Veysel Karani Hazretleri

'Din Kültürü Öğretmenleri' forumunda büşra_5557 tarafından 25 May 2008 tarihinde açılan konu

  1. büşra_5557

    büşra_5557 New Member

    veysel Karâni Hazretleri

    karen'de Parlayan Pırlanta ....
    karen, Yemen Taraflarında Adı Bilinmedik Bir Beldedir. Etrafı Kum Dağları İle Çevrilidir, Kuraktır, Çoraktır. Ortalıkta Birkaç Kuyu Vardır, Üç Beş Ağaç. Sonra Hepsi Birbirine Benzeyen Toprak Damlı Evler... Sadece Develerin Ve Bedevilerin Yaşayabildiği Bu Kavurucu Coğrafyanın Sakinleri Kervan Ağırlamakla Geçinirler. Bir Şey Ekip Biçmezler, Hayvanlarını İse Üveys İsimli Bir Çobana Emanet Ederler.
    üveys Garip Biridir. Dünyadadır, Ama Ne Dünyalığı Vardır, Ne De Dünyalık Gibi Bir Kaygısı. Güttüğü Develer İçin Ücret İstemez. Verenden Alır, Vermeyene Sormaz Bile. Adı Üzerine Çobandır İşte, Fakirdir. Ama İş Cömertliğe Geldi Mi Onunla Yarışmak Kimsenin Harcı Değildir. Paylaşacak Çok Şeyi Yoktur, Ama Hayırda Daima Başı Çeker.
    üveys, Bizim Bildiğimiz İsmi İle Veysel Karani Hazretleri Mütevazı Yaşar. Ama Halinden Memnundur. Sessiz, Dostları Arasında Yalansız, Dolansız Bir Hayat Sürer. Issız Vadilerde, Kaya Kovuklarında İbadet Eder. İnsanlar Ona Hep Divane Gözüyle Bakarlar, Ama Aldıran Kim?
    anasının Kölesi
    mübareğin Çok Yaşlı Bir Annesi Vardır. Hem Kör, Hem De Kötürümdür. Veysel Karani Onun Eli Ayağı, Gözü Kulağıdır. Yedirir, İçirir, Yıkar, Paklar. Kadıncağıza Bebek Gibi Bakar. Ne Derse, Ama Ne Derse Yapar. En Olmayacak Arzularını Bile İkiletmez. Bir Yüz İfadesinden Bin Mânâ Çıkarır Ve Hepsini De Getirir Yerine. Tabiri Caizse, Anasına Kölelik Eder.
    veysel Karani Hazretleri Haram Bilmez, Yalan Söylemez. Hoş, Sahrada Bir Başına Dolanan Böylesi Bir İnsanın Günaha Girme Şansı Da Azdır Ya. O, Gün Boyu Zikreder, Af Diler. Ümmet-i Muhammede Dua Eder. Ama En Bilinen Özelliği Allah Ve Resulüne Duyduğu Tarifsiz Aşktır. Veysel Karani'nin Tek Arzusu Vardır. Yüzü Suyu Hürmetine Kainatın Yaratıldığı Server'i Görebilmek. Efendimizi Düşündükçe Burnunun Direği Sızlar, Yüreği Bir Hoş Olur. Yumruk İriliğinde Bir Şeyler Gelir, Oturur Boğazına. Hani O, Anlaşılamayan Ve Anlatılamayan Şeyler.
    ve Gün Gelir Muhabbet Ve Muhammed Kelimeleri Yüreğinde Buluşur, Dışarı Taşar. Efendimizin Hasreti Kor Olur, Ciğerini Yakar. Onu Bir Kez, Ama Bir Kez Görebilse, Bir Solukluk Olsun Sohbetinde Bulunabilse Ve Adına Sahabe Denilen Kutlu Kadroya Katılabilse...
    annesi İtiraz Etmese De, Bu Yolculuğa Razı Değildir. Omuzlarını Kaldırıp Boynunu Büker. Mahzun Bir Üslupla 'istiyorsan Git!' Der, 'git Bakalım, Beni Kime Emanet Edeceksen?' Doğrusu Onu Bırakabileceği Kimse Yoktur. Bu Yaşlı Kadına İncitmeden Kim Bakabilir Ki? Onun Nazını Kim Çeker Sonra?
    hasretini Yüreğine Gömer
    üveys Hasretini Yüreğine Gömer. Bir Daha Bu Konuda Tek Kelime Etmez. Ama O Günden Sonra Daha Fazla Ağlar, Daha Fazla Yalvarır. Aşkını Kayalara, Kumlara, Anlatır. Kuşlarla, Develerle Dilleşir, Serin Seher Yeliyle Selâmlar Yollar Haremeyn'e. Ve Ufuklar Perde Perde Açılır, Dağlar Çekilir Aradan. Artık O Günboyu İbadet Eder, Sürüyü Melekler Bekler. Hayvanlar Mı? İnanın Muma Döner.
