Voltaire

'Filozoflar' forumunda badem tarafından 18 Tem 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Voltaire
    21 Kasım 1694' te Paris’ te doğdu, 30 Mayıs 1778' de aynı kentte öldü. Gerçek adı François Marie Arouct Voltaire' di. Bir noterin oğludur, doğumundan birkaç yıl sonra annesi ölünce, sıkıntılı bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdi, yeterince besle­nip gelişemedi. Önce Cizvitler' in yönettiği Louis Grand Koleji' ne verildi, burada yazdığı şiirlerle rahip Châtcauneuf ‘ ün ilgisini çekti. Rahip onu Ninon de Lenclos adlı, kralla yakınlığı olan, varlıklı bir kadınla tanıştırdı. Voltaire' in yeteneklerini sezen bu kadın onu korumayı üstlendi, öldüğünde kendisine önemli bir gelir bıraktı.



    Voltaire ortaöğrenimden sonra Paris Üniversitesinde hukuk okudu. Bir süre işsiz kaldı. 17l5’ te kral XV.Louis’ ye yazdığı bir yergi yüzünden tutuklandı, Bastile' e atıldı. On bir ay kaldığı Bastile' de yazdığı ‘La Henriade" adlı uzun şiiriyle ilgi çeken Voltaire' in suçsuz olduğu kanısına varılınca salıverildi ve aylık bağlandı. 1729 da, ünlü kimselerin katıldığı bir toplantıda, soylu bir şövalye ile tartışması üzerine dövülen Voltaire, şövalyeyi düelloya çağırdı; yetene­ğini bilen, kendisini öldürmek istemeyen şövalye, onu tutuklatmakla yetindi, sonra İngiltere' ye gitme koşu­luyla salıverdirdi
     
  2. badem

    badem Guest

    Ynt: Voltaire

    FRANCOIS VOLTAIRE

    (1694-1778)


    21 Kasım 1694' te Paris’ te doğdu, 30 Mayıs 1778' de aynı kentte öldü. Gerçek adı François Marie Arouct Voltaire' di. Bir noterin oğludur, doğumundan birkaç yıl sonra annesi ölünce, sıkıntılı bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdi, yeterince besle­nip gelişemedi. Önce Cizvitler' in yönettiği Louis Grand Koleji' ne verildi, burada yazdığı şiirlerle rahip Châtcauneuf ‘ ün ilgisini çekti. Rahip onu Ninon de Lenclos adlı, kralla yakınlığı olan, varlıklı bir kadınla tanıştırdı. Voltaire' in yeteneklerini sezen bu kadın onu korumayı üstlendi, öldüğünde kendisine önemli bir gelir bıraktı. Voltaire ortaöğrenimden sonra Paris Üniversitesinde hukuk okudu. Bir süre işsiz kaldı. 17l5’ te kral XV.Louis’ ye yazdığı bir yergi yüzünden tutuklandı, Bastile' e atıldı. On bir ay kaldığı Bastile' de yazdığı ‘La Henriade" adlı uzun şiiriyle ilgi çeken Voltaire' in suçsuz olduğu kanısına varılınca salıverildi ve aylık bağlandı. 1729 da, ünlü kimselerin katıldığı bir toplantıda, soylu bir şövalye ile tartışması uzerine dövülen Voltaire, şövalyeyi düelloya çağırdı; yetene­ğini bilen, kendisini öldürmek istemeyen şövalye, onu tutuklatmakla yetindi, sonra İngiltere' ye gitme koşu­luyla salıverdirdi.


    Voltaire' in İngiltere' ye gidişiyle yaşamında ve düşüncelerinde yeni bir dönem başladı. İngiltere' de Collins, Bolinbrocke, Tindal ve Toland gibi çağın ünlü düşünürleriyle arkadaş olan Voltaire, İngiliz felsefesini yakından tanıma olanağına kavuştu. Bura­da yazdığı Lettrcs pbiiosophufucs sur les Anglais (İngilizler Üstüne Felsefe Mektupları) adlı yapıtı muhafazakâr çevrelerde tepkiyle karşılandı, parla­mentonun onayıyla yapıt yasaklandı, Voltaire ülke dışına sürüldü. Sürgünden dönünce 1750' de Prusya Kralı II. Friedrich' in çağrısı üzerine gittiği Berlin' de bir süre kaldı, sonra Cenevre' ye yerleşti, felsefe, tarih, tiyatro ve yazın alanlarım kapsayan çalışmalara başla­dı.


    Voltaire’ in düşünceleri yaşamdan kaynaklanır. Ona göre yalnız yaşanan olaylar gerçektir. Bu olay­larda kişisel davranışlar, bireyler arası ilişkiler, birey-toplum bağlantısı sergilenir. Ahlak sorunları ortaya çıkar. Voltaire' e göre ahlakın temeli düşünce ve davranış özgürlüğüdür. Ozgürlük ise, tinin seçimine uygun gelen, bir nesne, bir sorun ü/erinde düşünmek ya da düşünmemek gücüdür. Bu güç davranışlara da egemendir. Özgürlük, kişinin özünde bulunan ve karşı konulamayan bir duygudan kaynaklanır, bu nedenle insanın tinsel yapısıyla ilgilidir, ondan ayrı düşünülemez. Öte yandan, özgürlük yalnız bireyin tek başına olması anlamına gelmez, toplum bütünün­de de geçerliği vardır. Bir toplumu oluşturan bireyler, birbirine eşit nitelikte, özgür olmalıdır. Toplum içinde yaşayan bir birey için özgürlük, genel geçerlik taşıyan yasalardan başka bir etkene bağlanmamaktır.


    Voltaire insanın Tanrı’ ya inanmasını olumlu bulur, ancak dinlerin niteledikleri gibi bir Tanrı’ nın var olamayacağını ileri sürer. Ona göre Tanrı doğanın bütünündedir ve doğayı düzenleyen, biçimlendiren yüce bir varlıktır. Onun insanlığın geleceği, kurtulu­şu, yargılanması, mutluluğu ve mutsuzluğu gibi eylemlerle ilgisi yoktur. Bu konuda Newton fiziğinden de yararlanan Voltaire için evrende ortaya çıkan bütün doğal olayların oluşturucusu Tanrı' dır, doğa­nın değişmezliğini, bütünlüğünü sağlayan odur.


    Tarih, yönetim ve hukuk konularındaki görüşle­riyle 1789 Fransız Devrimi' nin düşünsel yapısını oluşturan Voltaire' e göre tarih insan tininin eylemlerinden oluşur. Bu eylemlerin yarattığı büyük birikim­ler de töreler, kendine özgü yaşama anlayışı bulunan dönemlerdir. Tarihte, kurucu öğe olarak, törelerle dönemler önemlidir. Töreler ve dönemler yalnız eskiyi bilmek ya da yaşatmak için incelenmemeli, şimdiki çağı anlamak, biçimlendirmek için öğrenilmelidir. Çünkü geçmiş bir ilgi işidir, oysa içinde yaşanan dönem bir gerekimdir. Bu nedenle tarihte süreklilik aramak gereksizdir. Hukuk bakımından, toplum için­de, bütün bireylerin eşitliği yönetimin temel ilkesi olmalıdır. Özellikle mülkiyet konusunda başkaları sömürülmemelidir. Yöneticiler bilgiyle donanmış, us ölçülerine göre davranan, olgun ve aydın kimseler arasından seçilmelidir. Kurulu düzen gereği yönetimi elinde bulundurmak yöneticinin, yönetim konusunda, yeterli, başarılı olduğunu kanıtlamaz. Başarının tek kaynağı bilgidir, bilgiyi yaşama uygulama yetişi­dir, yasaların arkasına sığınarak yurttaşları baskı altında bulundurmak değildir.


