Şirk inancı ve tarihi

'Din Kültürü Öğretmenleri' forumunda badem tarafından 21 Tem 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Şirk: Allah’a inandığı halde Allah’ın yanına başka tanrılar getirip, Allah’ın varlığında, sıfatlarında ve fiillerinde eşi, ortağı, dengi ve benzeri olduğuna inanmaktır. Yani Allah’ın özelliklerini ve fiillerini başka bir varlığa verip o varlığı Tanrı seviyesine getirmeye denir.

    Tevhid inancı: Allah’ın yanına başka bir tanrı getirmeyerek Allah’ın varlık-sıfat-fiillerinde ortağı, eşi ve benzeri olmadığına, Allah’ın en yüce ve en mükemmel varlık olduğuna, Allah’tan başka O’nun gibi bir “ en yüce, en mükemmel “ varlık olmadığına inanmaktır.

    “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhid’i İslam Dinine girmenin ilk basamağıdır.

    Peygamberler tarihine baktığımızda bütün Peygamberlerin bu kutsal mesajı hep yinelemişler. Ve insanlar bunu bozup şirke düşünce tekrar düzelmek ve aslına döndürmek için 100.000’lerce peygamberler gelmiştir.

    “ - Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahy etmiş olmayalım: "Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin.” (ENBİYA/25)

    “-Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı (şirk ve isyanı) işleye geldiler.” (Hakka/9)



    Allah’ın dinine girmeyen insanları zannederiz ki madem inkar ediyorlar bu kişiler Allah’a da inanmayan Ateist bir tavırda olan kişiler hissine kapılabiliriz. Ama bu kişilere Müşrik diyorsak bunların Allah’ın yanına başka tanrılar getirdiğini, Allah’ı inkar etmediklerini göremeyiz. “Onlar (müşrikler), o kimselerdir ki, Allah ile beraber başka bir ilah tanırlar.” (Hicr/96)



    Dikkat edersek Peygamberlerin mesajlarında Allah’ın varlığına inanın mesajı yerine Allah’ın yanına başka tanrılar getirmeyin mesajı olduğunu göreceğiz.

    Örneğin; Ad ve Semud kavimleri,Peygamberlerine itiraz ederken Allah’ın insan yerine melek peygamber göndermesini söyleyen bir toplumun Allah’a ve meleklerine inandığını anlayabiliriz.

    “Peygamberler onlara: Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, dedikleri zaman, "Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz" demişlerdi.” (Fussilet/14)

    Nuh kavmi;

    “Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” (Müminun/24)

    MEKKELİ MÜŞRİKLER (Putperestlik):

    Mekkeli müşrikler sanıldığının aksine Allah’ın varlığına inanıyorlardı. Çünkü her topluma Peygamberler geldiği için o toplum ilahi dini bozmuş olsa dahi o mesajlardan etkilenmişler. İşte Mekke’ye de Hz.İbrahimin’in getirdiği İslam Din (Hanif Dini) gelmişti. Yüzyıllar içersinde Hz.İbrahim’in getirdiği Tevhid Dini bozulmuş idi. Şu bir gerçektir ki hiçbir şey %100 bozulmaz kalıntıları mevcuttur.
    İşte Mekkeli müşriklerin Allah’ın Varlığına İnandığının delilleri:

    1- Kabe’ye Beytullah (Allah’ın Evi) diyorlardı. Allah’ın Evi diyenler Allah yoktur demezler.

    2- Kur’an-ı Kerim gelmeden önce Hz.Muhammed’in (s.a.v.) babasının adı Abdullah (Allah’ın kulu) idi.Bu toplumda Allah kavramı yabancı değil ki çocuklarının isimlerinde Allah ismi kullanılıyor.

    3-Kur’an ve Peygamberlik gelmeden önce Hz.Muhammed’in Kabe hakemliği meselesinde Kabe’deki Hecerul Esved yere düştüğünde yerine koymak için Mekkeli müşrikler kavga ediyorlar ki taşı oraya koymak büyük bir şeref idi.

