Çocukta Cinselliğe İlgi

'Eğitici Yazılar' forumunda Guest tarafından 23 Mar 2008 tarihinde açılan konu

  1. Guest

    Guest Guest

    ÇOCUKTA CİNSELLİĞE İLGİ
    Çocukların cinsel konulara ilgi duymaya başlaması genellikle üç yaş civarında olur. Bu dönemde, ilk aşama çocuğun kendi cinsiyetinin bilincine varmasıdır. Çocuklar kendi cinsiyetlerini keşfetmelerine paralel olarak karşı cinsi keşfetmeye çalışır ve karşı cinsle kendi cinsleri arasındaki farklılıkları inceler. Bu dönemdeki ikinci aşamada çocuklar cinsel kimliklerine sahip çıkmaya başlar. Kız çocuklarının sürekli elbise ve etek giyme konusundaki ısrarları, erkek çocuklarının külotlu çorap giymeye karşı dirençleri cinsel kimlik davranışlarının belirgin örnekleridir.
    Çocuğun gelişimiyle ilgili her konuda olduğu gibi, cinsiyetin keşfedilmesi ve cinselliğe ilgi konusunda da çocuklar arasında bireysel farklılıklar vardır. Kimi çocuk iki yaşında bu konulara ilgi duymaya başlarken, kimisi dört yaşına doğru ilgi duymaya başlar. Çocuğunuzun cinsiyetini keşfetmeye başladığı dönemde olduğunu hem davranışlarından, hem de sorduğu sorulardan anlayabilirsiniz. Eğer çocuğunuz, aşağıdaki maddelere uygun davranıyorsa, kendi cinsiyetini ve karşı cinsi tanımaya çalıştığı bir dönemdedir;
    • çıplak dolaşmaktan hoşlanıyorsa,
    • aynanın karşısında soyunup, kendini seyrediyorsa,
    • cinsel organıyla oynuyorsa,
    • kendi kendini uyarıyorsa (mastürbasyon),
    • karşı cinsten çocuk ve yetişkinlerin bedenlerine ilgi duyuyor ve onları ellemeye çalışıyorsa,
    • karşı cinsten kişileri çıplak görmeye çalışıyorsa,
    • kendi cinsinden veya karşı cinsten kişilerle dudaktan öpüşmek istiyorsa,
    • televizyonda, dergi ve gazetelerde yer alan, cinselliğin ön plana çıktığı resim ve sahnelere diğerlerinden daha fazla ilgi duyuyorsa,
    • cinsiyet farklılığının ortaya çıktığı oyunlara ilgi duyuyorsa ve
    • karşı cinsi tanımak, karşı cinsle kendi cinsi arasındaki farklılıkları ve insanların nasıl ürediğini öğrenmek amacıyla aşağıdaki örneklere benzer sorular soruyorsa;
    o ben dünyaya nasıl geldim?
    o kızların neden pipisi yok veya erkeklerin neden pipisi var?
    o kızlar neden toka takar?
    o erkekler neden etek giymez?
    o annelerin neden bıyıkları yoktur?
    o babalar neden ruj sürmez?
    o kızlar neden ayakte çiş yapamaz?
    ANNE-BABALARIN CİNSELLİKLE İLGİLİ TUTUMLARI
    Anne-babaların çoğu cinsel kimliğini bulmaya çalışan bu yaş dönemi çocuğun davranışları ve sorduğu sorular karşısında bocalar. Her anne-baba kendi eğitimine, sosyo-kültürel düzeyine, aile yapısına, ahlaki değerlerine ve inançlarına uygun olarak çocuğun sorularını yanıtlar ve davranışlarına tepki gösterir. Anne-babaların bu konuyla ilgili tutumlarını aşağıdaki gibi gruplandırabiliriz;
    • Baskılayıcı - yasaklayıcı tutumlar
    • Cezalandırıcı tutumlar
    • Hoşgörülü - bilgilendirici tutumlar
    • Pekiştirici tutumlar
    Baskılayıcı - yasaklayıcı tutumlar:
    Bazı anne-babalar, çocuğun cinsellikle ilgili konuşmasının, bu konuyla ilgili soru sormasının yanlış olduğunu düşünürler. Bu düşünce, toplumumuzda halen cinselliğin bir tabu olarak algılanmasından kaynaklandığı gibi, cinsellikle ilgili konuların üzerinde fazla durulmasının ve cinsellikle ilgili davranışların çocuğa zarar verdiği inancından da kaynaklanır. Bu düşünceye sahip anne-babalar, çocuğun cinsellikle ilgili sorduğu sorulara bazen çocuğu azarlayarak yüzeysel cevaplar verirler, bazen de çocukların bu tip sorular sormaması gerektiğini ve cinsellikle ilgili konuşmanın ayıp olduğunu ifade ederler. Bu tutumu benimseyen anne-babaların birçoğu çocuğun cinsel kimliğini kazanma sürecinde sergilediği davranışları baskılar. Örneğin, kız çocuğunun etek giymesine izin vermez veya etek giydiğinde bacaklarını açmaması konusunda onu uyarır; erkek çocuğun çıplak dolaşmasına ve cinsel