    evet Üveys, Allah Resulünün Muhteşem Sohbetine (madde Planında) Erişemez, Ama Mânâ Aleminde Çok Şeye Kavuşur. Efendimizle Aralarında İmrenilecek Bir Dostluk Başlar. Hoş Onlar İçin Mesafelerin Ne Önemi Vardır. Öyle Ya Alan Uygun, Veren Olgun Olduktan Sonra 'feyz' Nehir Olur Akar.
    serveri Kainat Zaman Zaman Mübarek Yüzlerini Karen Taraflarına Döndürür Ve 'yemen Cihetinden Rahmet Rüzgarları Esiyor' Buyururlar, 'ihsan Ve İyilikte Tabiinin En İyisi Üveys-i Karni'dir!'
    müjdeler
    yine Efendimiz Buyururlar Ki: 'ümmetimden Bir Kimse Vardır Ki, Kıyamet Günü Rabia Ve Mudar Kabilelerinin Koyunlarının Kılları Adedince İnsana Şefaat Edecektir.' (ki Bu İki Kabile Sürülerinin Çokluğu İle Tanınırlar)
    eshab-ı Kiram Sorar:
    - Ya Resullallah Kimdir Bu Nasipli?
    - Allahın Kullarından Biri.
    - Peki Adı Nedir?
    - Üveys!
    - Ya Memleketi?
    - Karen!
    - O Sizi Gördü Mü?
    efendimiz Mânâlı Mânâlı Gülümser, 'baş Gözü İle Hayır!' Derler. Sahabeden 'hayret!' Diyenler Olur, 'size Böylesine Aşık Olan Biri Nasıl Oluyor Da Koşmuyor Huzurunuza?' Efendimiz İzah Eder: - Onun Gelmemesi De Bana Olan Bağlılığındandır. İhtiyar Bir Annesi Vardır. İman Etmiştir. Ancak Gözleri Görmez, Hareket Edemez. Üveys Gündüzleri Deve Çobanlığı Yapar, Kazandığını Annesine Harcar'.
    hazret-i Ebubekir Sorar:
    - Ya Resulallah Biz Onu Görür Müyüz?
    efendimiz Mübarek Kafalarını 'ne Yazık Ki Hayır' Manasında Sallar, 'sen Göremezsin' Buyururlar, Ama Hazret-i Ömer Ve Hazret-i Ali'ye Dönüp Müjdeyi Verirler: 'onu, Siz Göreceksiniz!' Sonra Bir Bir Vasıflarını Tarif Ederler Ki, Bu İşaretlerden Biri Avucunun İçindeki Gümüşi Beyazlıktır.
    'aşık İçin Zaman Geçmez' Derler, Ama Aradan Yıllar Geçer. Hani O Dakikaları Asırlaşan Yıllar... Efendimiz Hayatlarının Son Soluklarını Aldıkları Demlerde Mübarek Hırkalarını Çıkarır Ve 'bunu Üveys-i Karni'ye Verin!' Buyururlar.
    resullullah'ın (sallallahü Aleyhi Ve Sellem) Dar-ı Bekaya Göçmelerinin Ardından Hazreti Ömer Ve Hazreti Ali Yollara Düşer, Veysel Karani'nin İzini Bulurlar. Ahali Böylesine Şerefli İki Kimsenin Böylesine Köhne Bir Yeri Ziyaretine Mânâ Veremez. Hele 'üveys'i Arıyoruz!' Cümlesine Çok Şaşırırlar. 'o Divanenin Tekidir' Derler, 'insanlardan Kaçar. Kimseyle Konuşmaz, Kimseye Karışmaz. Ağladıklarımıza Güler, Güldüklerimize Ağlar. Neşe Nedir Bilmez. Aradığınız Sakın Başka Biri Olmasın!'
    hazret-i Ömer Dikkatle Dinler, 'bilakis!' Der, 'aradığımız O Olmalı!'
    karenliler İki Şanlı Sahabenin Önüne Düşer, Onları Arne Vadisi'ne Getirirler. Veysel Karani'yi Namaz Kılarken Görürler. Develer Akıllı Uslu Dolanmakta, Çobanlarını Üzecek Hareketlerden Sakınmaktadırlar. Namazı Biten Üveys Misafirlerine Döner. 'hoşgeldiniz!' Der. Hazret-i Ömer Önce Müsafaha Eder, Sonra Gülümseyerek Sorar 'kimsin Sen?'