    4-Kabe’yi tavaf etmeleri, Sa’y yapmaları, sünnet olmaları, gusül abdesti almaları Hanif dininden kalma adetlerdi.

    Ayetlerden örnekler:

    5-Mekkeli müşrikler putlara tapıyorlardı. Fakat bunlara tapmaları Allah’ın varlığını inkar anl¤¤¤¤¤ gelmiyordu. Onlar putlara, Allah’a yakınlaştırsın diye tapıyor şirk koşuyorlardı.

    Zümer suresi 3 “..Onlara (putlara) sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz..” demekteydiler.

    6-Müşrikler Ateist olmayıp evrenin,insanın yaratıcısı olarak Allah’ ı görüyorlardı.

    Zuhruf/87- “Eğer sen onlara(müşriklere) kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?”

    Ankebut/61. “Andolsun ki onlara(müşriklere): "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?”

    Müminun/84. “(Resûlüm, müşriklere ) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?”

    Müminun/85. "Allah'a aİttİr" diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! De”

    Lokman/25. “And olsun ki onlara/müşriklere), "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah..." derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah'a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.”

    7.-Müşrikler,Allah’ın varlığına inanıyor, kurban kesiyor, sadaka veriyor ama putları için de ayrıca kurbanlıklar ayırıp şirk koşuyorlardı. Aşağıdaki cümleler Allah’a inanmayan kişilerin söyleyeceği bir cümle olamaz.

    Enam/136. “Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?”

    8-Müşrikler yanlış,kötü bir kader anlayışı da olsa Allah’ın kaderine inanıyorlar ve putlara, Allah, dilediği için taptıklarını söylüyorlardı.

    Zuhruf-20. “Ve dediler ki: Rahmân dİleseydİ biz onlara tapmazdık. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.”

    Nahl/35.” Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dİleseydİ ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!”

    9-Allah’a and içmeleri de Allah’a inandıklarını gösteriyor.

    Enam/109. “Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde ALLAH’A AND İÇTİLER.. De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?”

    10--Allah’ın meleklerine yanlış bir şekilde de olsa inanıyorlardı.

    Zuhruf-19.” Onlar(müşrikler), Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler?”

    11--Allah’a ve peygamberlik kavr¤¤¤¤¤ inanıyor ama mazeretlerinde Allah’ın insan peygamber değil melek peygamber göndermesini söyleyenler Ateist olamazdı.

    Fussilet/14. Peygamberler onlara: Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, dedikleri zaman, "Rabbimiz dİleseydİ elbette melekler İndİrİrdİ. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz" demişlerdi.



    İLK İSYAN BAYRAĞINI AÇAN, EN KÖTÜ VARLIK OLAN ŞEYTAN BİLE ALLAH’A İNANIYORDU.

    1-İblis, Allah’a itiraz ederken, kendisini ve insanları Yaratanın Allah olduğuna inanmakta olup ateist bir hareket içinde değildir. Yukarıdaki ayetlerde aynı ifade Mekkeli putperestlerde de vardı. Evreni yaratanın Allah olduğu hiçbir kişinin inkar edemeyeceği kadar açık ve seçik olduğu için kurnaz toplumlar Allah’ın insanları, doğayı yarattığını inkar etmeyip Allah’ın yanına Tanrılar getirmektedirler.

    Sad/76-İblis: Ben ondan hayırlıyım! Benİ ateşten yarattın, onu (Adem’i) çamurdan yarattın, dedi.

    2--Şeytan,Allah’a Rabbim diyerek dua eder, ömür ister. Çünkü canı verenin, alanın Allah olduğunun farkındadır.

    Sad/79- İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.

    3-Şeytan, Allah’ın adını anarak yemin etmekte ve Allah’ın kudretli oluşunun farkındadır.

    Sad/82-İblis: Senİn mutlak kudretİne andolsun kİ, onların hepsini mutlaka azdıracağım."

