Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar

'Türk Edebiyatı' forumunda badem tarafından 14 Eyl 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    “Hutbe: Söz
    Sikke: Yazı

    Adına basılan sikkenin üzerine yazılan ismi ve adına okunan hutbede söylenen ismi padişahı padişah ederdi.Böylece padişah kayıt altına aldığı iki isimle padişah ederdi ismini.

    Adı hutbeden çıkarılan her padişahın son bulmuş bir hikaye olması, isim ve hayat arasındaki ölümcül muaşakadandı.Hutbede ismini okumayı terk eden coğrafyayı en evvel kaybetmesi bu yüzdendi padişahın.İsminin ulaşmadığı yerde hükmü geçmezdi padişahın.İsmi kadar yaşardı her padişah.Padişah bu yüzden bir isim demekti.

    Dahası, bazan bir isme sığmazdı da, üçüncü bir isim taşırdı padişahı.Muhteşem! Onu kim “1.Süleyman” olarak tanıyor ki? ”


    Hayatında pek çok sefere, savaşa, şiire, söze, koyduğu kanunlara, yapılara ki en önemlisi ve en güzeli Mimar Sinan’ın ifadesiyle "Padişahım sana öyle bir cami inşa ettim ki, kıyamete değin ayakta duracak bir metanete sahiptir" dediği Süleymaniye ‘ye isim veren, hayat veren padişahın Hürrem Sultan’a olan aşkı da dillere destan olmuştur.İşte ona yazmış olduğu bir gazel:

    Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım
    Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım

    Hayatım hasılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
    Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım

    Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im
    Turuncu u nar u narencim, benim şem’-i şebistanım

    Nebatım, sükkerim, genc,m, cihan içinde bi-rencim
    Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım

    Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um
    Bedahşan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım

    Saçı varım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bimarım
    Ölürsem boynuna kanım, meded he na-müsülmanım

    Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim
    Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim hoş halim!

    Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman’ın mahlası)


    Bugünkü dille:

    Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
    Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.

    Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım
    Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm,

    Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem.
    Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı,

    Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim.
    Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı,

    İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim.
    Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım.

    Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım!
    Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim.

    Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni öğmek için görevlendirilmiş gibiyim.
    Yüreğim gam ile, gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim.


    Allah, ondan razı olsun.Mekanı cennet olsun inş

    KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

    Kanûnî Sultan Süleyman 27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon'da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun'dur. Hafsa Hatun Osmanlı ya da Çerkezdir. Kanûnî Sultan Süleyman yuvarlak yüzlü, ela gözlü, geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı.

    Kanûnî Sultan Süleyman devri, Türk hakimiyetinin doruk noktasına ulaştığı bir devir olmuştur. Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye başladı. Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsil gördü. İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun'dan (Yavuz Sultan Selim'in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil için İstanbul'a, dedesi Sultan İkinci Bayezid'in yanına gönderildi. Şehzade Süleyman, burada Karakızoğlu Hayreddin Hızır Efendi'den tarih, fen, edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusunda da öğrenim görüyordu.

    15 yaşına kadar babası Yavuz Sultan Selim'in yanında kalan Şehzade Süleyman, kanunlar gereği sancak istemesi üzerine, önce Şarki Karahisar'a oradan da Bolu, kısa bir süre sonra da Kefe sancakbeyliğine tayin edildi (1509).

    Yavuz Sultan Selim'in 1512 de tahta geçmesi üzerine İstanbul'a çağırılan Şehzade Süleyman, babasının kardeşleriyle mücadeleleri sırasında İstanbul'da kalarak babasına vekalet etti. Bu sırada Saruhan sancakbeyliğinde de bulundu. Babası Yavuz Sultan Selim'in ölümü üzerine, 30 Eylül 1520'de 25 yaşındayken Osmanlı tahtına geçti.

    Kendisinden başka erkek kardeşi olmadığı için tahta geçişi kolay ve çatışmasız oldu. Çok ciddi ve kendinden emin bir padişah olan Kanûnî Sultan Süleyman, azim ve irade sahibiydi. Yapacağı işlerde hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden asla geri dönmezdi. İş başına getireceği adamlara, kabiliyet derecelerine göre görev verirdi. Zigetvar kuşatmasını idare ederken, 7 Eylül 1566 yılında 71 yaşında vefat etti.

    Kendisine "Kanûnî" denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Kanûnî Sultan Süleyman adaleti seven bir padişahtı. Mısır'dan gelen vergiyi haddinden fazla bulup, yaptırdığı araştırma sonunda halkın zulme uğradığını düşünmesi ve Mısır Valisini değiştirmesi bunun açık kanıtıdır.

    Kanûnî Sultan Süleyman, tahta çıktığı sırada Osmanlı Devleti dünyanın en zengin ve en güçlü devleti konumundaydı. Babasının ölümü ve kendisinin padişah olması, "Arslan öldü, yerine kuzu geçti" diye düşünen Avrupalıları sevindiriyordu. Ancak Avrupalılar, çok geçmeden hayal kırıklığına uğradılar.

    Büyük bir devlet adamı olan Kanûnî Sultan Süleyman aynı zamanda ünlü bir şairdi. Meşhur şiirlerinden birisi şudur:

    "Halk içinde muteber bir şey yok devlet gibi,
    Olmaya devlet cihanda, bir nefes sihhat gibi.
    Saltanat dedikleri bir cihan kavgasıdır,
    Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi".

