayın, öpmeyin) demektir.
Yabancı kadına bakmak zinaya götüren yollardan birisidir. Bunun için hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Yabancı kadını görüp, başını ondan çevirene Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.) [Hakim] (Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.) [İsfehani]
(Kadına şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp Cehenneme atılır.) [M. Enhür] (Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki] (Kadının yüz ve iki eli hariç bütün bedeni avrettir.) [Ebu Davud]
Resulullah efendimizin bu açıklamasından sonra, (Başörtülerini yakalarına örtsünler) âyeti, vücudun tamamını örtsünler, boyun, yaka ve gerdan kısmını da kapatsınlar demektir. Bazı kadınlar eşarp taktıkları halde bu kısımları açık kalıyor. Hiçbir yer açık kalmasın demektir. Hz. Âişe validemiz de bildiriyor ki: (Tesettür âyeti gelince, muhacir kadınlar hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler.) [Buhari]
Herkes Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, (Kur’anı insanlara açıkla) buyurulmaz ve hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu. Kur’an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tâbi olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir! Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kâfir olur. Günah ile küfür farklıdır.
Herkesin bir tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmaya, ameliyat etmeye kalkması cinayettir. Yalnız Kur’an diyerek Kur’andan hüküm çıkarmaya çalışmak da bundan daha büyük cinayettir. Yanlış ilaç kullanan sakat kalabilir, ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şerifleri bir tarafa atıp, Kur’ana herkes el uzatınca dinin yıkılacağını, insan sayısınca din çıkacağını zındıklar çok iyi bildiği için Yalnız Kur’an diyerek dini yıkmaya çalışıyorlar. Bu oyuna dikkat etmeliyiz. *************************** “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.”(1)
“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”(2)
Ayetlerde mü’min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma’ya hitaben, “Ey Esma! Bir kadın adet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir.”(3) 1) Ahzah Suresi, 59, 2) Nur Suresi, 31, 3) Ebu Davut, Libas 33, *************************************** cinayetle ile ilgili yazı (alıntı) Türkiye’de çözülmemiş “hatta üstü örtülmüş” ve “ün yapmış” ne kadar faili meçhul cinayet varsa Ergenekon iddianamesinden sonra bakıyorsunuz ki hepsinin arkasında aynı güç var. “Faili aranmayan” ve ülkeyi sarsan bu cinayetlerin sırlarını çözmek için yapılan son hamle Ergenekon davası da olmayacak. Uğur Mumcu cinayeti ile “düşman iki kitle”… Necip Hablemitoğlu suikastinde “derin ve keskinleştirilen düşmanlıklar”… Ahmet Taner Kışlalı yapılan hain saldırı da “Laik-antilaik” cephelerin tam olarak oluşturulması ve diğer cinayetler… Danıştay saldırırsında ‘’darbe sürecini hızlandırmak’’… Hangisinin altında derin bağlantılar yok diyebilirsiniz. Suikastler, ardında hep bir bilinmez ve karmaşa bırakmaya yönelik insanları hedef alarak yapıldı. 24 Ocak 1993 yılında işlenen Uğur Mumcu cinayetini hatırlamayan ve o günden bugüne konuşulanları bilmeyen kaç kişi kaldı bu ülkede. Önce cinayet sonra sokaklarda eylemler, cenaze töreninde “laik-antilaik” çatışmasının alt yapı hazırlama çalışmaları. Sistem, kendini ayakta tutmak için sürekli korkusunu üretmiş ve bunu fobinin ötesine geçirerek düşman belletmiş herkesi birbirine. Tüyler ürperten Uğur Mumcu cinayetinin işlendiği dönemin gergin tablosundan sıyrılmanın ne kadar zor olduğu düşünüldüğünde Ergenekon çetesinin çok başarılı işlere(!) imza attığını görürüz. Hatta akıllarımızı biraz zorlarsak, Mumcu’nun o dönemde PKK ile çok gizli belgelere ulaştığı ve bunların yayınlanma korkusunun yaşandığı iddialarının olduğu dönemde sırrı çözülen “Ergenekon-PKK ilişkisi” miydi ve cinayet bundan dolayı mı işlendi sorusu gelir hemen akıllara. 