    Voltaire' e göre insan, doğası gereği, hayvandır. onu doğal eğilimlerini denetim altına alarak yetkinleştiren, yırtıcılıktan kurtaran, toplum içinde yaşayan bir "insan" durumuna getiren uygarlık alanındaki gelişmelerdir, insan, usunu, bilincini kullanarak uy­garlığı yaratır, uygarlık da kendisini yaratanı gelişti­rir, bu durum böyle sürüp gider.


    Voltaire' in yazıları, 1789 Fransız Devrimimin gerçekleşmesinde etkili olmuş, özellikle düşüme ba­kımından, bu olayın içeriğini biçimlendirmiştir. Fran­sız Aydınlanma Felsefesi’ nin gelişmesinde büyük katkıları olan Voltaire, tarih, felsefe, yazın ve oyun konularındaki yapıtlarıyla değişik alanlarda etkisini göstermiştir. Kendisi özgün bir filozof, özgün bir öğretinin kurucusu olmamakla birlikte, sorunların çözümünde yönetim, hukuk ve bilim alanında usa us ilkelerine öncülük tanıması nedeniyle felsefe çığırlarını da etkilemiştir.


    BAŞLICA YAPITLARI : İngilizler Ustüne Felsefe Mektupları (1734), İnsan Üstüne(1738), Newton Felsefesinin Öğeleri(1738), Ulusların Anlayışı ve Töreleri Üstüne Denemeler( 1756), Candide ( 1759), Felsefe Sözlüğü (1764), (XIV. LouisÇağı, 1945 1946(1736), Oeavres Comıpletes. (as.\ 52 cilt, 1877-1885.

    A.Maurois, Voltam; 1945; A.RulurıK Voluirtt 1925; P.Valery, Voluırc, 1945.

    KAYNAKÇA: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

    Anadolu Yayıncılık

    Cilt:10 Fasikül:98

    İstanbul - 1985
     
  3. badem

    badem Guest

    Ynt: Voltaire

    VOLTAİRE’ NİN İLGİNÇ YAŞAM ÖYKÜSÜ



    Büyük Fransız yazar, edip, tarihçi ve filozofu, I694fte Sceaux yakınlarındaki Châtena da doğdu, 30 Mayıs 1778 gecesi Paris'de

    öldü. Babası bir no­terdi; kendisini zor­lukla doğurmuş olan annesi, aristok­rat bir kadındı ve onu pek erken yitirdi. Voltaire, cizvitlerin yönetimindeki Louisle Grand Kolejine verildi; pek küçük yaşta manzumeler yazma. ya başladı. Rahip Châteauneuf bu pek cılız, fakat zeki ço­cuğu, kralın gözdelerinden olan Ninon de Lenclos'a tanıttı. Voltaire'in dehasını en önce bu kadın fark etti. Onun, öldüğü zaman, Voltaire’ e kitap alma­sı için 2000 franklık bir miras bıraktığı görüldü. Voltaire ilk kütüphanesini bu parayla satın aldığı kitaplara borçludur. Voltaire, us­lu bir çocuk değildi; babası, kendisini Caen' de ki akrabalarından birinin yanına göz hap­sine alınması önerisiyle yolladı; daha sonra da Fransa’ nın La Haye elçisiyle bu şehre gön­derdi. Sıkı bir disiplin allında bulundurulmasına karşın Voltaire, burada bir genç kızı sevdi; fakat bu işte biraz ileri gittiği için, 1715' te baba ocağına geri gönderildi. Paris 'e gelince sefahate dalan Voltaire, Kral Louis XV'nin vekili aleyhine yazdığı bir yergi (hicviye) dolayısıyle Bastile' e hapsedildi; o, Vol­taire takma adını burada aldı. İçinde on bir ay kalmış olduğu bu cezaevinde, La Henriade adlı bir destan yazdı; bunu okuyan Bakan, masum bir adamı hapsettirmiş olduğunu sanarak, kendisine bir maaş da bağlattı ve ser­best bıraktırdı.



    1718’de Oedİpe adlı trajedisi, 45 gece oy­nandı. 1729' da fena tertiplenilmiş bir piyan­gonun tüm biletlerini satın alarak büyük bir servet kazandı. Artık o, düşün (fikir), sanat ve aristokrat âlemlerinde ünlü bir kişi ol­muştu. Bir gün kibar salonlarından birinde nüfuzlu bir şövalyeye karşılık vermesi yü­zünden dayak yiyen Voltaire, şövalyeyi düel­loya davet etmişse de, kendisini öldürmek istemeyen ve onun dehasını anlayan bu soylu adamın tertibiyle yakalanıp hapsedildi; az son­ra Fransa' dan çıkıp İngiltere' ye gitmesi koşuluyla cezaevinden çıkarıldı. İngiltere' ye bu suretle sürülmüş olan Voltaire, orada meşrutî bir krallıkla yönetilen özgür bir ulus gördü; Tindal, Collins, Toland ve Bolingbroke... gibi tanınmış kimselerle dost oldu. Bu ülkede Fransız İhtilâlini müjdeleyen, Lettre sur les Anglais adlı eseri yazdı ve gizlice yurduna döndü. Fransa' da sansür tarafından verilen cezalar şiddetli olduğu için, bu eseri bir süre yayınlamadı; fakat kendisinin Fransa' ya dön­mesine izin verildikten sonra, bir kitapçı, Vol­taire' in haberi olmadan bu kitabı bastırdı (1735). Bunun üzerine, papazlar, eserin top­lattırılmasını istediler ve Meclisten bir karar çıkarttırarak kitabı yaktırmaya, Voltaire' i de yeniden sürgün ettirmeye muvaffak oldular. Parlamento, bu eseri, "dine. ahlaka ve otoriteye karşı gösterilmesi zorunlu olan saygıya kepazece aykırı" saymıştı. Bu fırtına da geçtikten son­ra tekrar Fransa' ya dönen Voltaire, Markiz de Chatelefle sevişti. 28 yaşında ve evli olan bu kadın, matematik ve fizik bilginiydi; iki dost. Markizin, Cirey'deki (Lorraine) şatosun­da birleştiler; birlikte bilimsel araştırmalara koyuldular. Şatoda zengin bir fizik Laboratuvarına sahip olan Voltaire' i büyük Fransız zekâları ziyaret ettiği gibi, kendisi bunların arasında piyeslerinin aktörlüğünü de yaparak neşeli ve verimli bir ömür de geçirmeye baş­lamıştı. O, bu dönemde, "kahramanlarını, şahısları değil, düşünleri, hayatlarını saçma inançlar ve olgularını düşünceler oluşturan" birtakım romanlar da yazdı.



    Voltaire, 175O' de Frederic II' in daveti üze­rine Potesdam'a gitti. Zaten kendisi. 1736'da n beri bu kralla mektuplaşıyordu. Kral onu, ''Fransa' nın en büyük adamı" ve "söze onur veren bir fani" saymış, onun zamanında dün­yaya gelmiş olmasını, "mutluluklarımın en büyüğü" diye nitelendirmişti. Frederic II, dal­kavukluk aleyhine yazmış olduğu bir man­zumeyi ona ithaf edince, Voltaire. "Bir pren­sin dalkavukluk aleyhine yazmış olması, bir papanın yanılmazlık aleyhine yazması kadar gariptir" demişti. Voltaire. Berlin' e gelmeden önce, sevdiği kadın doğururken ölmüştü. Acı­sını unutmak için, Sciecle de Louis XIV. adlı eserini yazmış olan Voltaire, Berlin' e geldiği zaman, Potesdam sarayında pek çok saygı gördü. O zaman Berlin Kral Akademisinde başkan olan Maupertuis aleyhine bir yergi yazdı. Bu eser, kralı çok güldürdüyse de, bastırmaktan menedildi; fakat Voltaire, kra­lın arzusunu dinlemeyerek yayımladı ve Frankfurt' a kaçmak zorunda kaldı. Buradan da Fransa' ya gitmek istediyse de, yurdundan sürgün edilmiş olduğunu öğrenince, Ceneve' e gitti; Les Delices adını verdiği bir malikâne­yi satın alarak yerleşti; bahçe işleriyle uğ­raştı; felsefeyi ilgilendiren en önemli eserle­rini burada yazdı. Onun Fransa' dan sürgün edilmesinin nedeni, "tek kusuru kadın olma­sından ibaret olan bir büyük adam" diye nitelendirmiş olduğu sevgili markizi için Cyrey’ de yazmaya başladığı, Essai sur les Moeurs et l’ Esprit des Nations... vb. adındaki eseri­dir. Voltaire, tarihin bir, "cinayetler ve felaketler tablosundan başka bir şey olmadığına'' inanıyor ve unun daha soylu ve aydınlatıcı olabilmesi için bir filozof tarafından yazılması gerektiğine inanıyordu.