    Erkek çocukları: İkinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa
    Kız Çocukları: Mihrimah Sultan, Raziye Sultan
    Kaynak: Osmanlı Veb Sitesi
     
  2. badem

    badem Guest

    Ynt: Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar

    II.Murat’tan itibaren Osmanlı Padişahlarının birçoğu şairdi.Şair Padişahların divan edebitayatı ananesince ad yerine kullanmış oldukları “mahlas” ları vardı.
    Şiirler yazan Osmanlı Padişahları ve mahlasları:

    Padişahlar Mahlası Anlamı

    II. Murad Muradi (İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey.)

    Fatih Sultan Mehmed Avni (Yardım)

    II. Bayezid Adli (Hakkaniyet. Adâlet üzere oluş)

    Şehzade Korkut Harimi (Çekinmez. Kayıtsız kimse.)

    Cem Sultan

    Yavuz Sultan Selim

    Kanuni Sultan Süleyman Muhibbi (Seven, sevgi besleyen anlamında muhible ilgili)

    II. Selim

    Sultan Mehmed

    Şehzade Mustafa

    Şehzade Cihangir

    Şehzade Bayezid

    Sultan III. Murad

    Sultan III. Mehmed Adni (Vatan tutmak , Cennette bir makam adı)

    I. Ahmed Bahti (Kader. Tâli. Uğur. Alın yazısı. Kısmet. İkbal.)

    II. Osman Farisi (Acemce, Farsça. İran'la alâkalı)

    IV. Murad Muradi (İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey.)

    IV. Mehmed

    II. Ahmed

    II. Mustafa İkbali (Baht açıklığı. Talih. Refah.)

    III. Ahmed Necib (Soyu ve nesli temiz, aslı kerim olan. Cömert. Asilzâde. Güzel huylu ve ahlâklı)

    III. Mustafa Cihangir ( Meşhur, cihanı zabteden, fâtih.)

    III. Selim İlhami (İlham ile elde edilen ve nâil olunan. İlham ile alâkalı)

    II. Mahmud Adli (Adâlete mensup, adâletle alâkalı, ilgili.)

    Mehmed Reşat
     
  3. badem

    badem Guest

    Ynt: Şair Padişahlar ve Şiirlerinde Kullandıkları Mahlaslar

    Fatih Sultan Mehmet (Avni)


    Doğum Tarihi 30 Mart 1431
    Doğum Yeri Edirne
    Ölüm Tarihi 03 Mayıs 1481


    Yaşamı


    Sultan II nci Murat'ın dördüncü oğlu. Yedinci Osmanlı padişahıdır. Manisa'ya vali atandığında henüz çocuktu. Babası tahtan çekilince 1444'te tahta çıktı. Ancak düşmanların baskısıyla tahtan çekilerek (1446) babasının yeniden tahta çıkmasını sağladı. Babası Sultan II nci Murat'ın 1451 yılında vefatı üzerine ikinci kez tahta çıktı. İyi bir asker olduğu kadar büyük bir alimdi. İstanbul'u fethetti İstanbul'u fethetmesinden sonra "Fatih" lakabıyla anılmıştır. İstanbul'un fethi, Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih, "çağ açan hükümdar" olarak da tanınır. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirmiştir. Osmanlı topraklarını 2,5 kat genişletti. Yunan felsefesini iyi bildiği gibi, İtalyanca, Latince, Rumca, Slavca, Fransızca, İbranice, Geldanice dillerini bilirdi. Şiirlerinde Avni mahlasını kullanırdı. Avni zühd ve takvadan uzaklaşarak hakiki sevgiliye benliğini yok ederek kavuşan bir sofi olur ve Mirât-ı dil cemâline âyine-dârdur mısrasını yazar.


    Eserleri


    Der Divan Sultan Mehmets der des Zweiten des Eroberers von Konstantinople (1904 Berlin, Alman Georg Jacob tarafından yapılan bu çalışmada Fatih Sultan Mehmet'in (Avni) 21 şiiri yer aldı), Osmanlı tarih ve Edebiyat Mecmuasında (sahife 3, 1918, Ali Emiri tarafından bulunan yazma Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah Han-ı Sani Hazretlerinin Gazeliyatıdır, Divan-ı Sultan Muhammed Rahimullah başlığıyla yayımlandı.), Fatih Divanı (1944, latin harfleriyle yayımlandı, Saffet Sıtkı Bilmen), Fatih'in Şiirleri (1946, Kemal Edip Ünsel), Fatih ve Şiirleri (1959, Ahmet Aymutlu), Fatih Divanı (1953, Ali Emiri'nin bulduğu divandan İsmail Hikmet Ertaylan'ın öncülüğünde seçilen 60 şiir hattat ve müzehhiplere İstanbul'un fethinin 500 ncü yıl anısına ayrı ayrı yazdırıldı ve büyük ilgi gördü.) Ancak bu güne kadar basılmamıştır.



    Kimsesiz Hiç Kimse Yok


    Hiç kimse yok kimsesiz
    Herkesin var bir kimsesi
    Ben bugün kimsesiz kaldım
    Ey kimsesizler kimsesi
    *******
    Kimse aradığım yollarda
    Kimsesizlik kimsem oldu
    Dinsin artık hicranın cana
    Kimse aradığım yollar
    Kimsesiz kimselerle doldu
    Avnî (Fatih Sultan Mehmet


    Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana


    Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
    Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana
     

Bu Sayfayı Paylaş