organına bakmasına izin vermez. Bu tutumu sergileyen anne-babaların kız çocuklarına, erkek çocuklarına oranla daha fazla yasaklama getirdikleri gözlenir. Cinselliğe ilişkin baskılayıcı tutumu olan anne-babaların çocuğun kendi kendini uyarma (mastürbasyon) karşı gösterdiği tepki de sert olur. Anne-baba, çocuğun cinsel organına bakmasını ve ellemesini, kendi kendini uyarma davranışını sert tepkilerle engeller, yasaklar. Bu yasağın sebebi genellikle, anne-babanın cinsellikle ilgili tabularından ve çocuğun ileride cinselliğe aşırı düşkün biri olmasından korkmasından kaynaklanır.
    Cezalandırıcı tutumlar:
    Cezalandırıcı tutumu olan anne-babalar çocuğun cinselliğini keşfetmesini baskılamakla yetinmez, cinsellikle ilgili davranışlarını cezalandırırlar. Örneğin; karşı cinsten kişilerin bedenlerini ellemeye çalışan çocuğa odasından çıkmama cezası verirler. Bu tutumu benimseyen anne-baba çocuğun kendi kendini uyarmasına (mastürbasyon) çok ağır cezalar verebilir; cinsel organıyla oynayan çocuğun cinsel organının kibritle yakılması veya çocuğun dövülmesi gibi cezalar maalesef halen uygulanmaktadır. Bu tip cezalar ailenin, çocuğun psikolojisine ve eğitimine yaklaşımının ne derece sağlıksız olduğunu göstermekle kalmayıp, kendilerinin de cinselliği ne kadar sağlıksız algıladıklarını göstermektedir. Bu tablonun en trajik yanı ise, bu tip ağır cezaların sadece kırsal kesimde değil, büyük kentlerde ve eğitimli anne-babalar tarafından da uygulanıyor olmasıdır. Baskılayıcı-yasaklayıcı ve cezalandırıcı tutumlar bazen çocuğun cinsel konulara olan ilgisinin azalmasına neden olabilir. Cinsellikle ilgili davranışlara verilen cezalar çocuğun ergenlik ve yetişkinlik döneminde önemli psikolojik sorunlar yaşamasına neden olabilir. Cinselliğini keşfetmeye çalıştığı dönemde baskılanan veya cezalandırılan çocuk, ileri yaşlarında karşı cinsle ilişkiye girmekten korkabilir, cinsel sorunlar yaşayabilir, cinselliğini yaşamaktan zevk almayabilir veya cinselliğini yaşamaktan suçluluk duyabilir. Yetişkin kadın ve erkeklerdeki cinsel sorunların altında, çocuklukta cinselliğe ilişkin geliştirilen duygu ve düşüncelerin ve edinilen tutumların çok büyük etkisinin olduğu görülmektedir.
    Hoşgörülü - bilgilendirici tutum:
    Bu tutumu benimseyen anne-babalar çocuğun sorduğu sorulara, çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemine uygun yeterli bilgi verirler. Çocuğun cinsel konulara olan ilgisini hoşgörüyle karşılar, bu konuda çocuğa yasaklama getirmez ve çocuğun davranışlarını cezalandırmazlar. Çocuğun cinsellikle ilgili davranışlarının aşırıya kaçtığını düşündükleri zamanlarda dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışırlar. Diğer zamanlarda ise çocuğun bu tip davranışlarını görmezden gelerek pekiştirmemeye çalışırlar. Çocuğun cinselliğine ilişkin en sağlıklı tutum hoşgörülü-bilgilendirici tutumdur.
    Pekiştirici tutumlar:
    Bazı anne-babalar, çocuğun cinselliğe ilişkin sorularına yaş dönemine uygun olmayan fazla ayrıntılı yanıtlar verirler. Çocuğun yetişkin bedeniyle ilgili merakını gidermek için yanında çıplak dolaşır, çocukla çıplak banyo yaparlar. Çocuğun cinselliği yadırgamaması, cinselliği doğal karşılaması için yanında cinsel ilişkiye giren aileler bile vardır. Bu çeşit davranışlar, hazır olmadığı bir dönemde çocuğun kafasını karıştırır. Ayrıca çocuğun cinselliğe ilişkin merakını artırır veya gereksiz yere çok erken dönemde uyarılmasına neden olur.
    Cinsel Konulara İlgi Döneminde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
    Kendi cinsiyetinin bilincine varmaya ve cinsel konulara ilgi duymaya başlayan çocukların anne-babalarının ve çocuğun ilişkide olduğu diğer aile büyüklerinin çocuğa verdiği mesajlara çok dikkat etmesi gerekir. Mesajlar sözlü veya sözsüz olabildiği için ailelerin yalnızca çocuğa bu konuyla ilgili söyledikleri sözlere değil, davranışlarına, mimiklerine ve ses tonlarına da dikkat etmeleri gerekir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken noktalar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