    Voltaire, Fransa' ya fazla yakın olan bu ma­likaneden daha emin bir yere taşınma ihtiyacını duydu; 1758' de İsviçre sınırlarındaki Ferneye (Gex) yerleşti. ‘’Erdem, inceleme ve neşeyi" birbirinden asla ayrılmaması gereken "üç hemşire" ve bunları kendi "metresleri* sayan Voltaire, 1746' da Akademiye girmiş, Düşes de Maine tarafından Sceaux' ya kabul edilmiş ve tüm hayatı, zeka, diyalektik, eleş­tiri ve bilgi savaşları içinde geçmiştir. Kendisine, Ferney Patriği adı verilmişti. Yaşadığı dönemin tüm büyük insanlarıyla mektuplaştı. Bu mektupların sayısı 10.000' i bulmuştur. Lizbon depreminde 10.000 kişinin ölümü ve hele kiliselerde bu felâkete kurban gidenler, kendisini fazlasıyla üzdü. Fransız papazları bunu, ölenlerin işledikleri günahlara karşı ve­rilmiş bir ceza olduğunu iddia ettiklerini de öğrenince, bir manzume yazdı; bunda, "Ya Tanrı, kötünün önüne geçebilir, fakat bunu yapmak istemez: yahut da kötüyü yok etmek ister de buna gücü yetmez!" ikilemini (di­lemme) geliştirdi; ve Spinoza' nın, "iyi ve kötü, insanın evrene uygulanamayan terimleridir; bizim trajedilerimiz, ebedilik bakımından anlamsız şeylerdir" şeklinde önce vermiş oldu­ğu karşılık onu kandırmamıştı. Bu tarihlerde Touloııse' daki Katolik papazları büyük bir nüfuza sahiptiler; Saint-Barthelemy Gecesini her yıl kutlayacak kadar Engizisyon ruhuna sahip oldukları gibi, halâ da Protestanlara türlü işkence ve haksızlık yapmaktan geri kal­mıyorlardı # Vohaire, bu şehre yakın olan Forney'de, "Alçağı eziniz! (Ecrasez l’infâme!) sözünü diline dolayarak kiliseyle savaşa baş­ladı.



    Hayatının en ciddî dönemini, yaşadığı bu yerde, mektuplaştığı kimseleri, hele Ansiklo­pedicileri, kilise aleyhine kışkırttı; taç ve tah­tın da aleyhinde bulundu. Vollaire' i kiliseyle barıştırmak ve sesini kestirmek için, Madam Pompadour, kendisine kardinallik önerdi; fa­kat Voltaire, reddetti. Katolikliği Yahudilik­ten ve putataparlıktan daha zalim gördüğünü de açıklayan, Traitâ sur la Tolörance adlı eserini yayımladı. Birden 300.000 nüsha satılmış olan bu kitabın yaptığı etki derin ve geniş oldu. Bundan sonra, Spinoza' dan İngiliz Tanrı Bilimcileriyle Bayle' in sözlüğünden de yarar­lanarak İncil' in doğru olup olmadığını araş­tırmaya koyuldu. I778' de Paris' e bir seyahat yaptı; büyük bir saygı ve coşkunlukla kar­şılandı; esasen artık 80 yaşını da aşmıştı; hastaydı. Son günlerinde kendisini ziyarete gelen papaza: "Kimin tarafından geliyorsu­nuz?*' diye sordu; papaz: "Tanrı' nın kendisi tarafından!" dedi; bunun üzerine Voltaire: "Pekâla, itimatnameniz nerede?" diyerek pa­paza yol gösterdi. Kâtibi, Wagnere bıraktığı mektupta: "Tanrı'ya taparak, dostlarımı seve­rek, düşmanlarıma kinlenmeden ve saçma inançlardan tiksinerek ölüyorum" demişti. Paris' deki papazlar, onu dinsiz saydıkları için, gereken dinsel töreni yapmadılar; dostları, ce­nazesini daha ölmedi diyerek bir arabaya koy­dular ve yeğeni, Rahip Megnot’nun yardımıyla Seellieres küçük manastırına kabul ettirdi­ler Daha sonra cesedi yakılarak külleri Ulu­sal Meclis ve ihtilâlin zorlamalarıyla Panteon’ a getirildi; bu matem alayına 700.000 kişilik bir halk kitlesi katılmıştı. Küllerini taşıyan araba üzerinde, "İnsel ruha hüyük bir içtepi verdi ve bizi özgürlüğe hazırladı" tümcesi ya­zılmış olan bir levha konmuştu. Lahdi üze­rinde yalnız, ‘’Burada Voltaire gömülü" tümcesi vardır.



    Voltaire' in sırf felsefeyi ilgileyen ve türlü Avrupa dillerine de çevrilmiş ve birçok kez basılmış olan önemli eserleri şunlardır: Lettres sur les Aııglais (1734); Elemcnts de la Vhi-losophie de Nevcton (1738); Mâtaphysique de Neıvtoıı (1740); Examen Important de Mylord Holingbroke (175b); Caminle ou VOptimisme

    (1757); Dictionnaire Philasophiquâ (1767); Râponse au Systemc de la Nature (1777); Es-sai sur les Moeurs et I* Espri t des Nations (1765), Burada, onun edebî kişilik ve eser­leriyle uğraşmayacağız. Felsefeyi ilgileyen dü­şüncelerini şöyle özetleyebiliriz:
     
  4. badem

    badem Guest

    Ynt: Voltaire

    AHLAK VE ÖZGÜRLÜK



    I. Ahlâk ve Özgürlük: "Benim mesleğim, tüm düşündüklerimi yazmaktır" diyen Voltaire, 99 cilt eser vermiştir. Bunların doğrudan doğruya felsefeyi ilgileyeni azdır; fakat hemen hepsi felsefesel görüşlerle bezenmiştir. XVIII. yüzyıl Fransız filozofları, düşünleri­mizin deneylerden geldiğini kabul etmek su­retiyle duyumculuğa bağlanmıştır, fakat yine duyumcular gibi ruh, Tanrı, özgürlük ve adaleti inkâr ettikleri halde, siyasal özgürlüğü ve sosyal adaleti savunmak suretiyle kendi ilkeleriyle tutarsız (inconsequence) bir duru­ma düşmüşlerdi. Descartes' in doğuştan düşün­ler kuramına karşı Locke' un görgücülüğünü (emprisme) benimsemişlerdi. Descartes' i bu İngiliz filozofunun gözüyle kavramış olan bu çağdaki Fransız filozoflarının başında Voltaire görülür. O, Micromega adlı eserinde (ch. VII) Descartesçiliği pek alaylı bir dille eleştirir. Onun felsefesi kamul duyuya (sens commun) inanma ve pratiğin zorunlulukları gibi iki esasa dayanır. ‘’Frederic II’ le Mektuplaşma’’ ad­lı eserinde, "metafiziğimi, gücüm yettiği ka­dar ahlâka dönüştürüyorum" (32. Mektup) diyen Voltaire. bu kurallara uygun olarak ödevi, Tanrıyı, özgürlüğü, içgüdüyü, çıkar gözetmemeyi (hasbîlik) ve birçok yerlerde de ahreti kabul eder. Çoğu kez, üstadım diye nitelendirdiği Lockc' a karşı, zorunlu, mutlak, ebedi, tümel bir ahlak kanununun gerçeğine inanır: ‘’İklim, töreler, dil, kanunlar, tapım (culte) ve zekâlarının ölçüleri itibariyle çeşit­li olan insanlar gördüm ve tüm bunların aynı ahlaksal temellere sahip olduklarını fark et­tim. Bana herhangi birinin doğru (juste) olması kavramı o denli doğal ve tüm insanlar arasında pek evrensel olarak kabul edilmiş oluyor ki, onun her kanundan, her sözleşim ve dinden bağımsız olduğu sonucuna ulaşıyo­rum". ‘’İftirayı iyi bir eylem sayan hiç bir kavim yoktur; insan toplumlarını felakete sü­rükleyen en büyük cinayetler bir sahte ada­let vesilesiyle yapılmışlardır’’.