    4- Şeytan, Doğru yolun Allah’a ait olduğunu söylemekte insanları bu yoldan saptıracağına yemin eden varlık, Allah’ı inkar eden bir ateist tavır olamaz.

    Araf/16. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senİn doğru yolunun üstüne oturacağım

    5- Şeytan, Allah’tan korktuğunu, azabının şiddetli olduğunu dile getirmektedir.

    Enfal/48. Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şİddetlİdİr, dedİ.

    *** Şeytan hakkında, bazı kişiler, eskiden melekti sonradan şeytan oldu denilmektedir. Bu ifade yanlıştır. Bu yanılgıya iblis ilk önceleri meleklerin başkanı oluşundan düşülmektedir. Burası doğrudur. Çünkü Allah, iblisin çok bilgili ve çok ibadet eden birisi olması sebebiyle onu mükafatlandırıp rütbesini yükseltmiş meleklerin başına yönetici olarak geçirmiştir. Bu onun melek olduğu anl¤¤¤¤¤ gelmez. Çünkü meleklerin İradesi olmadığı, içinde kötülük duygusu olmadığı, Allah’a isyan etme özelliği olmadığı için iblisin Allah’a isyanı onun melek olmadığını mantık hemen kavrayabilir.



    Ayrıca melekler nurdan yaratılmış olup iblis ise ateşten yaratılmış (SAD suresi 76) olduğundan soyları,ırkları da farklıdır. Şeytan, ırk olarak cinlerdendir. (Kehf/50) “-İblİs, cİnlerdendİ.” (55/15) ” Cİnlerİ öz ateşten yarattı ” ve cinlerin iradesi olduğundan iyisi de olur kötüsü de,itaat edeni de olup isyan edeni de vardır.

    O halde iblis, Allah’ın var olduğuna, kudretine, doğayı, kendisini ve insanı yarattığına, inanmakta olup Allah’ı bir ateist gibi inkar etmemektedir. Problem, tıpkı Peygamberleri yalanlayan tarihteki milletler, Mekkeli müşrikler gibi şeytanın Allah’a ŞİRK koşmasıdır. Peki şeytan neyi, kimi Allah’ın yanına getirip tanrılaştırmış, şirke düşmüştür?

    Şeytan, kendi egosunu tanrılaştırmakta, kibirlenip Allah’ın varlığını yok saymayıp Allah ile kendisini eş tutmaktadır. Sad/74- Yalnız İblis, secde etmedi. O büyüklük tasladı.

    Fakat şeytan, Allah’ın evreni, insanı yaratması konusunda ¤¤¤¤¤ olmadığı için eş tutmaz, büyüklenmez. O’nun büyüklendiği şeyler farklıdır.

    Şeytan’ın büyüklük taslaması, BİLGİ konusundadır. İblis, çok bilgili birisi olduğu için bu bilgi onu şımartmıştır. Ve kendisinin Allah kadar bildiğini, Allah’ın “-Adem’e saygı göster! “ emrinin yanlış olduğunu, kendi fikrinin doğru olduğunu ( “ ateş, topraktan üstündür.”) kabul edip, Allah’ın yanıldığını savunarak kendini tanrılaştırmaktadır. Allah’a basit bir karşı çıkış olmayıp kendisini, egosunu büyük gördüğü için şirke düşmektedir. NASIL Kİ Kur’an, Allah’ın bilgisinin yazılı olduğu bir kaynaktır ve bir ayet inkar edilince iman olmuyor ise burada Allah’ın yanıldığı ifade edildiği için kişinin kendisini tanrılaştırması söz konusu oluyor. Burada şeytan, nefsine uyup karşı çıksa sonra pişman olması gerekir, çünkü hatasının farkında olan erdemli kişiler özür diler. Fakat şeytan, yaptığının bir hata olduğunu kabullenmediği için zaten tevbe etmiyor, inat ediyor, gittiği yolun doğru olduğunu, kendisini her şeyi bildiğine inandırarak megolamanlaşıyor, tanrılaşıyor. Tıpkı Yunan mitolojisinde baş tanrı Zeus’tan bilgiyi çalarak isyan eden ………………tanrısı gibi hareket ediyor. Böylece şeytanın özelliklerini de ortaya çıkarıyoruz.