    • Çocuğun sorduğu sorulara eksiksiz ve yaşına uygun yanıtlar verilmelidir. Soruların yanıtları çocuğun anlamasını engelleyecek kadar uzun ve detaylı olmamalıdır. Sorulara kaçamak yanıtlar verilmemelidir. Çocuğun sorularına alaycı bir tavırla veya utanarak yanıt verirseniz tepkinizden emin olmak için mutlaka size yeniden başvuracaktır. Çocuğunuzun bu konudaki sorularını yanıtsız bırakırsanız veya sağlıksız yanıtlar verirseniz, onun, cinselliğin yanlış, çekinilecek ve hatta bazen suçluluk duyulacak, utanılacak bir şey olduğunu düşünmesine sebep olabilirsiniz. En iyi ihtimalle çocuğunuz, cinselliğin anne-babayla konuşulmayacak bir konu olduğunu düşünecek ve bu konuyu bir daha sizinle konuşmayacaktır. Sizin yerinize minik arkadaşlarına başvurarak sorularını yanıtlamaya çalışacaktır. Bu şekilde edindikleri bilgileri de sizinle paylaşmayacakları için, ne derece sağlıksız bilgiler edindiklerini de öğrenemeyecek ve dolayısıyla bunları düzeltme olanağından da yoksun kalmış olacaksınız. Çocuğunuzun bu dönemde sorabileceği, yaşına ve gelişimine göre değiştirebileceğiniz, örnek soru ve yanıtları aşağıda bulabilirisiniz;
    o Annelerin neden memeleri var, babaların neden memeleri yok?
    Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    o Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?
    Çünkü sen erkeksin ve ben de kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    o Ben nasıl doğdum?
    Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır, sen orada büyüdün ve sonra da annenin karnının altında ve bacakları arasında bulunan bir yerden doğdun.
    • Çocuğunuzun bu konuya ilgisine ve davranışlarına tutumunuz hem sağlıklı, hem de tutarlı olmalıdır. Bir soruya verilen yanıtla, bir davranışa verilen tepki tutarlı olmalıdır. Cinselliğin ayıp bir şey olmadığını söyleyip, mastürbasyon yaparken yakaladığınızda ona ceza verirseniz cinsellikle ilgili çelişkili duygu ve düşünceler geliştirmesine sebep olursunuz.
    • Topluluk içinde çocuğunuzun soru ve davranışlarına verdiğiniz yanıt ve tepkilerle, yalnızken verdiğiniz yanıt ve tepkiler paralel ve tutarlı olmalıdır.
    • Cinsel kimliğini keşfettikten sonra sergilediği davranışlarına engel olmaya çalışmayın. Örneğin, kız çocuklarının bilezik takmasına, sık sık etek giymesine izin verin. Ruj veya oje gibi makyaj malzemesi kullanmasına izin vermek istemiyorsanız bile, bu gibi davranışlarına kısa süreli izin vererek merakını gidermesini sağlayın. Böylece 'yasaklar arzuları doğurur' kuralının işlemesine de engel olmuş olursunuz. Kız çocuğunuzun saçlarını nasıl taranmasını isterse öyle tarayın; en büyük sıkıntılarından biri budur. Erkek çocukların da babalarının tıraş fırçasıyla sabunsuz deneme yapmalarına izin verebilirsiniz. Jiletleri kullanmak için ağabey veya baba olmak gerektiğini hatırlatırsınız, ancak bu kurala uyacaklarından emin değilseniz göremeyeceği bir yere saklarsınız.
    • Çocuğunuzun cinsel kimliğini sergileme isteğini anlamakta güçlük çekiyorsanız, yukarıdaki maddeyi uygulamakta da zorlanırsınız. Bunun için kendinize bir empati egzersizi uygulamayı deneyin. Bunun için anneler, baba çorabı, babalar da anne çorabı giyebilirler örneğin. Biz yetişkinler karşı cinsin giysilerini giymekten, onlar gibi davranmaktan nasıl hoşlanmıyorsak, çocuklarımız da bundan aynı derecede hoşlanmıyor.
    • Cinsel kimliğini sergilemeye çalışan çocuğun davranışlarıyla alay etmek, onu suçlayıcı tavırlar sergilemek, kızmak, öfkelenmek veya davranışlarını baskı altına almaya çalışmamak gerekir. Bu tür tepkiler çocukların cinsellikle ilgili yanlış tutumlar geliştirmesine ve kendi cinselliğini sağlıklı yaşayamamasına neden olur.
     