    Voltaire' e göre, haklı ve haksızın (injuste) sınırlarını çizmek çok zordur. Bunu sağlıkla hastalık arasında, eşyanın uygunu ile uygun­suzu ve doğru ile yanlış arasındaki ortak du­rum gibi göstermek güçtür. Bunlar, birbirine karışan inceliklerdir; fakat, bunlar arasındaki kesin renkler tüm gözlere çarpar. "Türlü du­rum ve koşullara göre, ahlaksal kanunun yo­rumlamalarında binlerce fark vardır; ama esas daima aynıdır ki, bu, doğrudur; doğru değildir, düşüncelinden ibarettir’’ (La Philosophie Ignorante). Voltaire, bu eserde, Hobbes' a hitap eden ve ‘’Locke’ ye Karşı’’ başlığını taşıyan bir bölüm ayırmıştır; o, burada da üstadının, dünyada yalnız uylaşımlı kanunlar vardır, iddiasını reddeder; ahlâkı incelemeye başlayan bir kimsenin en önce, Locke' un ese­rini kalbinden reddetmeye başlayacağını kay­deder, Voltaire, türlü eserlerinde özgürlüğü savunmuştur. Bir kaderci olan Frederic II’ le mektuplaşmalarını kapsayan, ‘’Correspomlance Avec le Prince Royal de Prusse’’ adlı eserin­deki tartışmaları bu konu üzerinde toplan­mıştır. Bunun esasları şöyle özetlenir:



    1. Özgürlük, ruhumuzun seçmesine uygun olarak bir şeyi düşünmek ya da düşünmemek, hareket etmek ya da etmemek gücüdür.



    2. Direnilemez bir karakteri olan içsel duy­gumuz, bize özgür olduğumuzu temin eder. Bu duygu o denli güçlüdür ki, ondan kuş­kulanmak için yapacağımız ufak bir tanıtla­ma girişimi bile bizi çelişikliğe (tenakuz) dü­şürür. Bu itibarla bunu hiç bir suretle tanıtlayamayız; yani, özgür olup olmadığımızı dü­şünmek bile özgür olduğumuzu kanıtlar.



    3. Özgür olduğuma inandığım halde, özgür değilim; Tanrı’ nın beni aldatmak için özellikle yaratmış olması gerekecektir. Bu ise, onu. sonsuz bilgeliğine yakışmayan bir hareket tarz­ına mahkûm etmek demektir.



    4. Özgürlük düşmanları bile, bizde özgür­lük duygusunun var olduğunu itiraf ederler Kendi özel özgürlüğünden içtenlikle kuşkula­nan hiç kimse bulunamaz.



    5. Kaderciler de kendi görüşlerini, her an gidişleriyle yalanlamak zorundadırlar.



    6. "Tüm yurttaşlar, eşit olarak özgür ola­bilirler. Özgür olmak, kanundan başka bir şeye bağlı olmamak demektir". Voltaire, öz­gürlükte yapılmış olan türlü itirazlara da ge­reken karşılıkları verir ki, bazıları şunlardır:



    a) Beden arızaları ve tutkuları özgürlüğü­müzü yok ederler, itirazına verdiği karşılık şudur: Bu akıl yürütme, tamamıyla şu akıl yürütmeye benzer: İnsanlar bazen hastalanır­lar, öyleyse onların asla sıhhatleri yerinde de­ğildir. Bu ihbarla tersine olarak, birinin kendi hastalık ya da köleliğini hissetmekten başka bir şey görmemiş olması, onun daha önce, sa­lim ve özgür olduğunun kanıtıdır. İnsanda özgürlük, ruhta sağlık demektir.



    b) İrade, zorunlu olarak ve daima algıcımızın (müdrike) en iyileridir, diye hükmetti­ği şeylerle belirlenir; tıpkı terazi kefelerinin daima ağır tarafa eğildiği gibi, Voltaire' in bu itiraza vermiş olduğu yanıt da şudur: Far­kında olmaksızın irade ve algıcın o denli küçük varlıkları yaratılır ki. bunların birbiri üzerine etki yaptıkları varsayılır; fakat bu, bir yanılmadır. Yargılayan ve karar veren yalnız bir tek varlık vardır; ve o, yargıladığı zaman, edilgin, karar verdiği zaman, etkin­dir. Etkin olanla edilgin olan arasında hiç bir bağlantı yoktur. Kuşkusuz ki, algıcımızı belirleyen eşyanın ayrımlarıdır. Bu güzel ta­nıma göre. ilgisizlik özgürlüğü varsa, aptal­lar, ahmaklar, hatta hayvanlar, bizden daha özgür olacaklardır ve ne kadar az düşünceye sahip olursak, o kadar özgür olmuş olacak ve eşyanın farklarını o kadar az algılamış ola­cağız. Yani, budalalığımızla orantılı olarak... ki, bu saçmadır ve bunu Voltaire fark etme­miştir. Biz, en iyi olduğuna hükmettiklerimizi seçeriz; fakat, fiziksel zorunlulukla ahlaksal zorunluluk özentiyle ayırt edilmesi gereken iki ayrı şevdir; bu ahlaksal zorunluluk en yetkin, doğal ve fiziksel olan özgürlükle uz­laşabilir.

    Belirlemelerimiz (determinatione) ne denli iyi nedenlere dayanırlarsa, yetkinliğe o denli fazla yaklaşırız; en seçkin bîr derece içinde bizden daha yetkin olan varlıkların ve hatta Tanrının özgürlüğünü karakterleyen de bu yetkinliktir.



    c) Tanrı, eylemlerimizi yanılmaksızın görür; öyleyse özgür değilim. Voltaire' in bu itiraza verdiği karşılık da şudur: Tanrı’ nın öncelbilimi (prescience), eşyanın varoluşlarının nede­ni değildir. Bu bilimin kendisi de, bu varoluş üzerine kurulmuştur. Bir eylemin yalın bir öncelbilimi meydana gelmeden önce oluştu­rulmuş olmasından sonraki bilgisiyle hiç bir surette farklı olamaz; yani, bir eylemin oluş­turulmadan önceki bilgisiyle oluşturulduktan sonraki bilgisi arasında hiç bir fark yoktur. Tanrısal öncelbilimle insel özgürlüğün uygun­luğunu bilmemekliğimizden, bu uygunluğun anlaşılamaz ya da olmaz olduğu sonucu çıkmaz. Tanrı, özgür yaratıkları yaratabilir. Eğer özgür varlıkları yaratmak, hem de bunların eylemlerini önceden görmek çelişik olsaydı, Tanrı, bu eylemleri, adeta generalin herhan­gi bir kimseye izin verdiğinden bir kralın haberi olmadığı gibi. bu eylemleri bilmemeye razı olacaktı. Tanrının bu öncelbilimi kanıtı insan özgürlüğü aleyhine bazı güçlere sahipse de. Tanrı özgürlüğünü de yıkacak bir kanıt sayılır. Çünkü Tanrı, ne yapacağını da yanılmaksızın önceden görür. Tanrı, özgür eylemlerimizi, zeki bir adamın böyle bir fır­satta karakterini bildiği bir adamın hangi par­tiyi tutacağını az çok önceden görmesi gibi görür, denemez mi?