    * Kendini bilgi konusunda güç ve otorite görerek kibirlenip tanrılaştırma

    * Gittiği yolun doğru olduğunu kabul ederek yaptığı isyanın hata olmadığını iddia edip pişman olmamakta, tevbe etmemekte.

    * Hatasından geri dönmediği için de inatçı

    * Kompleks sahibi bir varlık olarak Adem’i kıskanmakta

    * Bütün insanlara düşmanlık beslediği için kan davacı, kindar

    * Ateş ırkını, toprak ırkından üstün gördüğü için ırkçı

    * Kendisin eninde sonunda öleceğini ve ceza göreceğini, Allah’ın her şeye gücünün yettiğini bildiği halde sırf gurur ve kibir yüzünden bu yollara düştüğü için de ¤¤¤¤¤

    Özetle ilk isyankar, ilk müşrik, ilk savaş yanlısı, ilk kinci, ilk kan davacı, ilk kıskanç, ilk küstah, ilk inatçı ŞEYTAN dahi Allah’ın var olduğuna, evreni ve insanı yaratığına tıpkı Mekkeli müşrikler gibi inanmaktadır. Ama kendi nefsini, benliğini tanrılaştırmak veya başka şeyleri tanrılaştırıp Allah’ın yanına tanrılar getirerek şirk inancı anlayışı vardır. Zaten bütün Peygamberler tarihinde de isyan eden kişilerin müşrik olduğu dikkate alınırsa, İslam’a girmek için -şirkin zıttı olan- Kelime-i Tevhid’e (La İlahe İllallah= Allah’tan başka tanrı yoktur) inanıp bunu söylemek gerekiyorsa konunun önemi anlaşılacaktır.



    ŞİRK: (Affedilmeyen sapkınlık)



    “Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.” (Nisa suresi,116)



    Üstelik bunlardan başka Kuran'ın pek çok yerinde Allah müminleri şirke karşı uyarmış, onları bu en büyük kötülükten şiddetle sakındırmıştır. Hz. Lokman'ın oğluna verdiği, "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. “Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." (Lokman Suresi, 13) öğütlerde görünmektedir.

    Kuran'da şirk, herhangi bir şeyi veya herhangi bir kimseyi ya da herhangi bir kavramı, değerlendirme, tercih etme ya da ona önem ve kıymet verme veya onu üstün tutma bakımından Allah'la eşit veya daha ileri bir düzeyde görmek ve bu çarpık bakış açısıyla hareket etmek anlamında kullanılır. Kuran'da bu tutum Allah'tan başka ilah edinmek olarak tanımlanır.



    Kuran'ın temel mesajı ise Allah'tan başka ilah olmadığıdır. Bu mesaj, Kurani ifadeyle,

    "La ilahe illallah"tır. Bu ifade Kuran'da pek çok kereler önemle tekrarlanır ve imanın birinci şartı olarak vurgulanır. Yalnız bu noktanın müslümanlar tarafından çok iyi kavranılması ve derinlemesine düşünülmesi gerekir. Zira Allah'ın tek güç ve kudret sahibi olduğu, tek ilah olduğu çok kesin bir gerçektir, fakat bu gerçeği yalnızca zahir manasıyla değerlendirmek büyük yanlış olur. Kuran'a baktığımızda, bu temel gerçeğin aksine bir inanç, tutum ve davranışın şirk olduğunu görürüz. Bu nedenle şirki en genel anlamda, "La ilahe illallah" gerçeğinin dışında, Allah'tan başka "güç ve kudret sahipleri", "ilahlar" olduğu gibi yanlış bir tavır ve anlayışa saplanmak şeklinde tanımlayabiliriz.