21 Ekim 1999’da işlenen Ahmet Taner Kışlalı cinayeti de bu anlamda zihinlerimizde yeniden canlanmalı diyorum çünkü kaosların oluşturulmak istendiği bu cinayetlerin işlenme tarzı da birbirine benzemesi ise dikkatlerden kaçmadı. 18 Aralık 2002 yılında yine Atatürkçü bir bilim adamı bir cinayete kurban gitti. Necip Hablemitoğlu… Kafalar iyice karıştırılarak, düşmana olan kin iyice büyütüldü. Bir düşman oluşturulmak isteniyordu. Kimdi düşman? Türkiye’deki muhafazakarlar… Onların alternatif düşmanı da Atatürkçüler olmalıydı. Adı grubu ne olursa olsun Türkiye’de İslamcı düşünen herkes artık belirli kitleler tarafından düşman belleniyordu, daha doğrusu böyle olması isteniyordu. Atatürkçülerde diğer tarafa hedef gösteriliyordu... Bahriye Üçok, Muammer Aksoy cinayetlerinin de derinlerde bir bağlantısının olmadığını kim iddia edebilir ki? Bu cinayetlerin “laik” cepheyi “antilaik” cephelerle karşı karşıya getirmek istediğini görmemek büyük saflık olur. Adım adım içeride halkı birbirine karşı savaşa hazırlamışlar ve aydınlarımızı yok edenlere destek verdirmişler millete farkına varmadan. Ergenekon’un ölüm listesinde kimlerin olduğunu öğrendiğinde ise insanın kanı donuyor. Kimler yok ki listede? Hukukçular, gazeteciler, siyasetçiler ve diplomatlar… Deniz Baykal… Atatürkçü ve laik, siyaset adamı… Erdoğan Teziç, Kemal Gürüz. Atatürkçü düşüncesi ile tanınan iki eski YÖK Başkanı. Vural Savaş, Sabih Kanadoğlu… Türkiye’de muhafazakar ve İslamcı çevrelerle araları hiç barışık olmayan iki eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı… Bekir Coşkun, Tuncay Özkan… Bunlarda Kemalist düşüncelerinin güçlü olduğunu iddia eden iki gazeteci. Bütün bu listedeki isimlerin ortak noktası Atatürkçü düşünceleri ile ortaya çıkmış olmaları. Yapılacak saldırı da İslamcı birine yaptırıldığı zaman örgüt herşeyi yapmaya devam edecekti. Danıştay saldırırsı ise bunu en somut örneğini oluşturmuyor mu? Türkiye’de bu isimlerin suikastlere kurban gitmesi Mumcu, Hablemitoğlu, Kışlalı suikastları sonrasında gelen tepkilerin bir benzerinin daha da büyüyerek yaşayacağımızı düşündüğümüzde toplumun ne durumda olacağının hayalini bile kurmak insana sıkıntı veriyor. Gelişmelerin seyri bir zincir şeklinde sunulmuş topluma… Toplum karşı karşıya getirilerek sonrasında silahlı çatışmalar planlanmış ama asıl hedeflere ulaşmak için büyük suikastlar işlenmiş. Ve bu suikastların sonrasında ise “gergin toplum” oluşmuş ve hep birbirine kin besleyenler üzerinden örgüt kendi yarınını garanti altında tutmuş. Ölen ve öldüren arasındaki tek örtüşen nokta ise ölenin “samimi Atatürkçü” öldürenin ise Atatürkçülük üzerinden nemalanan bir örgütçü olması. ikisi arasındaki ayrımı ''samimi ve faydacı'' olarak yapmak zorundayız. Örgüt işi o kadar ileriye götürmüş ki, kendi içinde bulunduğu iddia edilen ADD Düşünce Derneği Başkanı ve Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’u bile ölüm listesine almış. Hedefe ulaşmak için katliamları göze almak çok önemli hale gelmiş Ergenekon örgütü için. Türkiye’de işlenen faili meçhullerin aydınlığa kavuşacağı Ergenekon davasından sonra ortaya çıkan gerçek ise şu, Atatürkçü düşünce samimi ya da fason olanı ile birlikte sürekli yükselen değer durumunda tutulmuş zirvede. Türkiye’de gizli emellerini hayata geçirmek isteyen de Kemalist düşünce yapısının arkasına sığınarak kirli işlerini yaparken, Uğur Mumcu, Hablemitoğlu gibi samimi olanlar da öldürülenler arasında olmuş ne yazık ki. Aralarındaki tek fark ise biri öldüren olurken diğeri ölen olmuş. Karıştırılmak istenen ise Türkiye… Ayhan Kıskaç
|