    d) Eğer insan, özgür ise, Tanrı' dan bağım­sız olur. Voltaire bu itiraza karşı, bize verdiği azıcık özgürlük, Tanrının sonsuz gücü­ne asla zarar vermez, der. Zira, bu ilgilen­me de onun sonsuz gücünün eseridir. Voltaire, tüm bunlardan sonra, "insanlık adına bizim biraz olsun özgürlüğe sahip olduğumuzu dü­şününüz. Zira siz, bizlerin birer makine ol­duğumuzu sanıyorsanız, eğlenceleriniz ve kurduğunuz dostluklar ne olacaktır? Büyük ey­lemleriniz ne pahasına yapılmış olacaklardır? zatî şahanelerinin insanlara daha mutlu ve iyi bir hayat bağışlamak için özenmelerine karşı, hangi minneti duymak zorunda kalına­caktır?" (39. Mektup).
     
  5. badem

    badem Guest

    Ynt: Voltaire

    TANRI VE DOĞA



    II. Tanrı ve Doğa: "Eğer Tanrı yoksa, O' nu yaratmalıdır*' diyen Voltaire, ömrü boyunca Tanrı' nın var olduğuna inanmış, fakat din­leri reddetmiştir. O, Tanrısızların, özellikle Needham' ın dayandığı kendiliğinden türeme kuramını reddetmiş, amaçlı nedenler ilkesine dayanarak. Tanrının varoluşunu tanıtlamaya çalışmıştır. Onun tanrısı, zihninin kabul etti­ği, fakat kalbini hiç ilgilemeyen bir postulat­tır. Tanrı' ya inanan Voltaire, dinlerin ve da­ha çok Katolikliğin aleyhindedir. O, dine inan­ması bir ahmaklık ve inananı bir budala say­mıştır. Onun dinsizliği Fontenelle' de olduğu gibi, akılda iman ve bilimde ilke üzerine ku­rulmuş değildir. Voltaire, önce XVI. yüzyıl­dan itibaren ve XVII. yüzyılda Hıristiyanlığa karşı içgüdü ve şehveti savunan Epikürcülü­ğün mirasını almış, doğayı sıkan, günahı, arzu ve hazza bağlayan bir dini, ifritçe bir an­lamsızlık saymıştır ve Hıristiyanlığın, aklın ilerlemesine ve insanların mutluluğuna engel olduğuna inanmıştır (W. Durant). Onun an­ladığı Tanrı, doğanın Tanrısıdır, insanlığın değil; yani bu Tanrı, ona göre, asla tehlike­de olmayan insanlığı kurtarmayı değil, doğa­nın sabitliğini temin eder. Doğa felsefesi ba­kımından eşyanın değişmezliği ve insanın bu sabitlikten tatmin olunamamak deliliği gibi iki noktaya saplanmış görünen Voltaire, doğa­yı bir bütün, bir sanat eseri sayarak onu bir asma saate benzetir ve Tanrı’ nın varolu­şunu, amaçlı nedenlerle saptama işinde bu saatten belgeler getirir. Zira ona göre, bu sanat eserindeki aşikar uzlaşma ve ahenk, bunu imal etmiş olan bir Tanrıyı gerekti­rir. Voltaire, I734' te yazmış olduğu ‘’Traite de Metaphysigue’’ adlı eserinde, Locke ve Clarke’ in, alemin zorunsuzluğu kanıtıyla yaptıkları tanıtlamayı kabul ettiği halde, sonra bundan vazgeçmiştir, Aşırı bir doğal dini savunmuş olan Voltaire’ in tanrısı, insana yararlı olan bir doğanın bilge bir artistidir. Bu itibarla o, Epikür kadar da Descartes' a ve genel ola­rak doğal nedenlerin bağlanışlarının bir ürü­nü gibi sayılmış olan bu kozmogoniyi araş­tıranlara, yani doğada Alemin şimdiki halinde ayrıcalı (imtiyazIı) ve bir tek hal görmeyen­lerin hepsine karşıdır. Fakat, Voltaire, Newton fiziğinden hoşlanır. Ona göre, bu fizik, doğa olay ve varlıklarını, insansal ve hay­vansal hayatın olabilirliğini açıklamakta me­kanik kanunların etkisi olmadığı, alemde var olan şeylerin hepsinin oluşturdukları sonuçlar bakımından bir Tanrı tarafından seçildiği sonucunu vermektedir. Voltaire. türlerin ve kimyasal maddelerin değişmezliğinin ve değişirliğinin (transmutation) bir görünüşten iba­ret olduğuna inanır. Kürenin fiziksel devrim­leri kuramı - ki, dağlarda keşfedilmiş deniz hayvanları fosilleri üzerine kurulmuştur— ve kutupların yer değiştirmesi hakkında araştır­malar yapan Louville’ in düşüncelerine karşı kuşkucu olduğu gibi, Tufan' ı tanıtlamaya ça­lışan kuramlar konusunda da kuşkuludur. Do­ğa sorununda saptanımcılığa (fixisme) bağlı olan Voltaire, insan hakkında da aynı değiş­mezliği savunur. Örneğin, dillerin modaya ve yabancı etkilere tutulmak suretiyle ancak yüzeysel bir değişikliğe uğradığına inanır.



    Voltaire. Katoliklerin yaptığı türlü zulüm ve haksızlıkları yalnız tarihte değil, kendi hayatının türlü serüvenleri arasında bizzat da görmüş olduğu için, akıl adına hoşgörü' yü (tolerance) savundu:



    Ona göre, özgürlüklerin ilki vicdan özgür­lüğüdür. Bağnazlık (taassup), ruhların kuduzudur. Engizisyonu kaldırmak için Rus imparatoriçesine, Danimarka, Polonya ve Prusya krallarına baş vurmuş olan Voltaire, Alman prenslerinden yarısının yurtlarında vicdan öz­gürlüğünü kurduğunu ve hatta İspanya' da bi­le Engizisyonun kaldırıldığını açıkladı. Doğu âlemindee Romalılar, Yunanlılar, hatta Yahu­dilerin bile dinsel bağnazlığı tanımadıklarını, yalnız Hıristiyanlığın bu kuduz illetine tutul­muş olduğunu anlattı. Voltaire' e göre, bunun nedeni, Hıristiyanlığın hem cisimsel, hem de tinsel olarak hükmetmek isteyen bir din olu­şudur. Papaların büyük iddiası, tinselliğin cisimselliğe üstünlüğüdür. Voltaire, hoşgörünün ancak kuvvetli bir hükümette olanaklı ola­cağını ve ancak böyle bir hükümette ilerle­menin olanaklı olabileceğine inanır.



    İçinde birtakım inanç kavgaları bulunan, vergi ver­meyen ve birçok yurttaşları manastırlarda her çeşit doğal ve insansal haklardan yoksun kı­lan bir dinin bulunduğu hükümet asla güçlü olamaz; hatta böyle bir hükümette ekonomik hayat bile olanaksızdır. Voltaire, bu ekono­mik hayata önem verir ve yaşadığı dönemde dinin ticarete engel olan inançlarıyle alay eder. Ona göre, dinin egemen olduğu yerde ahlâk da olamaz. Özet olarak Voltaire' e gö­re, insana doğanın önerdiği amaçların bağımsızlığı düşüncesinden uzakta kalan hiç bir dinin değeri yoktur.
     