    - Abdullah! (allah'ın Kulu)
    - Evet Hepimiz Abdullah'ız, Ama Seni Ne Diye Tanırlar?
    - Üveys Derler.
    - Sağ Elini Açar Mısın?
    açar. Efendimiz'in Belirttiği İşaret Ayan Beyan Ortadadır. Büyük Sahabe 'ben Hattapoğlu Ömer'im' Der, 'arkadaşım Ali Bin Ebu Talip!'
    vadiyi Kısa Ama Mânâlı Bir Sessizlik Kaplar. Sükutu Yine Hazreti Ömer Bozar: - Efendimiz Sana Selâm Ettiler Ve Mübarek Hırkalarını Gönderip Buyurdular Ki 'alıp Giysin, Ümmetime Dua Etsin!'
    ben Günahkarın Biriyim
    veysel Karani Ağlamaklıdır. Şaşkınlıktan Titreyen Bir Sesle 'ya Ömer' Der, 'ben Aciz Ve Günahkar Bir Kulum. Sizin Aradığınız Başka Üveys Olmasın?'
    hazret-i Ömer 'hayır Sensin!' Buyurur. 'zira Efendimiz Çizgi Çizgi Eşkalini Verdi Ve Sen Tamı Tamına Uyuyorsun Buna.'
    o Büyük Mücahide, O Koca Ömer'e İtiraz Ne Mümkün. Hele Müjdenin Böylesini Getiriyorsa.
    üveys-i Karani Mübârek Hırkayı Hasretle Koklar, (ki Ziyaret Edenler İyi Bilirler, Efendimizin Gül Teniyle Itırlanan Hırka-i Şerif Aradan Geçen Asırlara Rağmen Tarif Edilemeyecek Kadar Güzel Kokar) Sonra Yüzüne Gözüne Sürerek Bir Kuytuya Çekilir. Mübarek Alnını Toprağa Koyar Ve Ağlayarak Yalvarır. 'ya Rabbi !' Der 'bu Ne Nimettir. Yüzü Suyu Hurmetine Kâinatı Yarattığın Server Benim Gibi Bir Acizi Hatırlıyor Ve Mübarek Hırkalarını Ömer Ve Ali Gibi İki Güzide Sultanla Bu Günahkâra Yolluyor. Senden Bir Tek Dileğim Var: Ümmet-i Muhammedi Affeyle. N'olur. Bu Hırkanın Hakkı İçin!'
    gaibden Bir Ses Gelir. 'şu Kadarını Sana Bağışladım. Haydi Giy Hırkayı!'
    - Hepsini Ya Rabbi! Hepsini.
    - Şunları, Şunları, Şunları Da Bağışladım.
    - Diğerlerinin Hali N'olacak Ya Rabbi? N'olur, Hırkanın Ve Hırkanın Sahibinin Hatırına...
    hışşt Baksana Gidiyorlar
    tam Bu Sırada Karenlinin Biri Gelir Ve O Muhteşem Huzuru Bozar. 'misafirlerin Dönmeye Niyetliler' Diye İkaz Eder Güya, 'onlara Diyeceğin Bir Şey Yok Mu?'
    veysel Karani 'ahh!' Der, 'ahh Bu Hali Bozmayacaktın İşte. İnanın Az Kalmıştı. Bütün Ümmeti Muhammed Affedilmedikçe Giymeyecektim Hırkayı.'
    aradan Günler Geçer. Karenliler Şaşkın, Hatta Pişmandırlar. Öyle Ya, Elinin Altında Üveys Gibi Bir Cevher Olsun Da, Sen Onun Kıymetini Bilme. Ama Bu Kez Mübareği Hurmet Ve İlgiyle Bunaltırlar. Huzurunda El Pençe Divan Durur, Israrla Nasihat İsterler. Hele Bazıları Aşikare Keramet Bekler. Veysel Karani Gibi Mütevazı Biri, İlginin Böylesinden Sıkılır. İşte Tam O Günlerde Biricik Annesi Vefat Eder Ve Onu Karen'e Bağlayan Hiçbir Şey Kalmaz. İşte Şimdi Yollara Düşebilir.
    mübâreğin İlk Hedefi Elbette Haremeyndir. Önce Hacceder, Sonra Medine'ye Gider. Ancak O Münevver Şehrin Hüzünlü Yüzünü Görür Ve Resullulah'ın Yaşamadığı Peygamber Beldesinde Duramaz. Çeker Çarığını, Yürür Uzaklara. Bir Ara Basra'da Eyleşir, Bir Ara Kufe'ye Yerleşir. Yine Eskisi Gibi Deve Güder. Aç Kalır, Açıkta Kalır. Horlanır, Aşağılanır. Garip Bu Ya Milletin Gücü Hep Ona Yeter. Hatta Ufacık Veledler Bile Sataşır, Taş Yağdırırlar. Büyük Veli, Çığlık Çığlığa Saldıran Afacanlara Gülümser 'n'olur Ayaklarımı Kanatacak Kadar Büyükleri Atmayın' Der, 'abdestim Bozulmasın E Mi?' Zira O Güne Kadar Bir Kez Olsun Abdestsiz Basmamıştır Zemine.