  2. sibelder

    sibelder New Member

    Ynt: ÇOCUKTA CİNSELLİĞE İLGİ

    teşekkürler bende bir ekleme yapayım :)


    0-1 YAŞ ARASI DÖNEM
    Bebek, annesi tarafından emzirilirken ya da biberonla beslenirken, annesinin göğsü üzerinde şevkatle tutulması,annesinin kokusu ve güveni ona büyük bir haz verir. Bebekler,vermeye hazır ve muktedir olan birinden (anne veya anne yerine geçen kişiden) istediklerini alabilecekleri bir ilişki geliştirmek ve anneleriyle rahatlık duygularını geliştirmek ihtiyacındadırlar. Devamlı ve düzenli bakım, bebeğin güven duygusunu geliştirir. Annenin kendisini hep seveceğinden, hep isteyeceğinden, onu hiç terk etmeyeceğinden emin olma duygusu çocukta "temel güven"duygusunun temelini oluşturur. Böylece çocuk önce kendisini devamlı seven,koruyan anneye güvenir, sonra korunduğu, sevildiği için kendi benliğini sevilen, sevilmeye değer olarak hisseder. Eğer bebeğin ihtiyaçları tutarlı olarak karşılanmazsa bir güvensizlik duygusu geliştirebilir.

    Bebek önceleri tanımadığı bir vücuda sahiptir. İlk aylarda gerilim ya da haz duygularıyla biraz vücudunu hisseder. Başkasıyla ilişki kurmaya başlayan vücudu onu mutlandırmaya başlar. Bebeğin annesinden aldığı mutluluk duygusunun yanısıra hissettiği başka mutluluklarda vardır. Örneğin doyan karnın verdiği haz, ılık banyo suyunun tene dokunmasından ve cinsel bölgelerden yayılan haz gibi. Bebekteki doğuştan varolan emme zevki, cinsel içgüdünün ilk aşamasıdır. Güçlü ağız ve tensel temas ilişkisi, bebeğe sıcaklık ve güven duygusu aşılar. Çevresindeki insanlara inanmaya başlar ve böyle yaşaması için gerekli olan cesareti gelişir. Emzik de bebek için emzirilme süresinin dışında yalnızca zevk duymasını sağlayan bir araç değildir. Memeden kesilme döneminde bebeğe kolaylık sağlar. 5. ve 6. Aylara doğru kaşıkla beslenme yoluyla oluşan anne-çocuk ilişkisi artık yeni bir aşamaya girer.

    Doğumdan sonraki birinci yılda, bebeğin ilk cinsel uyarıları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar. Bebek bezinin genital bölgedeki baskı ve hareketi, bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır. Bebek el ve kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar biraz daha büyüyünce, tesadüfen cinsel organlarına dokunabilir ve haz verici bir duygunun yeniden yaşamasını istemek çok doğal ve insana özgü olduğundan ,bebek yeniden cinsel organlarına dokunmaya çalışır. Erkek bebekler penislerini çekiştirirler, fakat kız bebekler cinsel organlarının gizli olması sebebiyle dokunmakta daha güçlük çekerler, bu sebeple kız bebeklerde cinsel organlarına dokunma daha az görülür. Bazı ana-babalar, bu cinsel ilgiden rahatsız olur ve bunun anormal olduğundan endişelenirler. Oysa bebeklerin bu davranışı tümüyle doğal, normal ve sağlıklıdır.
    -3 YAŞ ARASI DÖNEM
    Bu dönemin en belirgin özelliği çocuğun istemli hareketleri yapabilme yeteneklerini kazanmasıdır. Çocukların gözlenmesi ile çocuğun alma-atma, tutma-bırakma gibi birbirinin karşıtı istemli hareketlerde kontrol kazanmaktan büyük bir haz aldığı görülür. Oysa bu kadar hareketli duruma gelen çocuğu çevre haklı olarak kısıtlamaktadır.,yine çevre çocuğu tuvalet eğitimine alıştırmak çabasındadır. Bu çocuğa kendi sfinkterlerini başkalarının isteğine bağlı olarak "tutmayı" ve "bırakmayı" öğretmek demektir. Kısaca anne ve diğer büyükler çocuğun kendi tutma-bırakma hazzına karışmakta, onun bu serbest seçimine egemen olmaya çalışmaktadır. Sabırlı, sevgi dolu anne veya diğer büyükler çocuğun kendi sfinkterleri üzerinde kontrol kazanmış olmasını, belirttikleri sevinç işaretleriyle ödüllendirlerse, yalnızca kendi akıllarına geldiği zaman ve yerde değil de çocuğun zaten bu gereksinimi duymuş olabileceği zaman ve işaretlere göre tuvalet eğitimi uygularlarsa ,çocuğun tutma-bırakma hazzına doğrudan karışmamış olurlar. Çocuk, bu kontrol yeteneğini kazanması ile çevrenin kendisini daha özerk, daha yeterli insan olarak gördüğünü hisseder. Böylece tuvalet eğitimi bu çocuk için bir sorun olmadan rahatça çözümlenir.