  6. badem

    badem Guest

    Ynt: Voltaire

    TARİH, POLİTİKA ve HUKUK



    III. Tarih. Politika ve Hukuk: Onun, bu üç büyük konudaki görüşleri, Fransız devrimini hazırlamış olduğu için, bir önem ta­şır: Daha önce Saint-Augustin, Bossuet, Malebranche ve Pascal, insanın tarihini günah ve şefaate (redemption) dayandırmışlardı. Onlara göre. bunlar, insan tarihinin şeklini, insanın fakültelerini ve mutluluğunun koşul­larını sürekli olarak değiştiren ağır olaylar­dır ve Hıristiyanlık hayatının amacı bu cinsten derişikliklere ulaşmak ve bunları hazır­lamaktır. Voltaire, bu görüşleri reddeder ve ilk saldırısını Pascal’ a yapar. Zira, insanın ilk günahtan sonraki sefil durumunu kapkara gösteren bu filozoftur. Voltaire' e göre ise, in­san, bir bilmece değildir; o, doğada hayvan­lardan üstün, belki de diğer varlıklardan aşa­ğıdır. Hareket etmek ve tutkuyla hükmetmek için akılla bezenmiştir. Pascal' ın insanda gördüğü sözde çelişkiler, birtakım zorunlu öğe­lerdir ki, bunları açıklamak için insanın düş­mesine (chute) ihtiyaç yoktur. Özsaygısı, top­lumların bir koşuludur. Gelecek için uğraş­malar, sürekli olarak hareket etme isteği, ey­lemsizliğe bağlı olan sıkıntı, Pascal’ ın zannet­tiği gibi, sefaletler değil, yararlı ve hayırlı lütuflardır. İnsan eylemindeki kararsızlıklar­dan söz eden Montaigne' nin görüşlerinden, in­san doğasında bir ikiliğin varlığı sonucuna ulaşmak da doğru değildir. Voltaire bu su­retle Hıristiyan inançlarını, insel doğadan ay­rılmaz sayan ve XIX. yüzyılda yeniden do­ğan düşünlerden uzaklaşmış olur,



    Voltaire' in, ‘’Remarques sur les Pensees de M. Pascal’’ adlı eseri, Pascal' ın ‘’Essai sur les Moeurs’’ adlı eseriyle Bossuet' nin ‘’Histoire Universelle’’ ' ine ve Saint-Augustin' in ‘’Cite de Dieu’’ süne aykırıdır. Bu son iki yazar, tarihin bir­liğini, hal' in geçmiş zamanla dayanışmasının ürünü sayarlar. Voltaire ise, insel olaylardan Tanrısal zihnin rolünü uzaklaştırmış ve olgu­ları zorunlu ve mekanik bağlantılarıyla açıklamıştır. Küçük nedenlerin gücünü meydana çıkarmış, rastlantının egemenliğini göstermiş­tir. Ona göre, tarihte rol oynayan, insel tut­kuların oyunlarıdır. Zira o, tarihi, bir gazete değil, insan ruhunun eylemlerinden ibaret gö­rür. Charlemagne' dan başlayarak Louis XIV. dönemine dek incelediği ünlü tarihinde, üze­rinde durduğu temel noktalar, tarihsel olaylar değil, törelerdir; bireyler değil, dönemlerin ti­careti, maliyesi, bilim ve sanatları gibi ruhu­dur. Ona göre, bu dönemlerin her biri, geç­mişle dayanışmayan birbirinden ayrı birer bü­tün oluştururlar. Voltaire, adeta geçmiş za­manı, hiç olmamış gibi sayar; daima şimdiki zamandan ya da ulusların gelmiş oldukları noktadan hareket etmeyi salık verir: "Eski­leri sürdürebileceğimizi sanmayınız; geçmiş, ancak bir tecessüs etkenidir; şimdiki zaman ise, bir zorunluluktur*' der.



    Özet olarak ona göre, tarihsel zamanlarda süreklilik yoktur. Bu. uzay için de böyledir. Evrensel tarihte Hıristiyanlıktan başka şeyler de vardır. Asya veya Afrika ülkelerinin. Batı uygarlığına eklenmiş olan uygarlıkları vardır. Bir aynı dönemde iki çeşit tarih bulunur: Biri resmi tarihtir ki, ilk planda belgeler için­de görülür; ikincisi, dinsel ve kiliseye özgü tarihtir ki. burada insan tamamıyla tutkula­rına, intikamlarına ve çıkarlarına terk edil­miştir. Az gürültülü ya da daha çok meçhul olan bu tarih, insana yararlı olan icatların tarihidir. Bu dönemde birtakım adı bilinme­yen buluşlar vardır ki, bunların icatları üze­rinde bilginler sonradan düşünürler; bu icat­ları yapan felsefe değil, "birçok insanda bu­lunan mekanik içgüdüdür". Voltaire' e göre; Yunan ve Romalılarda makinelerin çokça kul­lanılması, onların saçma inançlarındaki saç­malıkla çelişiktir. Voltaire, bir taraftan da Montesquieu’ ya saldırır; onun yöntemsiz ola­rak naklettiği bilgilerin hemen hepsinin yan­lışlığından söz eder ve hele iklimin, bilimler, din ve sanatlar üzerindeki etkisine dair dü­şünlerini red ve inkar eder. Voltaire' e göre, din kurumunda, doğal zorunluluktan çok, rast­lantılar vardır.



    Voltaire, kuşakların (nesil) tarihsel daya­nışmasından zevk almaz. Montesquieu, Fransa' daki liberal monarşi kuramını bu dayanış­ma üzerine kurmuştur. O, bir anlama göre, liberal değildir. Onun düşmanları, krallığın geleneksel düşmanlarıdır. Dinsel yönetim, görevleri rüşvetle satmak esasına dayanır. Hoş­görü ve adaleti yapabilecek olan ise, felsefe ruhundan ilham alan ve geniş bir otoriteye sahip olan kraldır. Büyük Pctro, Büyük Frederic, Catherin II lerin uyguladıkları gibi, ay­dın bir istibdat, Voltaire' in politika ülküsünü oluşturur. Zira ona göre, sanatların, bilim­lerin, hoşgörünün artışı, insanlığın sürekli ve kendiliğinden bir gelişmesinin ürünü değil, bir büyük egemenliğin ve iyi bir hükümetin ese­ridir. Nihayet Voltaire, ilerlemeye inanmış, uygarlığı sevmiş, insanlığın eşit olmayan te­reddütlü yürüyüşünü, saçma inançlara bağlı bağnaz ve şaşkın bir bilgisizlikle iyilik se­ven ve aydın akıl gibi iki karşıt nedenin so­nucu saymıştır. İlerlemenin işçileri ise, büyük adamlardır. Akla hizmet eden ve aklı koru­yan büyük adamların istibdadı sayesindedir ki, ilerleme ve uygarlık gerçeklenebilir. Voltaire, "devletleri ambarlarının dibinden yö­neten"; "karılarını ya da hizmetçilerini yönet­meye yetenekleri olmadığı halde, evreni dü­zenlemekten büyük bir haz duyan" adamlarla alay eder. Mülkiyetin gelişmesini ister; sahip olma olgusunun bireye, kendisini yetiştiren bir kişilik ve vekar verdiğine, insanın gücünü bir misli artırdığına inanır. Bir insan, kendisi ve ailesi için, bir efendi için olandan daha çok şevk ve hazla çalışır. Voltaire, ku­ramsal olarak cumhuriyeti ister; fakat, bunun bazı sakıncalarım sayar ve ancak coğrafi mevkilerinin himaye ettiği küçük devletlere uygun görür. O, genel olarak insanların ken­dilerini yönetme ve nadiren lâyık olduklarını iddia eder ve cumhuriyeti, ailelerin gruplanmasından doğan toplumun ilk şekli sayar. Ona göre. ekonomik halin karmaşık bir hal alışı, Özlerde (aşiret) görülen demokratik hayatî yıkar: zenginler aristokrasiyi, halk ise demok­rasiyi ister; krallar da krallığı tercih ederler. Farelere sorarsanız, kedilerin boynuna bir çıngırak asılmasını önerir.

