Çocuk Hikaye ve Masalları

'Masallar-Hikayeler' forumunda Rose tarafından 29 May 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    YUMİ’NİN BAŞINA GELENLER

    Yumi çok sevimli bir kaplumbağaydı. Parlayan gözleri, sürekli gülen bir yüzü ve sırtında harika işlemeleriyle çok güzel bir kabuğu vardı.
    Fakat Yumi bugünlerde biraz durgundu. Onu üzen bir şey vardı. Annesi Yumi’yi çağırdığında, Yumi gelinceye kadar ne diyeceğinin unutuyordu. Çünkü, Yumi çok yavaş yürüyordu. Arkadaşlarıyla oynamak için sözleşiyorlardı. Ancak, Yumi gittiğinde herkesin dağıldığını görüyordu.
    Aklında bu düşüncelerle yürümeye başladı. Sonra karşıdan hızla kendisine yaklaşmakta olan, tırtılı gördü. Yanına gelince “Ooo… Ne kadar çok ayağın var öyle….” dedi. tırtıl güldü. “Eğer senin kadar çok ayağım olsaydı, belki daha hızlı yürür, oyun yerine arkadaşlarım dağılmadan yetişirdim” dedi.
    Sonra tırtılın yanından uzaklaştı. Ve yanında yürümekte olan tavşanı fark etti. “Ooo… ne kadar uzun kulakların var öyle…” dedi. “Eğer senin kadar uzun kulaklarım olsaydı, annemi daha çabuk duyabilirdim” dedi. Tavşanda anlamıştı, Yumi’nin üzüntüsünü. Tavşanında kendisine ne dediğini duymadan yürüdü Yumi.
    Biraz daha ilerledi ve ağacın altında dinlenmekte olan fili gördü. Ve “Ooo… ne kadar büyük bir burnu var öyle” dedi. Fil duymuştu Yumi’nin dediklerinin. Sonra: “tırtıl gibi çok ayağım, tavşan gibi uzun kulaklarım, birde fil gibi uzun bir burnum olsaydı ne güzel olurdu” diye söylendi Yumi.
    Ertesi gün; tırtıl, tavşan ve fil Yumi’yi ziyarete gittiler. Tırtıl üç çift ayak, tavşan bir çift kulak,filde uzun bir burun yapmıştı Yumi’ye. Tüm bunları Yumi’ye uzatıp “Belki gerçek değil ama senin için yaptık” dediler.
    Yumi, öyle çok sevinmişti ki. Hemen ayakları, kulakları ve kocaman burnu taktı. “Ooo…“ dedi. “Tıpkı sizinkiler gibi, ne güzel” dedi. Ve oradan oraya, sevinçle bağırarak yürümeye başladı.
    Ama, o da ne !.. Yumi yürürken, burnu ve kulakları yere değmiş ve ayaklarına dolanmıştı. Ayakları dolanan Yumi, önce sendeledi, sonra paldır küldür yuvarlandı. Ne olduğunu anlayamamıştı. Tırtıl, tavşan ve fil kahkahalarla gülüyorlardı…
    Yumi, yerden kalktıktan sonra “Evet istediğin şeyler bizde var. Ama seninde sırtında, her zaman yanında olan bir evin var. Bizimse böyle bir kabuğumuz yok. Seni tehlikelerden koruyan, har an yanında olan bir ev! “ dediler. Bunun üzerine Yumi, taktıklarını çıkartıp: “Ooo… doğru, bir daha böyle bir şey yapmayacağım. Evim sayesinde canım yanmadı. Ama bir daha sizlere özenmeyeceğim. Çünkü; benimde evim çok güzel!” dedi..ve gülmeye başladı.
     
  2. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    http://www.4shared.com/file/38420300/f8d64de/Kucuk_Murat.html

    küçük murat
     
  3. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    http://www.4shared.com/file/38418541/9a7fbfc1/Kardesim_Konusacak.html

    kardeşim konuşacak
     
  4. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    http://www.4shared.com/file/38418028/b3326208/cesur_fare.html

    cesur fare
     
  5. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    http://www.4shared.com/file/38416812/9606fe5e/bodur_zurafa.html

    bodur zürafa
     
  6. büşra_5557

    büşra_5557 New Member

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    sağolasın canım çok güzller
     
  7. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    Orman Perisi'nin Gülleri