    Çocuk genellikle 20 aylık olduktan sonra tuvalet eğitimi için yeterli olgunluğa ulaşmaktadır. Buna rağmen bu olgunluğa bazı çocuklar 18.ayda, bazıları 24.ayda ulaşabilirler. Bu nedenle çocuğun bir yaş dolaylarında olduğu dönemde tuvalet eğitimine başlamak son derece sakıncalıdır. Tuvalet eğitimine başlamadan önce mesane kontrolü, bedensel olarak hazır olup olmadığının değerlendirilmesi önerilmektedir.

    Çocuk daha bu kontrolü kazanmadan, yürüyüp serbestçe hareket etmeye başlamadan, onu erkenden tuvalet eğitimine zorlayan titiz çevreler veya sabırsız,aceleci, baskılı şekilde çocuğun idrar veya dışkısını kendi düşündükleri yer ve zamanda yapmasına çabalayan erişkinlerle karşılaşan çocuk, kendi içinde çift isyan ve yenilgiyle karşılaşır. Hem kendi anal içgüdülerine karşı güçsüz duruma gelmiş hem de dışındaki kimselere yenilmiştir. Her iki durumda da çocuk gerginlik içindedir. Bu gerginlikten kurtulmak için bilinçdışı savunma mekanizmalarına sığınır, örneğin ya bir öncki bebeklik dönemine geriler, yeniden bebekliğin bağımlı özelliklerini sürdürmeye başlar ya da erişkinlerin kendini kontrol etme çabalarına boyun eğer, sanki kimsenin eline koz vermek istemiyormuş gibi kendini aşırı bir kontrole zorlar. Bu durumda çocuktan düzenli ve temiz olması bekleniyorsa aşırı düzenli, titiz, temiz duruma gelir. Böylece kendisinden istenenleri fazlasıyla yerine getirmeye çabalayan, kendi aşırı kontrolünde doyum arayan titiz bir kişiliğin temelleri atılır. Ya da bütün bu disiplin ve baskılara karşı inatçı, hiçbir kontrol ve kural tanımayan,isyankar kişilik gelişir.
    3-6 YAŞ ARASI DÖNEM
    3-6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organlarını tanımaya başlar. Çocuğun cinsel organlarını elleyerek tanımaya çalışması çoğu kez büyükleri çok rahatsız eder. Çocuğa karışarak "dokunma,yapma", "ellersen kötü olur", erkek çocuklarda "keserler,kopar,çürür" şeklinde yanlış yaklaşımda bulunurlar. Bu gibi hatalı sözler çocuklarda korku, endişe ve utanma duyguları yaratacağından , son derece sakıncalıdır.

    Dokunma yoluyla cinsel organını keşfeden çocuk zamanla tesadüfen zevk almaya başlar ve bunun sonucunda mastürbasyon yaptığı görülebilir. Küçük çocuğun rastlantı sonucu kendini tatmin etmesi normaldir ve zararlı sayılmaz. Sıkça başvurulan bu cinsel uyarılma türü annelerin sandığı ölçüde korkulacak bir durum değildir. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda bu duruma daha sık rastlanır. Canı sıkılan, sevgi ve ilgi eksikliği duyan, bilişsel açıdan uyarı ve doyumdan yoksun kalan çocuklar, kendilerine haz ve doyum sağlayan tek kaynak mastürbasyon olduğu için devamlı masturbasyon yapma ihtiyacını hissederler. Çocuğu korkutup yıldırmakla bunun önüne geçilemez. Olsa olsa gizliliğe zorlanır. Onu korkutmadan ve konuya değinmeden başka bir şeyle oyalayarak dikkatini başka bir yöne çekmek genellikle yeterli olur. Bir saplantı şeklinde olursa, çocuk için evde-okulda nelerin eksik olduğu bulunmalı, bu doyumsuzluk ve çatışmaların nedenlerin aranmalı ve bunların giderilme yolları aranmalıdır. Bu amaçla uzman denetiminde aile yönlendirilerek, olumsuz, yakın çevre ortamı yeniden düzenlenebilir.