    Voltaire' in Rousseau ile ilişkisi de önemli­dir: Onun ‘’Contrat Social’’ adlı eserinde savunduğu vahşi hale karşı öfkelenen Voltaire, bir dostuna yazdığı mektupta, "pek iyi görüyorsunuz kî, Jean-Jacque, bir maymunun in­sana benzediği kadar bir filozofa benzemek­tedir" demiş ve onu, "Diojen'in kudurmuş kö­peğine" benzetmişti. Rousseau, ona, ‘’Eşitsiz­liğin Kökenine Dair Konuşma’’ adlı eserini gönderdiği zaman, Voltaire şu karşılığı yolla­mıştı: ‘’İnsan cinsi aleyhine yazılmış olan ki­tabınızı aldım efendim, teşekkür ederim. Biz­leri hayvanlaştırmak için hiç bir zaman bu denli zekâ sarf edilmemiştir. Eseriniz okun­duğu vakit, insan dört ayakla yürüme özlemi­ne tutuluyor Bununla birlikte altmış yıldan fazla bir zaman vardır ki, böyle yürüme alış­kanlığımı yitirdim: ne yazık ki, o alışkanlığı yeniden kazanmanın benim için olanaksız ol­duğunu hissediyorum". Rousseau ile Voltaire' i ayıran esaslı fark, birincinin duygulara ve içgüdülere, ikincinin ise akla dayanmasından ibarettir, Voltaire, insanın doğası itibariyle bir hayvan olduğunu, fakat uygarlığın onu. kurmuş olduğu düzen sayesinde vahşî içgüdülerini yumuşatmak ve zincirlemek için vü­cuda geldiğini ve uygarlığın emri altında bu­lunan insanın, vahşi halindekinden daha çok iyi bir yaratık olduğunu savunur; kurumları insanlar oluşturduğu halde, kurumların da in­sanı disiplin altına aldığını ileri sürer.
     
  7. badem

    badem Guest

    Ynt: Voltaire

    VOLTAİRE’ NİN DÜŞÜNCELERİNE TOPLU BİR BAKIŞ



    Özet olarak felsefesi mutlak surette mad­deci olan Voltaire. ahlâk, politika, ekonomi, sosyal reform. ıslahat gibi hususlarda hemen daima şimdiki halin hayatına bağlı kalmış, "monarşiye yararlı olan ve bir cumhuriyet için gereken her şeyi saklamış'1 olduğuna inandığı İngiliz hükümetini, politikada örnek bir rejim saymıştır. Hukuk bakımından tekdüzenli kanunların aleyhinde olan Voltaire, cezaya taraflıdır. "Cezalandırınız, fakat körü körüne cezalandırmayınız; cezalandırınız, fakat yararlı bir surette. Eğer gözleri bağlı olarak adalete sahip olmak zorlaşırsa, akıl, adalete kılavuzluk etmelidir" der. Kanıtların doğa ve gücü hakkında kuşkuları olan bir yasamada "kanun, iki tarafı da keskin bir pala olur ki, bu hem suçluyu hem de suçsuzu eşit olarak boğazlar". Voltaire, işkencenin kaldırılmasını yargılamaların açık (aleni) olmasını ister ve rasgele nedenlerle yapılan tutuklamaların (tevkif) önüne geçilmesini ister. Cezalandırmadan önce, tüm suçları meydana çıkarmayı, sefaleti yok etmek suretiyle hırsızlığın önüne geçmeyi, gizli doğurmalarla evlât katilliğini önlemek için, doğumevlerinin açılmasını, suçla cezanın orantılı olmasını, küçük kusurların büyük cinayetler gibi cezalandırılmamasını ister. Dine saygısızlık, kâfirlik, intihar gibi durumlarla muhaliflerin kendi aralarında ya da Katoliklerle evlenmeleri gibi durumları bir suç say­mamak, nihayet ölüm cezasını, ancak bir ku­duz köpeği öldürmek gibi, çoğunluğun hayatını kurtarmak için başka bir çare kalmadığı zaman uygulamayı, canileri, yine insanlara yararlı olabilecek şekilde yaşatmayı, ülkelere zarar verdikleri için, onları, ölünceye dek yurda hizmet ettirmeyi ister. Bunlar, Voltaire' in başlıca adalet ilkeleri olduğu gibi, zarar­ların ödenmesi, merhametle, adaletin birleş­tirilmesi, müsaderenin kaldırılması, çocukları, babalarının hataları yüzünden aç bırakmamak, cezaları daha utandırıcı ve daha az zalim bir duruma getirerek suçların azaltılması da, onun başlıca önerilerini oluşturur. Ona göre "onur aşkı ve utanma korkusu, cellâtlardan daha iyi ahlâkçıdırlar". Doğal adaleti kanundan üstün sayan Voltaire, yasal bir yönelimin haksız kurallarına itaat etmemeyi de şiddetle ummuştur. 1789 Fransız İhtilâlinin doğmasında bu düşünlerin büyük rolü olmuştur. Vol­taire. iyimserliğin de aleyhindedir. ‘’Candide’’ adlı eseri, ortaçağ Tanrıbilimiyle Leibnız’ in iyimserliğini hor gören ve bunlarla alay eden felsefesel bir romandır. Ona göre, iyimser­lik, kötülüğe razı olmaktan ibaret olan bir ‘’gevşeme felsefesidir’’ o. İnsanlara bu dünyadaki kötülüklerin gösterilmesini ve buna is­yan etmelerini öğretmeyi savunur.



    Voltaire'i özetleyecek olursak, şu sonuçlan elde edebiliriz: O, metafizikle derinden uğraşmamış; insanlığın ortak çıkarlarına hizmet etmeyen düşünlere pek de önem vermemiş­tir. Metafizik düşüncelerden yoksun oluşu, onu imansızlığa sürüklemiştir ki, bunda din adamlarıyla kilise baskıları hakkındaki gerçek bilgileri büyük bir etki yapmıştır. Ona göre, Tanrı hakkındaki inanç ve düşünler, duygulardan gelir; duygular da doğal bir mantık oldukları için, en ilkel ve kaba insandan başlayarak çağlar boyunca gelişir. İlk insanlar, felâketlerle iyiliklerin, kıtlıkla bolluğun, fırtınalarla iyi günlerin... vb. birbirlerini izlediklerini görmüşler, bir efendinin, kendi öz efendilerinden üstün bir hükümdarın var­lığını hissetmişlerdir. Voltaire, filozofların Tanrı varlığını kanıtlamak için ileri sürdükleri düşünleri üç noktada özetlemiştir:



    a) Zorunlu ve ebedî bir varlık var olma­dan âlemi açıklamak olanaksızdır.



    b) Ereksel nedenler. Voltaire, bu kanıt üze­rinde fazlaca durmuştur. Zira. ona göre, evrenin olağanüstü bir ahengi vardır ve insan bedeni pek ince bir uyumla organlaşmıştır.



    e) Ahlaksal kanıttır ki, bu, öç alan ve ödül­lendiren bir Tann' yı kabul etme gereksinme­si inancına dayanır.



    Tanrıtanımazlığa gelince, bu inançta, tüm toplum bağları kırılır, evrensel bir savaş, her çeşit vahşiliği yaygın bir hale getirir; bu iti­barla bir Tanrı' ya inanmakta yarar vardır; zira, hiç olmazsa bu inanç, insanı, yapacağı cinayetlerin eşiğinde durdurmuş olur. Fakat. yüce varlığın doğası hakkında bir şeyler öğ­renmek için düşünme gereksizdir. Çünkü, tan­rılığa upuygun bir bilgiye sahip değiliz; onun âlemle ilişkisi de pek anlaşılır gibi değildir ve karanlıktır.