    Yemyeşil ağaçlarla kaplı ormanın birinde genç bir peri yaşarmış. Bu peri çiçeklerden en çok gülleri severmiş. Evinin bahçesinde renk renk güller yetiştirirmiş. Bu güller o kadar taze ve güzellermiş ki gören herkes perinin güllerine hayran kalırmış. Peri de güllerini çok sever, her sabah onları hem sular hem de onlarla konuşurmuş. Genç peri gülleriyle çok mutluymuş, ama onu üzen bir durum varmış. Peri güllerini çok sevdiği için onların solmalarına dayanamazmış. Güllerin bir süre sonra solması çok doğalmış, fakat genç peri güllerinin solmasına çok üzülüyor, güllerinin hep ilk günkü gibi taze ve diri kalmalarını istiyormuş. Kendi kendine “güllerim hep böyle güzel kalsa! O zaman hiç mutsuz olmam.” diyormuş. Bir sabah çiçeklerini yine sularken perinin dikkatini sarı renkte bir gül tomurcuğu çekmiş. Bu tomurcuk da diğer gül tomurcukları gibi pek güzelmiş. Fakat rengi diğerlerinden apayrıymış. Çok daha güzel ve değişik bir tondaymış tomurcuğun rengi. Bu yüzden, genç peri sarı tomurcuğa daha özenli bakmaya başlamış. Her sabah ona “küçük sarı tomurcuk büyüyecek, kocaman güzel bir gül olacak” diye güzel sözler söylüyormuş. Tomurcuk da bunu anlıyormuş gibi günden güne daha da güzelleşerek büyümüş. Kocaman bir gül olduğunda ise bahçedeki diğer güllerin arasında tıpkı gökyüzündeki güneş gibi ışıldıyormuş. O kadar güzelmiş ki onu görenler sarı güle bakmaya doyamıyorlarmış. Peri de bunun farkındaymış ve çok mutluymuş. Fakat sarı gülün de bir gün solacağını bildiği için, içten içe bir üzüntü duyuyormuş. Aradan bir gün geçmiş, bir hafta geçmiş, bir ay geçmiş. Bu süre içinde bahçedeki bütün güller solmuş, yerlerini yeni tomurcuklara bırakmışlar: güzel, sarı gül dışında! Bir ay geçmesine rağmen sarı gül solmamış, benzersiz güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Peri ilk başta bu işe çok şaşırmış fakat yine de sevinçliymiş. Çünkü güllerinin en güzeli solmamışmış. İyi yürekli peri, her gün onu evinin penceresinden seyrediyor, onu özenle suluyor, ona güzel sözler söylüyormuş. Gel zaman git zaman; peri, bu işten sıkılmaya başlamış. Sarı gül hiç solmuyormuş, fakat bu periye artık mutluluk vermemeye başlamış. Çünkü peri sarı güle dair hiçbir umut taşımıyormuş içinde. Önceden gülleri solduğu vakit, yeni tomurcukların ne zaman çıkacağını merak ederek onlarla sabırla ilgilenir, umutla güllerinin açılacağı zamanı beklermiş. Fakat şimdi sarı gül hiç solmadığı için böyle düşünceleri kalmamış. Bu da periyi bir zaman sonra mutsuz etmiş. Yetiştirdiği güllerinin solmamasını isteyerek ne kadar yanlış düşündüğünü anlamış. Her şeyi doğal haliyle sevmek en güzeliymiş. Bu yüzden o günden sonra orman perisi, doğadaki her şeyi olduğu gibi kabul etmeye karar vermiş. Orman perisi uzun yıllar, bahçesinde yetiştirdiği güllerle beraber evinde mutlu bir hayat sürmüş.
     
  8. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    http://uploaded.to/?id=dyfi6c

    Yeşil Saçlı Kız
     
  9. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    MANDALİNANIN MASALI...