    Çocuklar,cinselliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından itibaren, zaman zaman ana babalarını şaşırtıp, zor duruma düşürecek sorular sorarlar. Doğru olan, bu soruları doğal karşılayıp, anında çocuğun yaş ve gelişim seviyesine göre fazla detaya inmeden yanıtlamaktır.

    Çocuk cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerden yola çıkar. Bunu hipotezler evresi izler. Şüphesiz bu evrede yine fantezilerin izi vardır. Hipotez yaratıcıları belirli bir yaştan önce üremenin sindirim sistemi ile olduğunu düşünürler. Açıklamalar şöyledir: Anne çocuğu olsun diye ilaç ya da küçük bir tanecik içer ve ya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer. Diğer bir hipotez, çocuğun anüsten çıktığıdır. Bazen yetişkinlerde bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler de bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler,çocuğun anne kalbinde büyüdüğünü söylemekle annenin çocuğunu ne kadar sevdiğini vurguladıklarını düşünürler. Bir yerden sonra,çocuğun cinsellik ile ilgili hipotezlerine mantık katılır. Çocuk çevreden aldığı bilgileri rasyonalize eder. Bu bilgiler,parça parça, yanlış ya da çelişkili bilgilerdir. Çocuk yetişkinden bunların doğru olup olmadığını öğrenemediği için, kendi olanakları, mantığı ve duyarlılığı ile çözmeye çalışır.


    Çocuğa "nereden geldiği" konusunda bilgi verme yasağı kimi zamanda susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki,çocuk, soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hissedebilir. Sorusuna cevap aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri,esrarlı ses tonlarıyla kendilerini anlatmada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca, "Bununla ilgilenmek yasaktır!"diye anlaşılır. Bu da, çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir. Ama ne yazık ki, yapılanlar hep bir hata duygularıyla karışır. Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir. En kötüsü cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi sonucuna varır. Sonuçta ilgilenilen konunun yasak,pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, birçok yetişkin insanın hayatını etkiler. Çünkü , böyle yasak bir atmosferde hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel hayat,meraklar ve normal ihtiyaçlar,kişiyi ilerde kuracağı evlilikte güzel,sağlıklı,mutlu bir fizik ve sevgi kavramına götüremez.

    Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olaylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine,anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.

    Üç yaşına doğru, çocuklar kız-erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Kız çocuk, erkek çocuğun cinsel organı ile daha erken ilgilenmeye başlar. Kendinde olmadığı için üzüntü duyar ve bunu açığa vurur. Buna tanık olan yetişkinin canı sıkılır. Oysa açıkça dile getirilen duygular için rahatsız olunmamalı,gereken açıklama yapılmalıdır. Açıklama: "Kadının çocuk dünyaya getirmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır"dan daha karmaşık olmamalıdır. Erkek çocuk,kendi cinsel organından gurur duyar. Bu sebeple, kız çocuğununkiyle ilgilenmez, çünkü bunu bir eksiklik olarak görür. Bu olaylara çevre aşırı önem vermezse çevrede vermez.

    Sonuç: Cinsel eğitim ne çok erken, ne de çok geç olmalıdır. Çocuğun gelişim düzeyine uymayan bilgi, güçlük yaratır. Çocuğa istendiği anda basit, kısa, gerçek, endişesiz cevap verilmelidir. Çocuklar bu cevapları unutabilirler,fakat yinelemek gereksizdir. Bilgilerin içselleşmesi için belirli bir zaman gereklidir. Çocuklara verilecek cinsel eğitimde sabırlı ve hoşgörülü olmak, endişeye kapılmamak, onun seviyesine inmek ve olası değişik söz ve davranışları olgunlukla karşılayıp, çözmeye çalışmak, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamının mutlu ve sağlıklı olması bakımından son derece önemlidir.
     
