Spinoza Baruch

'Filozoflar' forumunda badem tarafından 17 Tem 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Felsefe sorunlarının çözümünde geometriye dayanan bir yöntem uygulamış ve bütün düşüncelerini töz olarak nitelediği Tanrı kavramı üzerinde yoğunlaştıran Baruch SPİNOZA ilginç yaşam öyküsü ve dünya görüşü ile 350 yıldır gündemde kalabilen bir filozoftur.
    24 Kasım 1632 yılında Amsterdam’ da dünyaya, İspanya’ dan göç etmiş bir Yahudi ailesinin beş çocuğundan biri olarak gözlerini açmıştır. Henüz altı yaşındayken annesini yitiren düşünür, yapayalnız geçecek yaşamını da böylece örgülemeye başlamıştır.



    Uzun yıllar dinsel ağırlıklı bir eğitim görmüş olması onu kör inançlara saplamamış, öğrendiği yabancı diller ve ders aldığı bilge kişiler sayesinde ufku genişlemiş, düşünceleri değişmiştir. Onun düşünce derinliğine inemeyen yaşadığı dönemin din adamları tarafından aforoz edilmiş, yazdığı kitap yasaklanmış ve düşünceleri ile bir başına bırakılarak ,yalnızlığa itilmiştir. Yılmamış, yaşamı boyunca kimseye boyun eğmeyerek, hiçbir bağışı ve hediyeyi kabul etmeyerek onuruyla hayatını kazanmıştır..Matematik, fizik bilgileri sayesinde mercekler üzerinde çalışmalar yapmıştır. Bir odada sürdürdüğü yaşamını, mercekleri yontarak elde ettiği kazançla, bilgece ve gösterişsiz bir şekilde geçirmiştir. Hastalıklı bedeni, yontarken yuttuğu tozlara ve insanlardan gördüğü anlayışsızlıklara daha fazla dayanamayarak 21 Şubat 1677 te bu dünyaya veda etmiş, geride, dünya durdukça yaşayacak düşünceler bırakmıştır.
     
  2. badem

    badem Guest

    Ynt: Spinoza Baruch

    «ARZU İNSANIN GERÇEK ÖZÜDÜR»


    İnsan düşünür ve bilir: kâh deneysel olarak veya belli belirsiz (birinci tarzda bilgi), kâh akıl.yoluyla (ikinci tarz bilgi), kâh sezgi yoluyla (üçünçü tarz bilgi).

    Ama bu düşünce onun olgusu olmakla birlikte, onun tekil özü değildir. Yanlış bir fikir hiçbir şeydir; doğru bir fikirse eksıksiz olduğu ölçüde insanda ve Tanrı'da aynıdır. Sadece insana özgü olan bir hakikat tam da bu yüzden doğru olmaktan uzaklaşır.

    O halde insan nedir? Düşünen bir hayvan mı, siyasî bir hayvan mı, düşünen bir şey mi? İnsan «krallık içinde bir krallık» değildir: o, düzenini izlediği Doğa'nın bir parçasıdır. Her varlık gibi insan da varlık içinde tutunmaya çabalar ve bu çaba (conatus) hem ruhla hem de bedenle ilişkili olduğundan istek olarak adlandırılır.

    Bu istek bilinçli (bir durumda Spinoza daha çok arzudan söz eder) de olabilir, bilinçsiz de, ama bu, onun doğasını değiştirmez: «Gerçekte, insan isteğinin bilincinde olsun veya olmasın, bu istek değişmez.» lşte, tam da bu yüzden, filozof «insanın iştahıyla arzusu arasında» gerçekte hiçbir fark görmemektedir. Spinoza, arzu kelimesiyle «bizim istek, irade, arzu veya içtepi» kelimeleriyle, ifade ettiğiniz, insan bünyesinin her türlü çabasını anlamış olabilir. «Arzunun insanın özü olduğunu yazarken de bu anlama dayanmıştır.

    Oysa, her değer ancak arzuyla ve arzu için değer taşır: «Kendimizi hiçbir şeye zorlamıyoruz, iyi bulduğumuz için,hiçbir şeyi istemiyor, ona karşı iştah duymuyor, onu arzulamıyoruz; tersine, ulaşmaya çalıştığımız, istediğimiz, iştahımızı kabartan, arzuladığımız şeye iyi diyoruz». Bu altüst ediş radikal bir görecelik meydana getirir; bu görecelik mutlak olma savındaki her ahlakı bir yanılsama durumuna düşüür. Tanrı’nın veya Doğa'nın ahlakı yoktur: ahlakî sadece insana özgüdür.