    Bir varmış, bir de yokmuş…
    Zamanlar gelmiş, zamanlar geçmiş.
    İnsanlar gelmiş bu dünyaya, insanlar geçmiş,
    ama bir de hayvanlar varmış, bitkiler, meyveler, ağaçlar…
    Çocuklar, insanoğlu öyle basmış ki dünyanın üzerine, sanki dünyada yalnız insanlar yaşarmış.
    Ama biz yalnızca öyle düşünmeyelim çocuklar, yalnızca insanları değil hayvanları da, yalnız hayvanları değil ağaçları, bitkileri, meyveleri de sevelim.
    Öyle bir sevelim ki, onların da üzülebileceğini ve sevinebileceğini düşünüp Saygı da gösterelim...
    Gelelim, bu haftanın masalına…
    Mandalinanın masalı bu haftaki masalımız…
    Bir zamanlar bir kaplumbağa varmış, kendi halinde sakin mi sakin bir kaplumbağaymış o, adına kapluş diyelim öyle tatlı bir kaplumbağaymış ki…
    Kendi halindeymiş ve tabi çok yavaşmış. ‘Yavaşlık mutluluktur’ dediğinden yaşadığı her şeyi parçalara bölerek yaşarmış. Sakin sakin kalkar ve sakin sakin güne başlarmış. Kafasını yavaşça kabuğundan çıkarır şöyle bir dünyaya bakar yavaşça bir suya yaklaşırmış. Sonra ayaklarını suyun içinde temizlermiş ve yüzünü ağırca suya değdirir yüzünü de suda yıkarmış.
    Kaplumbağa kendi halinde ve mutluymuş mutlu olmasın da bir süre sonra canı sıkılmaya başlamış. Çünkü çok beğendiği ceylan yavrusu onunla hiç mi hiç ilgilenmiyormuş. Çünkü ceylan yavrusu tatlı mı tatlı, çevik mi çevikmiş. Bir süre kaplumbağanın yanına gelmiş ve onunla zaman geçirmiş, kaplumbağanın bilgece sözlerini dinlemiş. Ama sonra sıkılmış ceylan yavrusu, deli gibi koşup zıplamak hayatla şarkı söylemek geliyormuş içinden.
    Şimdi ceylan yavrusunu sorsanız birilerine herkesin yanından zıplayarak geçmiş ve en sevdiği mandalina ağaçlarının yanına gitmiştir. Mandalinalardan bol bol yemiş sonra o tazelikle kelebek arkadaşlarının yanına gidip onların sessiz şarkılarını dinlemeye başlamıştır.
    Kelebek arkadaşlarının masalsı güzelliğine bakıyordur bakmasına da kaplumbağayı da düşünüyordur ara sıra. Ve içinden geçiriyordur:
    ‘Ah şu kaplumbağa da birazcık daha hızlansa birazcık daha hayatla şarkı söylese, beraber mutlu olsak…’
    Kaplumbağa da sanki bu sözcükleri duymuş çocuklar ve bir gün daha bir neşeyle kalkmış. Vücuduna göre daha hızlı hareket ederek, tutmuş mandalina ağaçlarının yolunu. Çünkü duymuş mandalinanın içinde bol vitamin olduğunu ve onun yavaş çalışan vücudunu canlandıracağını…
    Heyecanla sora sora mandalina ağaçlarının yanına gelmiş. Bir bakmış Nefis bir ağaç kokusu, çekmiş içine mandalinaların kokusunu. Hapur hupur yemeye başlamış. Ceylan da habersiz aynı mandalina ağaçlarının yanına gelmiş bir kelebek arkadaşıyla.
    Bir bakmış karşısında kaplumbağa, ceylan sormuş heyecanla:
    -Kaplumbağa ne işin var burada?
    Kapluş cevap vermiş:
    -Önce bu mandalinalardan yiyip vücudumu canlandıracağım sonra da insanların sağlıklı yaşam dedikleri yürüyüşlere katılacağım.
    Ceylan bütün bunların kendisi için yapıldığından habersiz;
    -Neden kapluş demiş neden bu gençleşme çabaları?

    Kapluş;
    -Yok hiç kimse için değil, senin için değil bu gençleşme çabası

    demiş ama ağzından kaçırmış, ceylan için yaptığı gençleşme çabasını. Ceylan akıllı mı, akıllı bakakalmış kelebek arkadaşıyla birlikte;

    Seke seke kelebekle ayrılmış oradan ama gülümsüyormuş. Birinin kendisi için gençleşmeye çabalaması çok hoşuna gitmiş ve kelebeğe sormuş;

    -Kelebek sence kapluşla mutlu olur muyum?
    Kelebek;
    -Herkes mutluluğunu ancak kendi bilebilir
    demiş, uçup gitmiş yanından.

    CEYLAN TEKRAR KAPLUŞUN ORADA OLMASINI HAYAL EDEREK, GELMİŞ MANDALİNALARIN YANINA, BAKMIŞ KAPLUŞ O KADAR ÇOK MANDALİNA YEMİŞ Kİ BAYGIN BAYGIN AĞACIN DİBİNDE YATIYOR.

    Gitimiş kapluşun yanına kalan bir iki mandalinayı da yemiş, ve ne olmuş sonra:

    Size seçenekler;

    Birincisi bol bol mandalina yiyip huzurlu huzurlu yaşamışlar,
    İkincisi ceylan seke seke yine gitmiş uzaklara…

    Sizce hangisi oldu? Çocuklar size demem o ki, her zaman mandalina yiyin kaplumbağa gibi gençleşirsiniz. Ve çocuklar yalnızca dış görünüşe göre arkadaş seçmeyin sonra kelebeğin birden uçup gitmesi gibi siz de ceylan gibi soluğu mandalina ağaçlarının yanında alırsınız…

    Sevgiyle ve mandalinalı günlerle kalın çocuklar, hadi şimdi doğru annenize size bir mandalina vermesi için onlara sevimli bir öpücük de verin…
     