  3. öyküm_benim

    öyküm_benim New Member

    Ynt: Çocukta Cinselliğe İlgi

    Freud ve Psikoseksüel Gelişim Dönemleri

    Sigmund Freud, 6 Mayıs 1856’da şimdi Çek Cumhuriyetinde bulunan Moravia adlı küçük bir kasabada doğmuştur. Tıp Fakültesini bitirdikten sonra nöroloji ihtisası yapmış ve Paris’te bir yıl Jean-Martin Charcot ile çalışmıştır. Fransa’daki eğitiminden sonra Viyana’ya dönmüş ve histerik hastalar ile klinik çalışmasına başlamıştır. 1887 ile 1897 yılları arasında bu hastalar ile çalışması, psikoanalizi geliştirmesini sağlamıştır. Sigmund Freud 23 Eylül 1939 da öldü.

    Freud’un en önemli kuramlarından biri olan Psikoseksüel gelişim dönemleri şöyledir, Oral dönem, Anal dönem, Fallik dönem ve latent dönem. Sizlere ilk olarak Oral dönemi kısaca anlatmaya çalışacağım.


    Oral Dönem (Ağız dönemi)

    Bebeğin ihtiyaçlarının, algılarının ve anlatım şeklinin birincil olarak ağız, dudaklar, dil ve ağız bölgesiyle ilgili diğer organlarla gerçekleştiği ve yoğunlaşmanın bu bölgede artış gösterdiği en erken gelişim dönemidir. Ağız bölgesi ruhsal düzendeki egemen rolünü ortalama olarak yaşamın ilk 18 ayında üstlenir. Susuzluk, açlık, mama ve haz verici dokunma uyaranları, yutma ile ilgili hisler ve doyurulma ağız bölgesi hisleridir.

    Bu dönemde bebek dünyayı ağız yoluyla tanımaya çalışır. Eline geçen herşeyi ağzına yönlendirir, böylelikle onun nasıl bir cisim olduğunu anlamış olur.Bu dönemde bebeğinizin herşeyi ağzının içine sokup durmasının sebebi içinde bulunduğu gelişimsel dönem gereğidir. Endişelenmeyin ama onun nelere erişebildiğine dikkat etmenizi öneririm.

    Bu dönemde anneyle bebeğin ilişkisi çok önemlidir, bebek sürekli olarak oral haz arayışı içinde olacaktır (yemek istemek, meme emmek vb). Bu isteklerinin doyurulması çok önemlidir. Bebeğin annesinden meme emmesi(ruhsal ve fiziksel beslenme) onunla arasındaki bağın güçlenmesine ve düzenlenmesine yol açar. Bu ilişkinin yetersiz veya aşırı olması bebeğin gelişimi ve ruh sağlığı açısında zararlı olacaktır. Freud’a göre oral dönemdeki bu eksiklik ve aşırılıklar bebeğinizin ileride, ileri derecede iyimserlik, narsisizm, kötümserlik (depresif dorumlarda sık görülür) ve devamlı isteme davranışlarında bulunmasına ve genellikle ileri derecede bağımlı ve diğer insanlardan istekte veya böyle bir arayış içinde bulunmasına sebep olur. Bu kişiler özellikte doyurulmak isterler fakat başkalarını doyurmazlar, kendilik saygılarını sağlamak için nesnelere ileri derece bağlanır.

    Oral dönemin başarılı bir şekilde çözülmesi halinde ise, ileri derecede bağımlı ve kıskanç olmadan, diğer insanlara güven duygusu duyarak ve aynı zamanda kendilik güveni ve kendilik önemi duygusunun gelişmesi ile oluşan verme ve alma yeteneklerinin yapılaştığı bir karakter yapısına bağlıdır.

    Anal dönem

    Freuda göre, anal dönem, büzücü kasların (sfinkterlerin), özellikle anal büzücü kasların, nöromüsküler kontrolü kazanması ile belirli olan psikoseksüel gelişim dönemidir. Bu dönemde, dışkının tutulmasında veya dışarı atılmasında istemli kontrol sağlanır.

    Kabaca 1 yaşından 3 yaşına kadar olan bir dönemi kapsar. Anal kontroldeki çatışmalar ve tuvalet eğitimindeki dışkıyı tutma ve boşaltma konusunda ebeveyn ile mücadele birliğinde, ayrılma, bireyselleşme ve bağımsız olma çabalarını da getirir.

    Freud’a göre anal dönem, bağımlılıktan ayrılma ve bağımsızlığı kazanma ile ebeveyn kontrolüne karşı yapılan bir mücadele dönemidir. Aşırı kontrolün (dışkı tutumu) veya kontrolsüzlüğün (dışkı atımı) olmadığı bir durumda büzücü (sfinkter) kas kontrolünün sağlanmasının amaçları ileri derece utanma veya kontrolü kaybedeceği hakkında kendilik kuşkusu olmadan çocuğun özerkliğini kazanmasıdır.