    « ZEVK VEREN HER ŞEY İYİDİR»



    Ama bu ahlakın konumu hakkında yanılgıya düşmekten de kaçınmak gerekir. Bu ahlak sadece insana özgü olmakla kalmayıp, özgür iradeyi var sayması bakımından yanıltıcıdır da. Spinoza, «lnsanlar kendilerini özgür sanırlar», diye yazar. Çünkü, eylemlerinin ve istemlerinin bilincindedir ama onları eyleme geçirten ve istemelerine yol açan nedenleri bilmemektedir. Bu yüzden, kendilerine veya çoğu zaman da başkalarına karşı nefret ve kinle doludurlar. «Erdemleri göstermek yerine kabahatleri öne çıkartmaktan başka bir şey bilmeyen» ve «başkalarını da kendileri kadar berbat duruma düşürmekten başka şeye akılları çalışmayan>, ahlakçılar bunun için böyledir.

    Spinoza bu anlayışa karşı «zevk veren her şeyin iyi» olduğunu ve akılla uyum içinde oldukça zevkin erdemin başlangıcı olduğunu öğretir. Onun etiğinin can noktası budur: «Her şeyin tanrısal doğanın zorunluluklarını izlediğini ve Doğa'nın ebedî yasa ve kurallarına göre işlediğini doğru olarak bilenler elbette nefrete, alaya ve küçümsemeye değer bir şey bulmayacaklardır (...); ama insan, erdeminin olanak verdiği ölçüde, iyi şeyler yapmaya ve neşeli olmaya çalışacaktır”,


    Axis 2000
     
  3. badem

    badem Guest

    Ynt: Spinoza Baruch

    YÖNTEM

    Yöntem konusu bağlamında pek çok noktada kendi düşünceleri üstünde büyük etkilerde bulunmuş modern dönemin iki büyük filozofu Descartes ile Hobbes 'un düşüncelerini paylaşan Spinoza , döneminin bilimsel devrim ruhundan da etkilenerek her durumda kilit değerde önemi olanın matematik olduğundan en küçük bir kuşku bile duymamıştır. Spinoza 'nın matematiğe duyduğu bu sarsılmaz güven kuşkusuz kendisini en iyi Etika 'nın geometrik düzenleniminde açığa vurmaktadır.

    Nitekim Spinoza , sahte sanılara karşı gerçek bilgi olarak neyin ya da nelerin görülmesi gerektiğini belirlerken, tıpkı geometrik bir şeklin niteliklerinin anlaşılmasının o şeklin baştan verili tanımının mantıksal sonucu olduğunun görülmesinden geçtiğini söylemektedir. Spinoza ’nın bu söyledikleri doğrudan doğruya , doğadaki şeylerin – Ya da bir bütün olarak doğanın – hep belli bir amaç, belli bir son için var olduklarını, bir şeyi anlamanın onun ne için varolduğunu anlamak olduğunu söyleyen Aristotelesçi "sonul nedenler" düşüncesini bütünüyle reddediyor olduğunu göstermesi bakımından son derece önemlidir.

    Bu bağlamda Spinoza döneminde ortaya çıkan yeni bilim anlayışının savunucularına karşı, doğruluğundan kuşku duyulmayan sonul nedenler düşüncesini reddetmekle kalmayıp, söz konusu düşüncenin felsefı düşünceye aykırı pek çok hurafenin doğmasına yol açtığına, dolayısıyla da gerçek bilgiye ulaşma sürecinin önüne büyük bir engel çıktığına dikkat çekmektedir

    Bu aynı hava, insan doğası ile davranışlarının son derece büyük bir soğukkanlılılıkla incelendiği Spinoza 'nın pratik felsefesine de egemendir. İster dinsel yönelimli ister laik yönelimli olsunlar geleneksel ahlâkçıların hemen bütününe karşı Spinoza , insan istencinden ya da arzularından bağımsız bir dizi saltık değere başvurarak insan eylemlerinin açıklanmaya çalışılmasının ümitsiz bir çaba olduğunun bütünüyle ayırdında olunduğu bir felsefe çizgisi uyarınca yürümenin gereğini savunmaktadır.


    Felsefe Sözlüğü - Bilim ve Sanat Yayınları
     
  4. badem

    badem Guest

    Ynt: Spinoza Baruch

    “Büyük filozofların en soylusu ve cana yakını” Bertrand Russel, Spinoza üzerine

    “Tanrı bütün şeylerin nedenidir; bütün şeyler ondadır” Spinoza

    “Doğaya karşı gelinemez; o, değişmez ve sabit bir düzeni korur” Spinoza

    “İnsanın eylemlerine gülmemeye, onlara gözyaşı dökmemeye, onlardan nefret etmemeye, ama onları anlamaya çalıştım” Spinoza

    “İnsanlar özgür olduklarını sanıyorlarsa aldanırlar” Spinoza

    “Devletin gerçek amacı özgürlüktür” Spinoza
     

Bu Sayfayı Paylaş