  10. badem

    badem Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    KORKAK TAVŞAN
    Orman kenarında bir Korkak Tavşan yaşarmış. Geceleri gizlendiği ağaç kovuğundan hiç çıkmazmış. Uyurken korkulu rüya gördüğü zamanlar kan ter içinde uyanır, rüyasında gördükleri sanki gerçekten oluyormuş gibi titrer dururmuş. Günlerden bir gün yuvasından fazla uzaklaşmadan yiyecek aramaya çıkmış. Dört beş adım atıp çevresine bakınır, tehlike olmadığına kanaat getirir, öyle ilerlermiş. Ceviz ağacının dalından bir ceviz Korkak Tavşan’
    ın yanı başına düşmesin mi? Korkak, neye uğradığını şaşırmış. Aklı başından gitmiş. Gerisin geriye dönüp arkasına bile bakmadan can derdiyle koşarak yuvasına gelmiş. Kapının sürgülerini takıp, yatağın altına
    saklanmış. Korkak Tavşan’ ın daldan düşen bir cevizden kaçtığını Bilge
    Tavşan görmüş. Yerden cevizi alıp, cebine koymuş. Korkak Tavşan’ ın yuvasına gelmiş ve kapıyı çalmış. “ Tavşan kardeş, kapıyı açar mısın? Ben geldim. Ben Bilge Tavşan’ım. Seninle konuşmak istiyorum.
    Korkak Tavşan, Bilge Tavşan’ ın sesini duyunca rahatlamış. Gizlendiği yatağın altından çıkmış. Kapının sürgülerini çekip kapıyı açmış: “ Hoş geldin Bilge Tavşan..Buyurun, gelin içeriye, size havuç ikram edeyim..”Ev sahibinin bir tabak içinde getirdiği havuçlar yenilmiş. Oradan buradan konuşulmuş. Derken Bilge Tavşan asıl konuya geçme zamanının geldiğine
    karar verip karşısındakini incitmemeye, gururunu kırmamaya, üzmemeye
    dikkat ederek şöyle demiş: “ Sevgili tavşan kardeş, bundan bir saat kadar
    önce orman kenarında gezintiye çıkmıştım. Biraz ilerde sizi gördüm, geliyordunuz. Birdenbire geriye dönüp koşmaya başladınız. Niçin? Acaba ne oldu? Diye merak ettim. Geçerken uğrayıp sorayım dedim. “ Korkak Tavşan ezile büzüle: “ Şey… Bilge Tavşan “ demiş. “ Ağaçtan üstüme bir aslan atladı.Yan tarafıma düştü. İkinci hamleyi yapmasına fırsat bırakmadan kaçtım. “
    Bilge Tavşan: “ Sen hiç merak etme, tavşan kardeş. Ben o aslanı yakalayıp cezasını verdim. İşte burada…” demiş ve cebinden çıkardığı cevizi tabağın içine bırakmış.
    Korkak Tavşan: “ Aaa!..Bu aslan değil, ama bu bir ceviz…” demiş.
    Bilge Tavşan: “ Tavşan kardeş, ceviz ağacının yanından geçerken daldan bu ceviz düştü. Her an karşına bir aslan veya bir yılan çıkacakmış gibi dört beş adımda bir durup bakınarak yürürken, daldan düşen bu cevizi sana saldıran aslan zannettin. Gereğinden fazla korktun. Dikkatli olmak, tehlikelerden belli ölçüler içinde sakınmak gerçekten her zaman her yerde faydalıdır. Fakat çeşitli alışkanlıklarda olduğu gibi korku eyleminde de aşırıya kaçmak, fazla önem vermek doğru değildir. Hepimizin korktuğu bir şeyler vardır. Korkulması gereken, bize zararlı olabilecek durumlar sayılamaz. Korku beyinde düşüncedir, kurtulursun. Evet, sevgili tavşan kardeş, artık yalnız değilsin. Ben varım. Sana yardım edeceğim ve ikimiz el ele verip bu korkaklık illetini söküp atacağız. Var mısın? “ demiş ve elini uzatmış.
    Korkak Tavşan: “ Varım, Bay Bilge. Bundan sonra korku kelimesini aklımdan sildim. Korkmıycam işte, ne olacaksa…” demiş ve Bilge Tavşan’ ın elini sıkmış. Aradan bir yıl geçmiş. Korkak Tavşan artık ormanda yokmuş, yerine Cesur Tavşan varmış. Üstün cesareti sayesinde “Tavşanların Başkanı “ olmuş. Ormandaki hayvanlar arasındaki konuşmalarda bazı hayvanlar gecenin karanlığında, ormanın derinliklerinde bir tavşanı yalnız başına dolaşırken gördüklerini yeminler ederek anlatırlarmış.
     