    Bu dönemde sorunlar yaşayanlarda ileride, savrukluk ve pislik, dağınıklık, karşı gelme, öfke eğilimler görülebilir. Anal karakteristikler ve savunmalar en tipik olarak obsesif-kampulsif bozuklukta görülür.

    Anal dönemin başarılı bir şekilde sonlanması kişisel özerkliğin gelişmesini, bağımsızlığı, suçluluk duymadan kişisel girişimcilik kapasitesini, utanma ve kuşkulanma olmadan kendiliğin saptadığı davranış yeteneğini, zıtlıkların (ambivalans) olmamasını ve gerek aşırı inatçılık veya gerekse kendiliği küçük görme hissi olmadan işbirliği kurma yeteneğini sağlar.

    Üretral dönem

    Bu dönem Freud tarafından açık bir şekilde ele alınmamış olmakla birlikte, gelişimin anal ve fallik dönemleri arasında bir geçiş dönemi olarak kabul edilir. Anal dönemin bazı karakteristikleri ile fallik dönemin bazı karakteristiklerini paylaşır.


    Fallik dönem

    Freud’a göre fallik dönem, yaşamın üçüncü yılında başlar ve ortalama olarak beşinci yıl sonuna kadar devam eder. Fallik dönem cinsel ilgilere, uyarılmaya ve genital bölgeye yoğunlaşma ile karakterizedir. Her iki cinsteki çocuklarda penis, ilgi duyulan ana organ olur. Kız çocuklarında penisin olmaması kısırlaştırılmış (kastrasyon) olma gibi düşünülür.
    Fallik dönemde, cinsel organların işlevlerine ilişkin cinsel ve saldırgan içerikli duygular önem kazanır. Oedipus karmaşası farklı cinsten olan ebeveyne karşı cinsel duyguların aynı cinsten olana karşı ise düşmanca duyguların oluşması ile belirlenir. Freud’a göre 3-5 yaş arasındaki çocuğun davranışları oedipus karmaşasının etkisi altındadır. Beşinci yaştan sonra bu etki ortadan kalkar yada bastırılarak yaşam boyu kişiliği etkileyen bir güç olarak kalır.
    Fallik dönem cinsel kimlik hissinin, bunaltı olmadan oluşan merak hissinin, suçluluk duymadan yapılan girişimciliğin, insanlar ve nesneler üzerinde etkili olma hissi ile içsel süreçlerin ve dürtülerin denetim ve kontrolünün oluşmasını sağlar. Fallik dönem sonunda ödipal çatışmanın çözümü, güdü ve dürtülerin düzenlenmesine ve bunların yapıcı sonlanmalara ulaşması için gerekli güçlü içsel kaynakların ortaya çıkmasına bağlıdır. Bu içsel kaynağın düzenlenmesi üstben (superego) ile olur ve üstben ebeveyn şekillerinden sağlanan özdeşimlerle yapılaşır.

    Latent Dönem

    Freud’a göre bu dönemden puberteye kadar Ödipus karmaşası (farklı cinsten olan ebeveyne karşı cinsel duyguların aynı cinsten olana karşı ise düşmanca duyguların oluşması) çözülür ve bu dönemde cinsel dürtüler etkin değildir veya sessiz olduğu bir dönemdir. 5-6 yaşlardan 11-13 yaşlara kadar devam eder. Ödipal dönemin sonlanması ile üstbenliğin (superego) oluşması ve daha sonra benlik (ego) işlevlerinin olgunlaşması, içgüdüsel dürtülerin kontrol edilmesine büyük ölçüde olanak sağlar. Bu dönemde cinsel ilgilerin oldukça sessiz olduğu düşünülür.

    Bu dönemin ana amacı ödipal ihtiyaçlar ile cinsel kimlik rolünün ve cinsel rollerin birleştirilerek pekiştirilmesidir. Öğretmenler ve diğer erişkinler gibi aile dışındaki önemli figürler ile yakın ilişkiler de özdeşim özelliği olarak ödipal işleve eklenebilir.

    Bu dönemde sorun yaşayan çocuklarda kontrolsüzlük, öğrenme ve yeteneklerin gelişmesinde enerjilerin yeteri kadar yüceltilip kullanılmamasına, içsel kontrolün aşırılığa da kişilik gelişiminin olgunlaşmamasına ve obsesif karakter özelliklerinin yaşa göre erkenden ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Son zamanlarda bu dönemde önemli gelişimsel süreçlerin yer aldığı anlaşılmıştır. Bu dönem, psikoseksüel gelişimde daha önce kazanılan edinimlerin bütünleştirdiği ve uyumsal işlevin kurulduğu dönemdir.

    Ceyda Cecan Karakuş
    Uzman Klinik Psikolog
     

Bu Sayfayı Paylaş