    meleklerin İbadeti
    veysel Karani Hazretleri Bazen Sehere Kadar Secdede, Bazen Sabahlara Kadar Rükûda Kalır. 'bırakın Üç Kere Sûbhane Rabbiyel âla Demeyi, Ben Bir Keresini Bile Beceremiyorum' Diye Yakınır. Eh Onun Özlediği İbadet Meleklerinkinden Farksız Olmalıdır. 'namazda Huşu Öyle Olmalıdır Ki' Der: 'bağrına Bıçak Sokulsa Duyulmaya.'
    biri Sorar: 'nasılsın?' Cevap Manidardır: 'akşama Çıkacağını Bilmeyen Biri Nasıl Olursa!' Sevenleri Israrla Nasihat İsterler. O Gülümser:
    - Allahü Teâlâyı Bilir Misiniz?
    - Evet Biliriz.
    - Öyleyse Başka Şeyleri Bilmeseniz De Olur.
    - Aman Efendim Bir Nasihat Daha.
    - Allahü Teâlâ Sizi Bilir Mi?
    - Elbette Bilir.
    - Öyleyse Başkaları Bilmese De Olur.
    mübarek, Allahü Teâlâdan Çok Korkar Ve Buyururlar Ki: İnanın Allahü Teâlâ'yı Tanıyana Gizli Kalmaz.
    veysel Karani Hazretleri Hayatını Kendi İfadesiyle Şöyle Hülâsa Eder. 'yüksekliği Tevazuda Buldum, Liderliği Nasihatte... Nesebi Takvada Buldum, Şerefi Kanaatte... Rahatlığı Zühdde Buldum, Zenginliği Tevekkülde.'
    bizde Ne Takva, Ne Zühd, Ne De Tevvekkül. Eh Bir Şey Bulamıyoruz Tabii. Allahü Teâlâ O Büyüklerin Yüzü Suyu Hürmetine Sonumuzu Hayreyliye.
    veysel Karani Hazretlerinin Kutlu Hırkası Elden Ele Geçer Ve Van Civarında Hüküm Süren İrisan Beyleri'ne Gelir. Hicri 1028 Yılında 2. Osman Han'a Hediye Edilen Nurlu Emanet İstanbul'da Heyecanla Karşılanır. Asitane Halkı Ona 'hırka-ı Şerif' Der, Ramazanlarda Ziyaret Ederler. Buğulu Gözlerle İlmeklerine Dalar, Efendimizi Hatırlarlar.
    gel Zaman Git Zaman Büyük İzdihamlar Yaşanır. Hırkanın Saklandığı Ve Sergilendiği Küçük Bina Kalabalığı Kaldırmaz Olur. Abdülmecid Han Bu Mübarek Hırkanın Şerefine, Fatih'te Koca Bir Mahalleyi İstimlak Eder Ve Biblo Güzelliğinde Bir Cami Yaptırır. Bu Uğurda Şahsi Servetini Fedadan Çekinmez. Belki De Şu Ferah Mabedi Böylesine Sevimli Kılan, Temelindeki İhlâstır, Kimbilir?
    asırlık Gelenek
    ve Asırlık Gelenek Yaşar. Hırka-i Şerif, Gözü Yaşlı Aşıkların Ziyaretgahı Olur. Medine'ye, Mescid-i Nebi'ye Ulaşamayanlar Hasretlerini Burada Dindirmeye Çalışırlar. Cami Çalışanları Şirin Mescidi Güllerle Bezerler, Ki Tasavvufta Gül O'na İşarettir. Efendimiz'e!
    hele Ramazan Günleri Civar Coğrafya Hırka-i Şerif'e Akar. Müminler Kar Demez, Kış Demez Ziyarete Koşarlar. Anadolu'nun Dört Bir Yanından Gelen Aşıklar Yaşlı Gözlerle Yüce Serverin Kutlu Mirasına Bakarlar.
    allahü Teâlâ Bizleri Yalan Dünyayı Veysel Karani Gibi Görenlerden Ve Resulü Ekrem'in (sallallahü Aleyhi Ve Sellem) Şefaatine Erenlerden Eylesin!
     

Bu Sayfayı Paylaş