  11. gd

    gd Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    Keçi Yavruları İle Kurt

    Bir varmış, bir yokmuş… Bir keçi ile yedi tane yavrusu varmış. Her gün otlamaya giden keçi, memelerini sütle doldurduktan sonra kulübeye dönermiş.

    Oğlaklar da annelerinin memelerini büyük bir iştahla emermiş.
    Keçi evden çıkarken; Güzel yavrularım! dermiş. Benden başka hiç kimseye sakın kapıyı açmayın! O civarda yaşayan kötü bir kurt varmış, Oğlakları yemek istiyormuş.
    Keçinin evden çıktığını görünce kapıyı tıklamış, içerdeki oğlaklar hep bir ağızdan Kim oo! demişler.

    Kurt cevaplamış ;
    Açın kapıyı yavrularım!
    Ben sizin annenizim,
    Oğlaklar Sen bizim annemiz olamazsın! demişler.
    Çünkü senin sesin annemizin sesinden daha kalın.

    ” Kurt bir koşu gidip kümesten yumurta çalmış ve hemen içivermiş. Sesi biraz incelince oğlakların kapısını tekrar çalmış.
    Açın kapıyı yavrularım! demiş, Ben sizin annenizim.

    Oğlaklar sormuş; “Sesin, annemizin sesine benziyor, ancak ayaklarını göster de bakalım annemiz misin?Kurt kapının altından ayaklarını gösterince, oğlaklar; “Sen bizim annemiz olamazsın!” demişler. “Annemizin ayakları beyaz, sizin ki ise simsiyah.”

    Kurt değirmene koşmuş hemen. Ayaklarını unların içine batırıp, iyice beyazlattıktan sonra oğlakların kapısına dayanmış. Kapıyı tıklatıp; “Açın kapıyı yavrularım!” demiş, “Ben geldim.” Oğlaklar cevaplamış;

    “Ayaklarını göster de, annemiz misin, görelim.” Kurt ayaklarını kapının altından uzatmış.
    Oğlaklar bakmış ki, pamuk gibi bembeyaz bir çift ayak. Annelerinin geldiğini düşünüp kapıyı açmışlar. Kurt içeri girer girmez oğlakların üzerine saldırmış. Yedi tane yavrunun altı tanesini hemen yutuvermiş. Bir tanesi ise masanın altına girerek saklanmış.

    Akşam keçi eve gelince kapı­nın açık, içerde de kimseciklerin olmadığını görmüş. Telaşla sağa sola koşarken, birden bir ağlama sesi duymuş. Masanın altına bakınca, korkudan büzüşmüş ağlayan yavrusunu görmüş. Kucağına alıp sormuş; ” Diğer kardeşlerine ne oldu?”

    Minik yavru, hem hıçkırıklarla ağlıyor, hem de anlatıyormuş. Anneciğim! Kurt bizi kandırıp kapıyı açtırdı. Diğer kardeşlerimi yuttu. Ben de saklanıp kurtuldum. Keçi; “Sen hiç üzülme yavrucuğum” demiş, “Kardeşlerini kurdun karnından kurtaracağım.

    Eline iğne, iplik ve makas alan keçi, yavrusunu da yanına alarak dereye doğru yönelmiş. Tahmin ettiği gibi, kurt dere kenarında uyuyormuş. Hemen kafasına vurup bayıltmış. Sonra da karnını makasla kesmiş. Kurdun karnından altı yavrusunu da sıra ile çıkarmış. Hepsi de sağ oldukları için annelerine sarılmışlar.

    Keçi, kurdun karnını taşla doldurup, iğne ve iplikle tekrar dik­miş. Mutlu bir şekilde kulübelerine dönmüşler.Bir süre sonra uyanan kurt, ayağa kalkmak istemiş. Çok zor da olsa ayaklanmış, ama bu kez de taşların ağırlığından fazla yürüyemeyip yere yığılmış. Böylece cezasını çekmiş.
     
  12. gd

    gd Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    Güvercin İle Dertli Baykuş

    Ormanın en kederli, en üzüntülü kuşudur baykuş. Her zaman acılı bir ifade vardır yüzünde. Bu somurtkan kuş, hiç bir zaman neşe nedir bilmez, oyun oynamaz, şarkı söylemezmiş.

    Bir gün neşe içinde şarkı söyleyen güvercin, bir dalın üstündeki kederli baykuşu görüp sormuş; “Neden hep böyle üzüntülüsün baykuş kardeş? Bu güzel bahar gününün coşkusunu, neşesini hissetmiyor ve hiç sevinmiyorsun, Seni üzen şeyi, doğrusu çok merak ediyorum.”