    Dolayısıyla yegane ilah Allah'tır. Allah'ın sıfatlarına sahip olan başka hiçbir varlık yoktur ve olamaz. Bu yüzden Allah'ın herhangi bir sıfatına başkasının sahip olduğunu iddia etmek "Allah'tan başka ilahlar edinmek", diğer deyimle "şirk koşmak" anl¤¤¤¤¤ gelir.

    Örneğin, Allah, ezeli ve ebedidir.(başlangıcı ve sonu yoktur). İşte Allah’ın bu özelliğini bir şeye,nesneye verip o nesnenin başlangıçsız ve sonsuz olduğuna inanırsak Allah’a eş getirmiş, şirk inancına girmiş oluruz.

    Veya Şeytan’ın iddia ettiği gibi bilgi konusunda Allah gibi her şeyi bilen bir varlık olduğuna inandığımızda şirk olur.Çünkü subuti sıfatlarda gördüğümüz “İLİM” sıfatıyla her şeyi bilen Allah’tır.O’nun bu sınırsız özelliğini başka bir varlığa verdiğimizde Tevhid inancı olmaz, Şirktir.

    Burada ince bir ayrımı belirtmek yerinde olacaktır. Örneğin,Allah'ın sıfatlarından biri olan "Gani" yani "Zengin" terimi insanlar için de kullanılır. Elbette bu vasfı kullanmanın, bu kişinin mali durumunu tarif etmek açısından hiçbir sakıncası yoktur. Ancak, şirke yol açan durum bu zenginliğin kişinin kendisinden kaynaklandığını zannetmektir. Durum böyle olunca zenginliğin gerçek sahibinin Allah olduğu unutulur. Bu kişinin sahip olduğu her şeyi ona Allah'ın verdiği, Allah'ın Gani sıfatıyla bu kişide tecelli ettiği, verdiği her şeyi dilerse bir anda geri alabileceği gözardı edilmiş olur. Dolayısıyla Allah'tan başka herkesin mutlak fakir ve aciz olduğu, ancak dilediği kulları üzerinde dilediği sıfatlarıyla tecelli edebileceği düşünülmemiş olur. Bunun sonucunda o kişi sahip olduğu mal, mülk ve zenginliğin gerçek sahibi zannedilerek, onun kendiliğinden böyle bir sıfata sahip olduğu, zenginliğinin kendisinden kaynaklandığı sanılır. Bu çok cahilce bir yaklaşımdır ve bunun birkaç adım sonrası şirktir. Çünkü bu bakış açısıyla hareket edildiğinde Allah tamamen unutulur ve o kişiye hakkı olmayan bir ilahlık vasfı verilmiş olur.

    Nitekim bu konuda en güzel örnek yine Kur’an-ı Kerim’de Hz.Musa’nın (A:S kıssası anlatılırken Firavun’un arkadaşı olan ve tarihe zenginliği ile mal olmuş Karun’un ifadesi şirk inancına bir örnektir. (KASAS-76)-“Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez." *(KASAS-78)“-Karun ise: "O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir.

    Doğru olan tavır ise zenginliğin asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek, O'nun göklerin ve yerin mülkünün tek hakimi olduğunu takdir etmek ve insana verdiği bu zenginliği Allah'ın dilediği anda alabileceğinin de bilincinde olmaktır. Zenginlik verilen kişiyi değerlendirirken de onun zengin ya da fakir olması önemli olmamalı, onun Allah'ın bir kulu olduğu düşünülmelidir. Örneğin bu kişinin aile üyeleri, yanında çalıştırdığı işçiler, malın asıl sahibi olarak onu görürlerse, yalnızca ondan medet umarlarsa, malın esas malikinin Allah olduğunu unuturlarsa bu çok yanlış bir bakış açısı olur. Aynı şekilde bu kişinin yanında çalışan insanlar da kendilerini yediren ve içirenin, barındıranın Allah olduğunu unutmamalıdırlar. Allah'ı unutup, patronlarını müstakil bir güç olarak değerlendirirlerse bu çok büyük bir akılsızlık olur. Nitekim bu gerçek insanlara Kuran'da da bildirilmiştir:

    "...Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 17)

    Yukarıdaki tanımlarda ifade edildiği gibi Allah’tan başka Bir Tanrı olmadığı için, Yunan Mitolojisinde olduğu gibi çok yaratıcı tanrılar ( Rızık Tanrısı, Aşk Tanrısı,v.b.) yoktur. İslam inancına göre tek bir yaratıcı ilah vardır O her şeyin –rızık,şifa-hayır ve şer v.b.- yaratıcısı olan, nasip eden bir tek Allah’tır. Mesela; Türbelere gidip şifayı,kısmeti, bereketi Allah’tan değil de o türbedeki kişiden istemek şirk olur.

    Bir başka örnek verecek olursak, Kuran'da ”Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi olmadığı” bildirilir. (Kehf Suresi, 39) Yarattıklarının sahipmiş gibi göründükleri güç ve kuvvet ise gerçekte Allah'a ait olan sonsuz gücün onlardaki bir yansımasıdır. Allah dilediği anda bu gücü kendilerinden geri alabilir. Bu nedenle bir kimseyi, Allah'ın kendisine bu dünyada geçici olarak ve imtihan için verdiği güç ve kudret nedeniyle gözde büyütmek, ona hayran olmak, bu gücü ona aitmiş, kendisinden kaynaklanmış gibi görmek bir nevi onu ilahlaştırmak olur. Gerçekte büyük görülmesi, hayran olunması, kendisinden medet umulması gereken yegane mutlak güç Allah'tır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilir: "Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir." (Hac Suresi, 74) Ünlü filozof Descartes de Tanrı’yı= En Mükemmel Varlık olarak tanımlamıştır.

    Aynı mantık Allah'ın yarattıklarında tecelli eden, yani yansıyan diğer tüm sıfatları için de geçerlidir. Bunları değerlendirirken de bu sıfatların asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek, insanlarda görülenin yalnızca bir tecelli,sınırlı bir özellik olduğunu idrak etmek gerekir.Çünkü bilmekteyiz ki Allah, insanları çok sevdiği için Kendisinde sınırsız bulunan subuti özelliklerini İNSANLARI ÇOK SEVDİĞİ VE BU SEBEPLE DİĞER YARATTIĞI VARLIKLARDAN ÜSTÜN TUTUP MELEKLERE BİLE İNSANA SAYGI GÖSTERMESİNİ EMRETMİŞTİR.Ama bizdeki bu ilahi özellikler sınırlıdır ve Allah’ın lütfü sayesinde olan özelliklerdir.

    Bunun için de herkesin ve her şeyin, varlıklarını Allah'a borçlu olduğunu her an hatırlaması gereklidir. Onlar Allah'ın dilemesiyle var olmuşlardır. Varlıklarını Allah ayakta tutmaktadır ve dilediği an dilediğini yok edip ortadan kaldırabilir. Ayrıca herkese ve her şeye sahip olduğu tüm özellikleri veren de yine Allah'tır. Güç, imkan, zeka, güzellik, şöhret, makam hepsi Allah'ın dilemesiyle olan özelliklerdir. Allah dilediği anda bunları kişinin elinden alabilir. Bu, Allah'a göre çok kolaydır. Allah her yerde ve herkeste değişik şekillerde tecelli eder. İnsanlar çevrelerinde hep bu tecellileri seyrederler. Allah'a iman eden bir insanın, hiçbir şeyin Allah'tan bağımsız müstakil bir varlığı olmadığını bu şekilde kalbine iyice yerleştirmesi gereklidir. Ancak bu gerçeğe uygun bir inanç, düşünce ve davranış biçimi içerisinde bulunduğunda şirke düşmekten kendini kurtarabilir.

    “Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de... Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. “(Tevbe Suresi, 31)

    “Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. Birinin başka ürünleri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." Kendi nefsinin zalimi olarak bağına girdi: "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. "Kıyamet-saati'nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." “(Kehf Suresi, 32-36)
    __________________
     

Bu Sayfayı Paylaş