    Voltaire, bazen Tanrıyı maddeyle eşsonrasız (coeternelle) sayar ve onu yaratıcı olmaktan çok, evrenin mimar ve düzenleyicisi ola­rak görür; (yani, yaratmayı, yokluktan var etme anlamında kabul etmez), bazen de, da­ha ileri giderek. Tanrı’ nın açıkça alemle öz­deş olduğundan söz etmekle de bir çeşit pan­teizme eğilmiş olur: "Tanrı her yerdedir ve evrenin tüm kısımlarında ve benim kendi kı­sımlarımda da vardır" der. Bu itibarla o, Tan­rı kayrasına da pek inanmaz ve önce de sö­zünü ettiğimiz gibi, Candide adlı eserinde, l.eibniz' in iyimserliğini eleştirir. Bununla bir­likte. Tanrı, der. evreni mutluları meydana getirmek için düzenlememiş olsa bile, hiç olmazsa iyi eylemleri ödüllemek ve kötüleri cezalandırmak için bu âlemi düzenlemiştir, demekten de çekinmez.



    Onun, 'ruh' hakkındaki görüşü de belgin değildir. "Biz, der, var olduğumuzu, yaşadığımızı. düşündiiğümüzü biliyoruz; daha ileri­ye gitmeyi istemek, karanlık bir uçuruma düş­mektir". Onu tanımlayamayız, O, "etkileri bilinen bir bilinemez ilkedir ki, onu kendi­mizde hissetmekteyiz". Onun ölümsüz oluşu, kendimizden bir parçanın korunmuş olacağı ve bir ahret yaşamının varlığı... gibi düşün­celer de ancak olasılıdırlar; en iyisi, insanın, sanki bunlardan biri gerçekten varmış gibi. kendisini ahlak kanunlarına uygun olarak yö­netmesidir.



    Voltaire' e göre, gerçeksel ahlâk, ancak öz­gürlük sayesinde olanaklıdır. O, bu inançla elindeliği kanıtlamaya çalışmıştır; fakat onun özgürlüğe içtenlikle inandığı da pek kesin değildir; bununla birlikte Voltaire, bir ahlâk kanununun var olduğunu, bunun bize vicda­nımızın sesiyle dikte ettiren ve söyleyen bir Tanrıdan geldiğini de anlatır; bunu. haklı ve haksız düşününün ince ve kaba da olsa tüm insanlıkta bir ahlaksal temel olarak var olduğu düşüncesiyle tanıtlamaya çalışır. Tanrının kalbimize yerleştirdiği bu doğal içgüdü, başkalarına da kendimize yapılmasını istediği­miz gibi davranmamız gerektiğini bildirir.



    Açıkça anlaşılıyor ki, Voltaire, bilimsel an­landa bir metafizikçi ve ahlakçı değildir. O, bu konularda hiç bir spekülasyona katıl­mamış, olayların dış görünüşleriyle ve da­ha çok sosyal insanla uğraşmıştır; bunun içindir ki, içlerinden birini seçmeksizin üç hükümet biçimini mukayese etmekle yetinmiş­tir ve aristokratik devlet, ‘’halkın bir gözünü", monarşik devlet ise, "iki gözünü oyar" ka­nısında bulunmuştur. Gerçekte onu ilgilendiren devlet biçimleri değil, özgürlüğün yete­rince korunmasıdır; ve ülküsel bir devlet ola­rak İngiliz yönetim tarzını beğenir; birçok durumlarda idam cezasını kaldırmak ister; suçluları çalıştırmak suretiyle topluma yararlı bir öğe haline getirmeyi önerir.



    Voltaire' in yolunu Fransa'da Turgot, Condorcet, Mirabeau izlemişlerdir. Voltaire olmasaydı Renan da yetişemezdi. Zira, G. Lanson’ un dediği gibi, duygudaşlık (sympathie) ile inkâr edilebilmek için, öfkeyle inkâr etmek gerektir. Onun tarih anlayışındaki çırakları ise. Gibbon, Buck'la, Niebuhr. Grote' tur. Vol­taire, en büyük zafer zevkini tiyatroları sa­yesinde kazanmıştır. Felsefesel şiir yazmakta Pope’ la (1688-1744) eşit sayılır. Edebiyatsal çalışmalarında tiyatro, komedi, trajedi, dram, opera gibi tüm şekilleri denemiş, fiziğin giz­lerine (sır) nüfuz etmiş, deneyüstü geometriyi kavramış ve insan zekâsının tecessüsünü davet eden her konuya değinmiştir. Onun leh ve aleyhindeki düşüncelere karşın, insan cinsinin iyiliğine çalışmış, uygarsal özgürlük ve dinsel hoşgörüyü getirmiş, bilgisizlik ve saçma inançlarla savaşmış bir deha olduğun­dan kuşkulanılamaz. Bilinmeyeni bilinene dö­nüştürmek ve olamayana ergi yöntemiyle tanıtlamak gibi iki esasa dayanarak, beğenme­diği hal ve konularla alay etmiş olan Voltaire kadar kendi yüzyılı üzerine etki yapmış olan pek az insan anımsanabilir. Onun bü­yük meziyetlerinden biri, özetlemekte, felsefesel ve bilimsel konuları halka yaymakta gös­terdiği başarıdır. Dictionnaire Philosophique Portatif (1714) adlı eseri bu türdendir. Vol­taire, İngiltere' den Locke’ un görgücülüğünü, Newton' un doğa felsefesiyle yaradancılığını ve doğal dinini Fransa’ ya aktarmış ve 'tarih fel­sefesi* terimini en önce o kullanmıştır. Vol­taire. demokratik ülküleri ve bir gün bunla­rın muzaffer olacağını kesin olarak sezmiş de­ğildir. O, düşündüğünü söylemek ve yazmaktan çekinmeyen ve inandığı gibi yaşamaktan vazgeçmeyen ve yaşamı boyunca gerçek ve özgürlük için olduğu kadar da hoşgörünün bilinçlenmesi ve din adamlarının sefalet ve bilgisizlikleri yüzünden insanlığa yapmış ol­dukları kötülükleri sergilemekten çekinmemiş bir düşün kahramanıdır.



    Voltaire, felsefesel düşüncelerini, bir siste­me bağlamadan tüm eserlerine dağıtmıştır. Az çok felsefeyi ilgileyen eserleri şunlardır: Pensees sur le Gouvernement: Les Idâes Republicaines; Les Commentaires de l’Esprit des Lois: Lettres Philosophiques Ou Lettres Anglaises; Les Elements de la Philosophie de Newton; Le Traite de la Tolerance; l'Histoire de Jenni; Dictionnaire Philosophique; ve Beccaria' nın Delite» et les Peines adlı eserini açık­layan kitabı.



    Voltaire’ nin külliyatı birçok kez basılmıştır: Beuchot baskısı 72 cilttir (Paris, 1829-1834); Kehl baskısı 92 cilttir (Paris. 1785-1789); Garnier baskısı 50 cilt (1877-1883). Edebiyatsal ve felsefesel eserleri ayrı ayrı da çeşitli dil­lere çevrilmiş olarak da birçok kez basılmış­tır. Değişik zamanlarda değişik yayın evleri tarafından eserleri Türkçe’ ye çevrilerek defalarca yayınlanmışlardır. Ayrıca onun hakkında pek çok sayıda makale ve eserde yayınlanmıştır.



    FİLOZOFLAR ANSİKLOPEDİSİ

    CEMİL SENA

    REMZİ KİTABEVİ

    1976 - İSTANBUL
     

Bu Sayfayı Paylaş