    Baykuş; “Çok yaşlıyım!” demiş, “Hem sadece yaşlı olsam neyse, hastayım ve çok da yalnızım

    Güvercin tekrar sormuş; “Peki senin çocukların, torunların, akrabaların yok mu?”

    Baykuş cevaplamış; “Çoluk çocuğumun olması için evlenmem gerekirdi, ancak ben öyle sıkıya gelemem. Çoluk çocuk derdiyle uğraşamam. Akrabalara gelince, onların hepsiyle aram kötüdür.”

    Güvercin baykuşun bu sözleri karşısında çok şaşırmış; “Peki!” demiş, “Dostun da mı yok? Hiç arkadaşın olmadı mı senin?”
    “Arkadaşlar dert açmaktan başka bir işe yaramaz.” demiş baykuş.

    Güvercin baykuşun neden yalnız ve üzüntülü olduğunu anlamış. Ama yine de, sevdiği birisinin olabileceğini düşünüp sormuş; “Hayatında kiç kimseyi sevmedin mi?”

    “Asla!” demiş baykuş. “Ben hiç kimseyi sevmem.”
    Güvercin; “Sen yalnızlığı da, üzüntüyü de hakediyorsun arkadaş! demiş, “Öyleyse, neden halinden şikayet ediyorsun ki?”

    Güvercinin aklına, çok sevdiği dostları, arkadaşları, akrabaları gelmiş. Onlar olmazsa bu hayatın ne değeri olurdu ki!” diyerek, kanat çırpıp uzaklaşmış oradan.
     
  13. gd

    gd Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    Büyülü Kuğular

    Bir varmış bir yokmuş… Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde, yemyeşil bir ülkenin mutlu bir kralı varmış. Kral bu mutluluğunu, çok sevdiği kraliçeye ve dört çocuğuna borçluymuş

    Bir gün kraliçe hastalanmış. Ülkenin bütün doktorları toplanmışlar, ama kraliçeyi bir türlü iyileştireme-mişler. Sonunda kraliçe ölmüş. Herkes bu iyi yürekli kraliçenin arkasından günlerce yas tutmuş. Kral, sevgili kraliçesine ve öksüz kalan çocuklarına çok üzülüyormuş. Çocuklar çok küçük olduklarından, bakıma ve sevgiye ihtiyaçları varmış. Ama kral saraya, bir üvey anne getirmek istemiyormuş.

    Sonunda ölen kraliçenin kızkardeşi gelmiş akıllara. Kralın evlenebileceği uygun birisiymiş o. Üstelik çocukların teyzeleri olan bu kadın çocukları, çocuklar da teyzelerini çok seviyormuş. Hemen düğün hazırlıklarına başlanmış.

    Kral, ölen eşinin kız kardeşiyle evlenivermiş. Kısa zamanda saray yine o eski güzel günlerine kavuşmuş. Çocuklar neşe içinde oynuyorlarmış artık.

    Bir zaman sonra kraliçe, çocuklara gösterilen sevgiyi kıskanmaya başlanmış. Öyle ki bu kıskançlığı, onu yakıcı bir ateş gibi sarmaya ve bütün zihnini meşgul etmeye başlamış. Daha fazla dayanamayan kraliçe, çocukları saraydan uzaklaştırmaya karar vermiş.

    Ne de olsa onlar kız kardeşinin çocuklarıymış, öldürmeye de gönlü razı olmamış

    Bir gün çocuklara; “Sevgili yavrularım! demiş, “Uzun zamandır sarayda sıkıldınız. Ben arabayı hazırlattım. Göl kıyısına gidip eğlenmeye ne dersiniz?”

    Çocuklar bu teklife çok sevinmiş. Neşe ile arabaya binmişler. Ormanın iç kısımlarında ki göl kıyısına geldiklerinde, kraliçe arabayı durdurmuş. Çocuklar göle girmişler. Gölün serin ve tatlı sularında eğlenip şakalaşı-yorlarmış. Bütün kalbini kötülük kaplamış olan kraliçe ise, öğrendiği büyüyü yapmaya başlamış. Çantasından çıkardığı bir karışımı suya döken kraliçe bir yandan da şöyle söyleniyormuş; “Göldeki dört çocuk, insan kılığından çıkıp kuğu olsun. Üç yıl burda, üç yıl doğu denizinde, üç yıl da batı denizinde kalsınlar. Aradan dokuz yıl geçtikten sonra her tarafı davul sesleri kaplasın. Davul seslerini duyan kuğular uyanıp insan olsunlar.”

    Gerçekten de kraliçenin büyüsü hemen etkisini göstermiş. Çocuklar birer kuğu olup gölde yüzmeye başlamışlar. Üvey anne saraya, yanında çocuklar olmadığı halde dönmüş. Krala da; “Onları göle götürmüştüm, fakat kayboldular.” demiş.

    Kral bu habere çok üzülmüş. Hemen göle koşmuş. Ancak gölde dört kuğudan başka kimsecikler yokmuş. Günlerce ülkesinde aranmadık yer bırakmayan kral, çocuklarının izine rastlayamamış.
    Tekrar göl kıyısına giden kral üzgün bir şekilde gezinirken, kuğuların kendisine doğru gelmekte olduklarını görmüş. Krala yaklaşan kuğular hep bir ağızdan; “Sevgili babacığım!” demişler. “Biz senin çocuklarınızız. Teyzemiz bizi büyü ile bu hale getirdi.”
    Kral bu habere çok sevinmiş. He-men ülkenin bütün büyücülerini huzuruna çağırtıp; “Çabuk bu kadını karga kılığına sokun!’ emrini vermiş, “Çok çirkin bir karga olsun ve ömrü boyunca öyle kalsın. Göldeki kuğular ise benim ço-cuklarımdır. Onları da eski haline getirin! Kraliçeyi karga kılığına sokmak büyücüler için zor olmamış. Ancak kuğuları eski hallerine getirmeyi başaramamışlar.

    Kral göl kıyısına taşınarak, kuğuların, yani sevgili yavrularının yanında yaşamaya başlamış. Üç yıl sonra, kuğular uçup doğu denizine doğru yol almaya başlamışlar. Kral da beraber gitmiş, Üç yıl doğu denizinde kalmışlar. Üçüncü yılım sonunda havalanan kuğular, bu kez de batı denizinin yolunu tutmuşlar. Kral da, bütün adamlarıyla birlikte peşlerinden gidiyormuş.

    Batı denizinde geçirilen üç yılın sonunda her tarafı davul sesleri kaplamış. Davul seslerini duyan kuğular, üç delikanlı ve bir genç kız olarak insan haline dönüşmüşler. Çünkü aradan dokuz yıl geçtiği için, çocuklar büyümüş.
    Kral ve bütün ülke halkı çok sevinmiş. Kırk gün kırk gece şenlikler düzenlenip eğlenmişler. Sonraki günlerde kral, oğullarını güzel kızlarla, kızını da yakışıklı bir prensle evlendirmiş.
    Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
     
  14. gd

    gd Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    Balıkçıl Kuşu İle Yengeç

    Bir zamanlar, yemyeşil sahilleri ve yüzlerce çeşit balığı olan güzel bir göl varmış. Gel zaman git zaman, gölün yeşil sahilleri kurumaya, suyu da gittikçe azalmaya başlamış. Başta balıklar olmak üzere, gölde yaşayan bütün hayvanlar endişelenmeye başlamışlar.

    O günlerde gölün çevresinde bir balıkçıl kuşu görülmeye başlamış. Bir gün, bir grup göl canlısına yaklaşan balıkçıl; “Vah zavallılar vaah!” demiş, “Yakında göl kuruya cak sizler de öleceksiniz. Ben bu duruma çok üzülüyorum. Şu dağları görüyor musunuz? İşte o dağların arkasında “büyük ve çok güzel bir göl var. Oraya gidebilseniz eğer.

    Balıkçıl kuşunu dinleyen göl canlıları; “Bizim oraya gitmemiz imkansız, başka bir çare bulmak zorundayız.” demişler.
    Balıkçıl; “Aslında sizin oraya gitmenizin bir yolu var, ama bunu size nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum.” demiş.
    Birden heyecanlanan göldeki canlılar; “Hadi söyle, söyle!” diyerek balıkçıl kuşuna yaklaşmışlar.

    Balıkçıl; “Bu günlerde yapacak fazla işim yok. Her gün birkaçınızı sırtıma alarak o göle götürebilirim.”
    Bu haber kısa bir zaman içinde bütün göl canlıları arasında yayılınca, uzun tartışmaların yaşandığı bir toplantı yapıp balıkçıl kuşunun teklifini kabul etmişler. Balıkçıl kuşu sabah, öğlen ve akşam olmak üzere, tam üç vakit sırtına aldığı balıkları dağların arkasındaki göle taşımaya başlamış.

    Bir gün, kendisine sıra geldiği için balıkçıl kuşunun sırtına bir yengeç binmiş. Oldukça keyifli bir yolculuktan sonra dağların zirvesine ulaşmışlar. Balıkçıl gittikçe alçalıyor, yengeç ise çok dikkatli bakmasına rağmen gölü bir türlü göremiyormuş.
    Yere inmek üzereymişler ki, yengeç birden birşeyler farketmiş. Daha dikkatlice bakınca her tarafın balık kılçıkları ile dolu olduğunu görmüş…
    Hemen bir çare düşünüp kıskaçlarını balıkçılın boynuna geçirmiş, zehirini akıtıp öldürmüş onu..
    Böylece bu düzenbaz kuşun elinden, diğer balıkları kurtarmış.
     
  15. gd

    gd Guest

    Ynt: Çocuk Hikaye ve Masalları

    Ayağına Diken Batan Karga

    Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir karga varmış. Bu karga çok yaramaz, hiç yerinde duramazmış. Daldan dala uçar, sonra da çok sevdiği yaban güllerine konarmış. Yine bir gün bir gül ağacına konmuş. Güller o kadar güzel kokuyormuş ki, karganın aklı başından gitmiş. Bilemeden bir dikenin üstüne basmış. Diken karganın canını çok acıtmış. Ama olsun, çok sevdiği gülün dikeniymiş bu. Ayağından çıkardığı dikeni atmaya kıyamamış. Yanında da saklayamadığı için götürüp bir nineye vermiş ve; “Nineciğim!” demiş, “Bu dikeni benim için saklar mısın?” Nine dikeni alıp saklamış, ama karganın işine de pek akıl erdirememiş doğrusu Aradan uzun bir zaman geçmiş. Bir aksam nine, kandili yakmak isterken, kandilin fitili takılmış. Karganın verdiği diken gelmiş aklına. Lambanın fitilini dikenle çıkarmış, ancak diken de yanıp kül olmuş. Tam o sırada karga, “gaak!” demiş gelmiş. “Nineceğim!” demiş “Dikenimi almaya geldim.

    Nine olanları kargaya anlatmış. Karga bu, dinler mi hiç? “Ya dikenimi, ya kandili. Ya dikenimi, ya kandili…” diye tutturmuş. Üstelik bağırıp çağırıyormuş da. Nine çaresiz kandili kargaya vermiş. Karga uçup gitmiş. Bir bahçede çalışan yaşlı bir kadın görünce yanına varmış. “Nineciğim!” demiş, “Su kandili benim için saklar mısın?” Yaşlı kadın kabul etmiş, karga da gitmiş. Nine bir akşam ineği sağmaya giderken, karganın kandilini yakıp gitmiş ahıra. İneğin arka tarafına koyup, başlamış süt sağmaya, inek ilk defa gördüğü kandili kimbilir ne zannetmiş ki, vurup tekmeyi parçalamış. Tam o sırada karga gelmiş. Nine olanları anlatmış

    ama, karga bu dinler mi? Durmadan; “Ya kandili, ya ineği. Ya kandili, ya ineği…” diye söylenip durmuş. Nine karganın sızlanmasına dayanamayıp ineği ona vermiş. Karga ineği alıp götürmüş. Gördüğü bir başka yaşlı kadına; “Nineciğim!” demiş, “Benim için bu ineği saklar mısın?” Nine kabul edince, karga da uçup gitmiş. Nine ineği alınca, sütünü sağıp yoğurt, yağ ve peynir yapmış. Kendileri yemişler, komşulara da dağıtmışlar. Ninenin oğlunun düğünü olacakmış. Nine bakmış ki karga ortalarda yok; “Şu ineği kesip düğün yemeği yapayım bari.” diyerek ineği kesmiş. Bütün misafirler yiyip doymuş. Karga, etin kokusunu alır da durur mu, hemen koşup gelmiş. “Ben ineğimi almaya geldim!” demiş. Ninenin rengi atmış, benzi solmuş. Durumu kargaya anlatmış, ama karga anlamak istemiyor, durmadan bağırıp çağırıyormuş. Nine çaresiz; “Ya ineğimi, ya gelini. Ya ineğimi, ya gelini…” diye gak’layan kargaya, gelinini vermiş.

    Karga gelinin koluna girip yürümeye başlamış. Az gitmişler, uz gitmişler. Dere tepe düz gitmişler. Sonunda bir çobanla karşılaşmışlar. Çoban da bir yanık kaval çalıyormuş ki, sormayın. Karganın bile çok hoşung gitmiş. Bir kendi sesine, bir de kavaldan çıkan sese bakan karga, bir “aah!” çekmiş. Bir süre durup dinlemişler. Sonunda karga çobana yaklaşıp; “Çoban kardeş!” demiş, “Gel sen şu gelini al da, elindeki kavalı bana ver. Gelin sana, kaval da bana yakışır.” Çoban bu teklife çok sevinmiş. Karga gelini verip de kavalı alınca, başlamış kavala üflemeye, Dalga geçmiş tüm dünyayla. Hem çalıyor hem söylüyormuş; “Dikeni verip kandili aldım. Kandili verip ineği aldım, ineği verip gelini aldım. Gelini verip kavalı aldım. Düttürü düttürü düttürü düt. Düttürü düt düttürü düt…”
     

Bu Sayfayı Paylaş